Mâlûm "İmralı Açılımı - Yeni Çözüm Süreci - Terörsüz Türkiye girişimi/süreci" gibi başlıklarla ve büyük bir tantana ile kurulmasına karar verilen komisyon, çalışmalarına başlamasına rağmen, hâlâ tartışılıyor. Konunun, "TBMM çatısı altında bir özel komisyon tarafından sahiplenilmesi ve üstlenilmesi" fikrine, kimsenin karşı çıkması mümkün olmamasına rağmen, gündeme getiriliş ve hayata geçirilişi kabul edilemez bir "karambol" örneğidir. İktidardaki AKP - MHP ittifakının, yanlarına da konuyla en yakından ilgili DEM Parti ’yi alarak bu girişimi adeta "apar topar" parlamentoya ve Türkiye’ye dayatılmıştır. Kuruluşu, çalışma kapsamı, kompozisyonu, üye sayıları vs. bile ilk toplantısına kadar tartışma konusu olan, ülkenin şu anda başlıca tüm anketlere bakıldığında birinci partisi konumundaki Ana Muhalefet Partisi CHP’ nin son ana kadar girip girmemekte tereddüt ettiği komisyonun adı bile ilk toplantıda koyuldu. "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi bir "abur cubur" isim yakıştırdılar. Kim kiminle ne dayanışması içinde olacak? Kim kimle düşmandı da, kardeşlik kurulmaya çalışacak? Komisyon çalışmaları marifetiyle ülkeye, 23 senedir neredeyse tamamen toprağa gömülen şey, yani demokrasi nasıl bir anda geri gelecek? Tüm bu soruları sorduran bir komisyondan söz ediyoruz. Bugüne kadar (dünkü ile birlikte) 7 toplantı yapan komisyonun, resmen üyesi bile olmayan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un her ne hikmetse, her toplantıda konuşma yapması ve sadece onun konuşmalarının televizyonlardan (üstelik canlı) yayınlanması, başkaları konuşurken ya da tartışmalar sırasında TV yayınının yasak olması, sadece yazılı basına haber yapabilme izninin verilmesi bile, acayiplikler silsilesinin önemli bir parçası değil mi? Her ne kadar "demokrasilerde hiçbir şeyin halktan gizlenemeyeceği" fikrini savunan benim gibiler için kabul edilemez olsa da, MİT’in, Savunma ve İçişleri Bakanlarının bilgi verdikleri oturumların gizli olması garipliğini de, üstelik muhalefetin de onayıyla bunlara eklediler. Bakın, şu ana kadar sadece bu yazıda kullandığım sıfatları şöyle bir hatırlatayım: Karambol, apar topar, abur cubur, acayiplik, gariplik... Hiç, "es geçilmemesi" gereken bir başka ayrıntı da, CHP’nin komisyonda yer alması meselesidir. Bu da, kimsenin tam olarak ne olduğunu anlayamadığı bir garabet ortamında gerçekleşti. Önce, uzunca bir süre (mealen) "Biz, iktidarın (Recep Bey’in) rejimine can suyu verecek bir anayasa değeşikliğini hedefleyen, terörün bitirilmesi fikrini de kamuflaj olarak kullanan, geri planda yürütülen gizli görüşme ve pazarlıkların bizden saklandığı bir inisiyatifin zoraki ortağı olmayız" fikri ile sırt çevirdi CHP. Sonra, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıkladığı bir formülasyonla, katılma kararı alındı. "CHP, yıllardır bu meselenin (Kürt meselesi? Terör meselesi? Doğu meselesi?) çözümü için bir komisyon önerisinde bulunuyordu. Şimdi komisyon denilince dışında kalmamız çelişki olur. Üstelik bizim içinde olacağımız bir komisyon, dışında kalacağımız bir komisyondan daha hayırlı olur" tezi ile bir anda "pat" diye görüş değiştirdi ana muhalefet. Alın size yeni bir sıfat daha: "Pat diye..." Özgür Bey’in, kendi partisinin en önemli karar organlarından TBMM Grubu’na, Parti Meclisi’ne getirip, bırakınız oylamayı, müzakere ettiğini bile duymadığımız, MYK’da nasıl tartışılıp nasıl oyladığını (oya sunulmuşsa dahi) öğrenemediğimiz bir şekilde bu kararı alması, üstelik de (örneğin benim gibi) bu kararı eleştirenlere her fırsatta sert bir üslûpla "laf dokundurmaları" bile bir yığın soru işaretini beraberinde taşımıyor mu? Sonra da " Acaba geri planda birkaç günde ne oldu (pazarlık filan deyip de biraz daha kızdırmayayım) da, CHP’yi razı ettiler?" sorusu da en azından sorulmayı hak etmiyor mu? Şu anda gelinen aşamada, konuşulanlardan anladığımız kadarıyla, Ana Muhalefet Partisi "Bakın, Türkiye’nin bu en önemli sorunlarından birinin çözümüne (en azından dışarıda kalarak) engel oldu" suçlamasına baştan muhatap olmamak için bu adımı atmış, "gerekirse içeride, sonuca varılamayınca tartışma çıkarsa öyle ayrılmış ya da dışlanmış" olmayı yeğlemiş gibi görünüyor. Bir nevi "Biz elimizden gelen desteği, verilebilecek noktaya kadar verdik. Günah bizden gitti" durumu. Tam doğru bulmasam da, anlaşılabilir bir tercih. Siyaset ince iş. Komisyonun şu ana kadarki çalışmalarında "Tek tek titizlikle seçildiği çok belli olan" şehit yakını ve gazilerin verdiği reaksiyon, bunun ne kadar etkili olup olmadığı, Çarşamba günü konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) başkanı Av. Erinç Sağkan ’ın yaptığı son derece haklı " Anayasaya, AİHM kararlarına, insan haklarına, basın özgürlüğüne ve demokrasinin temel kurallarına uyum" vurgusu, "sınırlı kapsamlı değil, TBMM’nin çıkaracağı iyi tanımlanmış ve nitelikli çoğunlukla çıkarılacak bir af yasası gerekliliği" vurguları da son derece dikkat çekiciydi. Nitekim MHP’nin bu vurgulara (mealen) "Bulandırmayın suyumuzu" tepkisi de, kafa karışıklığını ve şüpheleri iyice arttırmıyor mu? Hani, büyüklerimizin sık sık kullandıkları tabirle, tam bir "Allah hayretsin" durumu. Lafı orta yerde asılı bırakmamak adına, son söz olarak şunu söylemem lazım: Benim bir beklentim ya da umudum yok. BİLGİ NOTU: 1 Eylül Pazartesi gününden itibaren BirGün bünyesinde, BirGün TV’nin günlük canlı yayınlarında da hafta içi her gün MEDYATERAPİ programıyla karşınızda olacağım. İzlemeniz dileğiyle.