Sevgili İlber Ortaylı’nın kaybı, kişisel olarak dostlarını üzdüğü kadar ülkemiz için de büyük bir kayıp. Kanaatimce bazı insanlar fiziken yok olsalar da ölmezler. Bir insanın ölümü, adının son kez söylenmesi ile olur. Bence İlber Ortaylı ölümsüz bir insan olma şerefine kavuşmuştur. İnsanlık var oldukça adıyla yaşayacaktır. Darısı ona gıpta edenlerin başına. İlber Ortaylı ile tanışmamıza vesile olan sevgili Sevgi Gönül’dür. Sanırım 1995 yılıydı. Sadberk Hanım Müzesi’nde karşılaştık, bir süre sohbet ettik. O sırada Sevgi-Erdoğan Gönül’ün Kandilli’deki evinin projelerini hazırlıyordum. Daha önce Sevgi-Erdoğan Gönül’ün Antalya Kaleiçi’ndeki evlerini restore etmiştim. İlber, o evde misafir olduğunu, çok hoşuna gittiğini söyledi ve beni kutladı. Bunun üzerine ona Siyasal Bilgiler Fakültesi maceramı anlattım; geçmişte bir dönem aynı okulda okumuştuk. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okumaya hak kazanmıştım, ancak gerek okulu gerekse Ankara’yı sevemedim. Bir yıl sonra İstanbul’a dönüp mimarlık eğitimi almaya başladım. Bu serüvenimi anlatınca, “İyi seçim yapmışsın, hayat boyu keşke demek yerine, sevdiğin bir mesleği yapıyorsun ne mutlu sana” demişti. Kısa süreli bir sohbet sırasında başta “Siz” diye başlayan konuşmamız çok geçmeden “Sen”e dönüşmüştü. Sohbetlerimiz Sık sık geldiği İstanbul’da buluşup sohbet ederdik. Bir süre sonra evimizdeki yemeklere katılmaya başladı. Bizim evdeki zeytinyağlı yemeklere, özellikle de yaprak sarmasına dayanamazdı. Gece yarılarına kadar süren yemekler boyunca hemen her konuda sohbet eder, her şeyi konuşurduk. Keyiflenince eliyle ağzını kapatarak gülmesini hiç unutamam. Bilimsel bilgisinin yanı sıra kimin kim olduğunu da iyi bilirdi. Hiç duymadığımız dedikoduları anlatır, bizleri zaman zaman gülme krizine sürüklerdi. Müthiş bir hafızası vardı. Sanırım bu ender bulunan hafıza onun altı-yedi dili akıcı bir şekilde konuşmasına yardımcı olmuştu. Bazı günler yabancı konukların da bulunduğu sofrada bizimle Türkçe konuşurken, yanında oturan bir dostumuzla İngilizce, onun yanındakiyle Fransızca konuştuğunu hayretle izlerdik. Sevgi Gönül onun bu yeteneğine ve onu geliştirmesine hayrandı. Hatta onu şaşırtmak için bir kere “İlber’in konuştuğu her dilden birer karı-kocanın bulunduğu bir sofra kuralım, merak ediyorum bir anda altı-yedi dili birbirine karıştırmadan nasıl konuşacak?” demişti, olmadı. Böylesi bir sofrada bulunmak isterdim. İlber Ortaylı’yı imtihan etmek için değil, bizim insanımızın ne kadar yetenekli ve donanımlı olduğunu görmek, hemen her milletten kişilerin bulunduğu böyle bir sofranın keyfini sürmek isterdim. İnsani yönü İlber, yaşı ilerledikçe bazı şeylere karşı daha tahammülsüz oldu. Zaman zaman konuşmaları sırasında yüzü ekşirdi. Sanırım o sırada “Bu kadar cahil insanın içinde benim ne işim var?” diye düşünürdü. Ancak bir süre sonra konuşmayı dedikodu mecrasına sürükler, şen kahkahalar atmaya başlardı. Bilgisinin ve güçlü hafızasının yanı sıra