Ülkemizde bandrollü sigara tüketiminin 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6,4 oranında artarak, 160,2 milyar adet e yükseldiği raporlandı. Tüketim artışı tırmanmaya devam ediyor. Kaynak, Türkiye’de piyasanın yarısına yakınını elinde bulunduran tütün devi Philip Morris International (PMI). Şirketin verilerine göre, dünya sigara piyasasındaki daralmaya paralel büyük piyasalarda yıllık yüzde 12’lere varan düşüşler kaydedilirken, bu trendin aksi yönünde tüketimin arttığı az sayıdaki ülke arasında 2025’te en yüksek artış Türkiye’de. Tarım ve Orman Bakanlığı henüz 2025 istatistiklerini yayınlamadığı için bunu teyit edemiyoruz, ancak önceki yıllarda PMI’nin Türkiye için bildirdiği veriler Bakanlık’ın resmi istatistikleri yayınlamasıyla bire bir doğrulanmıştı. Sigara tüketiminde rekor hacim ve sıklık artışları Türkiye’de bandrollü sigara piyasasının hızla büyüdüğü 2013-2025 döneminde tüketimin seyrini aşağıdaki grafikten izlemek olası. Kaynak: 2013-2024 yılları https://www.tarimorman.gov.tr/TADAB/Menu/22/Tutun-Ve-Tutun-Mamulleri-Daire-Baskanligi; 2025 yılı https://www.pmi.com/investor-relations/press-releases-and-events/press-releases-overview/press-release-details /?newsId=29566 Türkiye sigara/tütün tüketimi tarihinde iki belirgin patlama dönemi var. Tütünde serbestleştirme politikalarının hızla yürürlük kazandığı, bina cephelerini ışıklı Marlboro Adamı reklamlarının kapladığı 1980-1999 döneminde sigara satışlarında bileşik yıllık artış oranı yüzde 3,73’lük rekor düzeyde gerçekleşmişti. Bu dönem, bir daha tekrarlanmayacağı sanılan olağanüstü bir tüketim patlaması dönemiydi. Yukarıdaki tabloda gösterilen 2013-2025 döneminde ise, bileşik yıllık artış oranı çok daha yüksek düzeyde, yüzde 4,76 olarak gerçekleşti. Sözde tütün kontrolü önlemlerinin devrede olduğu bu dönem benzersiz bir halk sağlığı faciası olarak tarihe geçecek. Artışın daha da dikleştiği 2022-2025 dönemine baktığımızda, birleşik yıllık artış oranı yüzde 8,58 gibi çılgın bir düzeye yükseliyor. Umalım ki facia en kısa sürede son bulsun. Kuşkusuz, bandrollü sigara piyasasındaki bu hareketler, yasadışı, kayıtsız tütün piyasasındaki hareketlerle yakından ilişkili. Genellikle, biri büyürken, öteki küçülüyor. Ancak, sektör uzmanlarının bildirimlerine göre, yerli üretime dayalı yasadışı, kayıtsız piyasada herhangi bir daralma söz konusu değil; o piyasa önceki yıllara benzer yüksek hacimlerle yoluna devam ediyor. Diğer bir deyişle, son yıllarda yasal piyasa büyürken, yasadışı piyasa küçülmüyor. Sigara satış verisiyle ölçülen tüketim hacmindeki artış sigara/tütün kullanma oranlarında da yansımasını buluyor. Elimizdeki en yeni veri, Sağlık Bakanlığı’nın 2023 Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması ’ndan. Buna göre, Türkiye’de erkeklerin yüzde 46,1’i, kadınların yüzde 23,6’sı tütün ve tütün mamulleri kullanıyor. Nüfus genelinde oran yüzde 34,8 . Aynı araştırmanın 2017 verileriyle karşılaştırıldığında, aradan geçen 6 yıl gibi kısa sürede, erkeklerde yüzde 6,2, kadınlarda yüzde 19,8, nüfus genelinde yüzde 10,5’lik artışlar söz konusu. Kaynak: https://hsgm.saglik.gov.tr/depo/birimler/kronik-hastaliklar-ve-yasli-sagligi-db/Dokumanlar/Ra porlar/turkey-risk-factors-tur_STEPS-2017.pdf , https://hsgm.saglik.gov.tr/media/attachments/2025/05/13/web-tr-dso-sonuc-rap-130525.pdf Liberal virüs, yanlış analizler, sahte çözümler Yükselen sigara tüketimi artık iktidar çevresinde de dile getiriliyor; uygulamadaki aksamalara dikkat çekiliyor. Ancak, liberal virüsün enfekte ettiği bu ortamda, “durdurulamayan” artışa çare olarak hemen piyasacı sahte çözümler gündeme sokuluyor. Bunu, kenevirden elde edilen ürünler için kanun değişikliği ve uygulama yönetmeliğinin sessiz sedasız yürürlüğe sokulmasında yaşadık. Şimdi ise, e-sigara, ısıtılan tütün ürünü ve nikotin kesesi gibi yeni nesil tütün/nikotin ürünleri sırada bekliyor. Son Trump-Erdoğan