Almanya’da koalisyon bir krizden diğerine

İki hafta önce Almanya’nın yönetiminde 100’üncü gününü geride bırakan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) koalisyon hükümeti kendi içindeki ilk büyük krizi atlattı. SPD’li Savunma Bakanı Boris Pistorius’un hazırladığı yeni temel askerlik yasa taslağı kabul edildi. Daha koalisyon pazarlıkları sırasında anlaştıkları gibi yeni yasa Almanya’nın “acil” asker ihtiyacını önce gönüllülük temelinde karşılayacak, eğer bu yolla yeterli asker bulunamazsa 2011’de rafa kaldırılan zorunlu askerlik sistemine geri dönülecek. Krize neden olan tartışma CDU’lu Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un bu yöntemin ülkeye büyük zaman kaybettireceği gerekçesiyle tasarıyı veto edeceğini açıklaması üzerine çıkmıştı. GÖNÜLLÜ ASKERLİK AŞAMASI Aslında göreve ilk getirildiğinde Almanya’yı “yeniden savaşabilir hale getirmeyi” hedefleyen ve bu doğrultudaki çalışmalarıyla ana akım medyanın desteğini alarak ülkenin “en sevilen politikacısı” ilan edilen Pistorius’un da kendi tasarısındaki “önce gönüllü askerlik” önerisinin sonuç vereceğine inanmadığı ve güvenmediği biliniyor. Ancak hem kendi partisinin hem de kamuoyunun büyük bir bölümünün karşı olduğu “zorunlu askerlik” konusunda radikal adımlar atmaktan çekiniyor ve böyle bir ara yöntem öneriyor. Öte yandan süren tartışmalar hükümetin büyük ortağı Hristiyan demokratların, küçük ortak SPD’nin sağcı kanadının da desteğiyle Savunma Bakanı’na yönelik baskıları sürdüreceğini gösteriyor. Ana akım medyanın da katkısıyla sanki Rus orduları Almanya sınırına dayanmış ya da kısa zaman içinde Almanya’yı da içine alacak büyük bir saldırıya geçecekmiş gibi sürdürülen bu tartışmalar, yeni yasadaki  “gönüllü askerlik” aşamasının çok kısa süre içinde “yetersiz” ilan edilmesine ve zorunlu askerliğe geçilmesine yol açabilir. Askerlik konusundaki kriz geride kalırken ülke Başbakan ve CDU Genel Başkanı Merz’in başlattığı “sosyal devlet” tartışmasıyla daha köklü, daha ağır yeni bir koalisyon krizine doğru ilerliyor. Ülke ekonomisinin ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana merkez sağ ağırlıklı hükümetlerin de övünerek savunduğu “sosyal devletin” artık iflas ettiğini savunan Merz, bu tartışmayı SPD’li ortaklarının bu konuda ödünler vermesi gerektiğini ve onları bu doğrultuda davranmaya zorlayacağını açıklayarak başlattı. Merz’in bu çıkışı aynı zamanda kısa bir süre önce yeni bir vergi tartışması başlatan SPD’li Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı (aynı zamanda SPD’nin Genel Başkanı) Lars Klingbeil’e de cevap anlamına geliyor. Klingbeil, yaptığı bir açıklamada bütçenin açık verdiğini ve vereceğini, bunu kapatmak için de zenginlerin ülke için fedakârlık yaparak biraz daha fazla vergi vermeye razı olması beklentisini gündeme getirmişti. Hükümeti kurarken yüz binlerce avroluk borçlanmaya karar veren ve bunun bir bölümünün sosyal devlet için harcanacağını ilan eden hükümetin iki kanadı içindeki bu tartışmanın giderek güç kaybeden sosyal demokrasiyi daha da gerileteceği kesin. Federal Meclis’teki partiler aritmetiği bu hükümetten başka bir koalisyona izin vermediği için (Hristiyan demokratların aşırı sağcı partiyle koalisyonu teorik olarak mümkün, ama pratik olarak neredeyse – şimdilik tabii – olanaksız) birbirine muhtaç olan ortakların giderek sertleşeceği görülen bu tartışmalarının bir önceki hükümette olduğu gibi ülkeyi erken seçime götürmesi söz konusu değil, ancak bütün bunlar önümüzdeki dönemin zorlu geçeceğini gösteriyor. BU DA AŞIRI SAĞA YARADI Bütün bunlar aşırı sağcı parti AfD’nin (Almanya için Alternatif) daha da güçlenmesine yol açıyor. Son kamuoyu yoklamalarında AfD ilk kez Hristiyan Birlik partiler ortaklığını (CDU-CSU) geride bırakarak birinci parti konumuna geldi. Şubat ayındaki erken genel seçimde yüzde 20,8 ile ikinci parti olan AfD, önceki günkü ankete göre yüzde 26’yla ilk sırada. Seçimdeki oy oranı yüzde 28,5 olan CDU-CSU’nun şimdiki oranı ise yüzde 25. Muhalefet partileri için durum biraz farklı. Seçimde büyük oy kaybına uğrayan Yeşiller’in durumunda büyük değişiklik yok, yüzde 11 ve 12 civarında oyla idare ediyorlar. Partiyi hezimete götüren eski eş genel başkanlardan, eski Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’tan sonra eski Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck de aktif politikadan ayrılarak enkaz kaldırma işini yeni bir ekibe bıraktı. Ancak yeni eş başkanların kısa bir süre de olsa geçmişte bir ara kamuoyu yoklamalarında birinci parti konumuna gelen Yeşiller’i eski günlere götürmesi çok zor. Polis şiddetini eleştirdiği için istifaya zorlanan gençlik kolları başkanına yönelik ağır saldırılar, Yeşiller yönetiminin partiyi siyasi yelpazenin sağında tutmaya kararlı olduğunu gösteriyor. Bu da tabanda büyük oy kaybına neden oluyor. Anketler de bunu gösteriyor. Yeşiller’in tabanı seçimde yüzde 8,8 ile büyük oy patlaması yapan Sol Parti’ye (Die Linke) kayıyor. Son ankette oy oranı yüzde 11 olarak çıkan Sol Parti, birkaç gün önce Yeşiller’in önüne geçerek kısa bir süre için de olsa dördüncü sıraya oturmuştu. Ancak hem Ukrayna hem de Gazze savaşı konusundaki kararsız tavırları nedeniyle kendi sol ideallerinden uzaklaşan, Filistin’i destekleyen üyelerini parti üyeliğinden atmayı bile gündeme getiren bu partinin yönetiminin bu başarı çizgini ne kadar sürdüreceği belirsiz.