müthiş zeki bir insandı. Zaman zaman zorla yapmaya mecbur olduğu bazı işleri zekâsıyla eğlenceli bir hâle dönüştürürdü. “Şimdi bu insanla alay mı ediyor, teklifini mi değerlendiriyor?” diye düşünmenize yol açardı. Hayatı bildiği gibi yaşamak Onun hayatını dilediği ve arzu ettiği gibi yaşadığını düşünüyorum. Şeker hastasıydı, Çengelköy’deki Seval Pastanesi’ne gelir ve en az üç porsiyon keşkül yermiş. Bir gün bunu duyunca pastanedeki dostlarıma “Bir porsiyondan fazla vermeyin” dedim. İki-üç gün sonra beni aradı, gülerek “Sen benim keyfimin kahyası mısın? İster iki ister üç yerim. Tembih etmişsin, bir tane verdiler, tadı damağımda kaldı” demişti. Dostluğu ve zarafeti Zaman zaman bazı konularda ona danışma ihtiyacı duyar ve telefonla arayıp sorardım. “Müsait misin?” dediğimde “Her zaman” derdi. İşini gücünü bırakır, sorularıma cevap vermeye çalışırdı. Bazı açıklamaları bana doğru gelmediğinde araştırır, ona geri döner ve “Anlattıklarının bazıları hakkında şüphem var. Sen şöyle şeyler söyledin, ben öyle olmadığını düşünüyorum” dediğimde, önce “Ben öyle söylemedim, sen yanlış anlamışsın” der, sonra da “O sırada şekerim yükselmiş olabilir, sen haklısın” diyerek konuşmamızı yumuşatırdı. İlber zaman zaman benim gözüme “Yaramaz bir çocuk” gibi görünürdü. Sanırım çocukluk ve gençlik döneminde bilgi birikimi sağlamak, lisan öğrenmek için çok çalışmış ve çocukluğunu tam anlamıyla yaşayamamıştı. Yoksa mizacı mı böyleydi, buna karar veremedim. Bir yaz Ayvalık Cunda Adası’nda yazlıkta kalan annesiyle tanıştım. Zaman zaman İlber’in de geldiği olurdu. Müthiş disiplinli bir anne izlenimi veriyordu. Onun yanında İlber birdenbire küçük bir çocuk olur, iri cüssesiyle uyumlu olmayan bir sessizliğe bürünürdü. Kültür insanı Son zamanlarda popülerliği inanılması güç bir şekilde arttı. Çoğu insanın söylemek isteyip söyleyemediği bazı şeyleri lisan-ı münasip ile söyleme yeteneği onu popüler hâle getirmişti. Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı olduğu dönemde tam da aradığını bulmuştu. Çalışma ortamı meraklı, iyi eğitim almış kişilerden oluşuyordu. Hemen her gün çok sayıda yabancı ile zaman zaman da dünyaca tanınmış politikacı veya meşhur insanlarla karşılaşıyordu. Çevresinde imrenilecek bir hâl oluşturmuştu. Yedi yıl büyük bir emek ve heyecanla sürdürdüğü bu görevden yaş haddi nedeniyle emekli olunca büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Bence haklıydı da ancak popülaritesi öylesine artmıştı ki dönemin bakanı bile onun yanında sönük kalıyordu. Haksız eleştiriler Gelişmiş diye nitelediğimiz ve çoğu zaman o düzeye erişemediğimiz için üzüldüğümüz ülkelerde bu gibi değerli insanlar emekli olmazlar. Akıl ve beden sağlıkları elverdiği sürece görevlerine devam ederler. Bizde ise insan kıymeti bilinmez, yetenekli ve çalışkan insanları kıskanır ve bir an önce yok etmek için uğraşırız. İlber’in emekli olması için uğraşanları bugün hatırlayan yok, ama onu hedef alarak yol açtıkları zarar büyüyerek