görüşmesinin ardından yeni nesil tütün/nikotin ürünlerinin önünü açacak düzenleme talimatı verildiğine ilişkin duyumları değerlendirdiğimiz yazıda , Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ile Türkiye Sağlık Politikaları Enstitüsü’nün konu hakkındaki politika raporlarında AKP iktidarının bu ürünleri yasallaştırmasının zeminini oluşturacak gerekçeler in hazır edildiğinden söz etmiştik. Bu gerekçelerde, alınan tütün kontrolü önlemlerinin Türkiye’de sigara tüketim artışını durdurmakta yetersiz kaldığı yönündeki gözlemlere dayanarak, yeni nesil tütün/nikotin ürünlerini yasallaştırmanın, ürün kalitesi, tüketici güvenliği ve kaçak tüketim sorunlarını çözüme kavuşturacağı, vergi geliri kaybının neden olduğu fırsat maliyetini gidereceği, ürünlerin zarar azaltma potansiyelinin sağlık risklerini azaltabileceği, endüstrinin yeni nesil ürünlerin imalatı için yapacağı yatırımların ulusal ekonomiye ve ihracata katkı sağlayacağı savunuluyor. Bu gerekçelerle, Türkiye’nin yasaklama yerine, bu ürünlerin üretim ve ticareti için piyasa düzenleme rejimi kurması öneriliyor, bu yolla tütün tüketiminin nihayet kontrol altına alınabileceği iddia ediliyor. Sıklıkla da İsveç örneği veriliyor. Bilimsel dayanaktan yoksun, kasıtlı ve liberal virüsün körleştirdiği yanlış analizlere dayalı bu pozisyon, bu ürünleri yasal yoldan Türkiye piyasasına sokmak için yıllardır lobicilik faaliyeti yürüten ulusötesi tütün şirketlerinin savlarını birebir yansıtıyor . Söz konusu ürünlerin risk profili sigaradan hiç de farklı değil ve dünya deneyimi, kitlesel ölçekte piyasaya sürülmelerinin, tütün/nikotin tüketimini yaygınlaştırdığını, aromalarla cazip hale getirilen ürünlerin gençlerin daha yüksek oranlarda tütün/nikotine başlamasına yol açtığını gösteriyor. İsveç Modeli sahte bir model . İsveç’te sigara kullanım oranlarının düşmesi, bu ülkede kullanılan snus / nikotin kesesinin marifetiyle değil, 1960’lardan beri sürdürülen istikrarlı tütün kontrolü çabalarıyla elde edildi. Ancak, İsveç şimdi sigara tüketimini düşürdüğü iddia edilen aynı yeni nesil ürünlerin gençlere yönelik pazarlanması sonucu İsveçli gençlerin üçte birinin nikotin bağımlısı haline gelmesi yle uğraşıyor. Gizemli mevzuat çalışması Yeni nesil tütün/nikotin ürünlerinin önünü açacak düzenleme talimatı duyumlarının alınmasının hemen ardından Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte sigarayla ilgili bir mevzuat çalışması içine girdiklerini, 2026’da bunu TBMM’ye sunacaklarını açıkladı. O tarihten beri, anaakım medyanın “ tiryakiler yandı ”, “ yeni yasaklar geliyor ” manşetleriyle duyurduğu, her seferinde farklı konuların ön plana çıkartıldığı açıklamalar devam ediyor. İlk önce, kanun düzenlemesinde sigara ve şekerli gıdalara tolerans olmayacağı duyuruldu, ama devamında şekerli gıdalar anılmaz oldu. Ardından, mevzuat çalışmasının sigara içilen alanları ve sigara içme görüntülerini azaltmaya yönelik olduğu açıklandı. Tam görüntüler nasıl azalacak derken, sigaraların kasa arkasından kalkacağı telaffuz edildi, sonra o da duyulmaz oldu. En son olarak, kapı girişleri, plajlar, parklar ve kış bahçelerine sigara yasağı geleceği haber oldu. Sağlık Bakanı mevzuat hazırlığının sözcülüğünü yaparken sanki dikkatleri bir o yöne, bir bu yöne çekiyor. Ancak, “sigarasız bir Türkiye” arzusunu dile getirirken, “Türkiye'yi Avrupa'nın en çok sigara içen ülkesi olmaktan çıkartalım”, “vatandaşlarımızın sigaradan kurtulmalarını istiyoruz” derken, bu dileklerin nasıl gerçekleşeceği anlaşılamıyor; mevzuat çalışması sürekli gündemde tutulurken, içinden tam olarak neler çıkacağı gizemini koruyor . İlgili meslek örgütlerinin görüşüne başvurulmuyor; detaylar toplumla paylaşılmıyor. Tütün ürünlerinin piyasa düzenlemesinden asıl sorumlu bakanlık Tarım ve Orman Bakanlığı sessizliğini koruyor. Siyasi sürece müdahale: Açık ve kapalı kapılar ardında Ülkelerin halk sağlığı politikasına tütün şirketlerinin müdahalelerini ölçmek üzere geliştirilmiş, sonuçları iki yılda bir yayınlanan uluslararası Tütün Endüstrisi Müdahale Endeksi ’ne göre, siyasi ortamı sigara şirketlerinin müdahalelerine gitgide açık hale gelen Türkiye’nin performansı oldukça kötü ve yıllar içinde daha da kötüleşmiş . İlk ölçümün yapıldığı 2019 yılında endüstri müdahalesine ilişkin açık kaynaklardan erişilen Türkiye’deki siyasi müdahale kanıtları 58 kötü puana tekabül ederken, 2025 yılında aynı yöntemle hesaplanan Türkiye’nin karnesi 77 kötü puana yükselmiş. 