devam ediyor. Onun emekli olması popülaritesini artırdı gerek yurt içi gerekse yurt dışı konferansları çoğaldı. Kitaplarının sayısı arttı. “Yeter artık, bizi gölgede bırakıyor, ortadan çekilsin!” diye yaptıkları eylem, onun toplumla daha güzel ve sıcak ilişkiler kurmasını sağladı. Daha önce de söylediğim gibi sözünü esirgemezdi. Bundan faydalanmayı düşünen bazı insanlar onun arkasına saklanarak sosyal medyada açıklamalar yapmaya başladılar. Bu durumdan şikâyetçiydi; “Söylemek istediği sözü olan kendi söylesin” derdi. Az sayıda da olsa vefatının ardından bazı insanlar akıl almaz suçlamalarda bulunmaya başladılar. Bizim inancımız kimsenin arkasından, hele de vefat eden bir insanın ardından konuşmayı men eder. Ayrıca bu tür davranışlar ahlaki olarak ayıptır. Dilimizde bunu ifade eden bir deyiş vardır. “Şecâat arz ederken merd-i Kıptî sirkatin söyler.” Bir ‘Çınar’ın ardından İlber’in vefat ettiğini duyduğumda birden içimde bir şey kırıldı. O sırada gelen bir mesajda, “Yaprak dökümü, birer birer düşüyorlar” anlamına gelen bir baş sağlığı okudum. Bir an durup düşündüm, o bir yaprak değildi; hepimizin gölgesinde toplandığı büyük bir “Çınar Ağacı” devrilmişti. İlber Ortaylı gibi insanlığın yüz akı olan kişiler, kolay kolay yetişmiyor. Bu seviyede bilgi sahibi olmak, altı-yedi dile nitelikli düzeyde sahip olmak için çok çalışmak ve gençliğin en güzel günlerini bu uğurda geçirmek gerekiyor. Çalışmadan, yalnızca kulaktan duyma bilgiyle bir şey olmak mümkün değil. Ne yazık ki bu tür yollarla eriştikleri bilgiyle bir şey olduğunu sanan insan sayısı çoğaldı. Üstelik bunların büyük bir bölümü de topluma yön vermek iddiasını taşıyorlar. Sevgili İlber Ortaylı’nın kaybı, kişisel olarak dostlarını üzdüğü kadar ülkemiz için de büyük bir kayıp. O ülkesini ve ülke insanını seven, onu ayrıştırmak için değil, birliğin sağlanması için çalışan bir insandı. Allah rahmet eylesin, yaşadığım süre boyunca onun eksikliğini hissedeceğim. Bir dönem birlikte çalışma fırsatına sahip olduğum ve onunla dost olma imkânı bulduğum için kendimi şanslı sayıyorum. Kanaatimce bazı insanlar fiziken yok olsalar da ölmezler. Bir insanın ölümü, adının son kez söylenmesi ile olur. Bence İlber Ortaylı ölümsüz bir insan olma şerefine kavuşmuştur. İnsanlık var oldukça adıyla yaşayacaktır. Darısı ona gıpta edenlerin başına. Hayat bizlere bazen böyle acı kayıplar yaşatırken, bayramlar birlikte olmanın ve kıymet bilmenin değerini hatırlatır. Bu vesileyle Ramazan Bayramı’nın ülkemize ve tüm insanlığa sağlık, huzur ve barış getirmesini diler, herkesin bayramını en içten dileklerimle kutlarım… Tarih sevgisi Geçmişte Ahmed Refik (Altınay), Reşad Ekrem Koçu gibi tarihçilerin yaptıkları işi İlber Ortaylı çok daha ileri bir seviyeye taşıdı. Konferansları, televizyon programları, kitapları ülkemiz insanının tarih sevgisini artırdı, merakını körükledi. İnsanlarımızın yalnızca duydukları ile değil okudukları ile de bilgi sahibi olmalarına katkıda bulundu.