2025’te endeks çalışmasına dahil edilen 100 ülke arasında Türkiye bu puanla 85’inci sırada , tütün endüstrisi müdahalesinin en yüksek olduğu ABD, Japonya ve Endonezya gibi ülkeler arasında, son sıralarda yer alıyor. Endeksin 2025 raporunda, Türkiye’de tütün şirketlerinin siyasi kurullar içinde temsili, vergi politikasına etkisi, sosyal sorumluluk girişimlerinin kabul görmesi, verilen teşvikler ve ihracat ödülleri kayıta geçmiş. Açık kaynaklardan erişilen somut siyasi müdahale örneklerinin kayıtlarının tutulması son derece değerli, ancak işin doğası gereği bunlar sadece buz dağının görünen ucunu oluşturuyor. Sermayenin ulusötesi tahakkümünün asıl gövdesi karanlık sularda işlevini sürdürmeye devam ediyor. Türkiye ve dünya piyasalarında tam hakimiyet kurmuş ulusötesi tütün şirketlerine kulak verecek olursak, geçtiğimiz günlerde yayınlanan 2025 yılına ait mali performanslarını yatırımcılarına açıkladıkları raporlarında, dünyadaki en önemli sigara üretim ve ticaret üslerinden biri haline getirilen Türkiye’den ve bu ülkede malum tahakküm çarklarının işleyişinden fazlasıyla memnun oldukları hemen anlaşılıyor. British American Tobacco , dünya piyasalarında gerçekleşen düşük sigara satış hacmine rağmen, Türkiye, Brezilya ve Meksika’da kaydedilen yüksek satış hacmi ve elverişli fiyatlama sayesinde sigara cirosunu % 2,3 oranında yükselttiğini vurguluyor . Japan Tobacco raporunda 2025’te Türkiye’de sigara satışlarındaki olağanüstü artış performansının altını defaten çiziyor . Asya ve Batı Avrupa haricindeki bölgeler toplamında, şirket cirosunun % 24,5, satış hacminin % 4,6 oranında artmasında Türkiye’nin özel katkısını ön plana çıkartıyor. Bu yazının başında belirttiğimiz Türkiye’de 160,2 milyar adet/yıllık sigara satışı verisinin yer aldığı Philip Morris International ’ın 2025 raporlarında birkaç kez “ Türkiye’de beklenenin üzerinde dinamikler ”den söz ediliyor . Nedir bu dinamikler? Kastedilen tüketim artışı mı, yoksa asıl kapalı kapılar ardındaki başka memnun edici siyasi dinamikler mi söz konusu? Bekleyip göreceğiz. Serbestleştirme, kontrpuan, bağımlılıkla mücadele: Tüketim artışı neden durmuyor? Türkiye’de tütün tüketim hacmi ve sıklığı hakkında yukarıda çizdiğimiz tablonun bir numaralı faili sermaye , saldırgan pazarlama ve siyasi süreçlere müdahale stratejisi uygulayarak, yüksek ciro ve kâr ile ölüm satmaya devam ediyor. Saldırgan sermaye ve edilgenleştirilmiş tüketici kitlesi her yerde aynı. Bu durumda, tütün tüketiminin dünyada azalırken Türkiye’de tırmanışta olmasını anlamak için siyasi iktidarın niteliğine ve izlediği politikalara odaklanmak gerekli. Türkiye’de tütün tüketimini kışkırtan temel politikanın, 1980’den beri yürürlükte olan, ancak mevcut iktidar döneminde kurumsallaşarak, mutlak hakim politika haline gelen tütünde serbestleştirme olduğunu önceki yazılarımızda sıklıkla ( burada , burada ve burada ) irdeledik. 1990’ların sonundan itibaren, serbestleştirmenin karşısına kontrpuan olarak çıkartılan tütün kontrolü politikaları ise, hakim politikanın gölgesinde ve başından itibaren siyasi saiklerle gaz-fren yöntemiyle uygulandı; sonuçta etkisiz kaldı, yer yer kadük oldu. Yıllar içinde, tütün kontrolünün ulusal ve uluslararası siyasi meşruiyet edinme ve rejim inşası amacıyla kullanıldığını, gerektiği ve mümkün olduğu kadar kullanılıp atıldığını, istendiğinde yeniden parlatılıp yeni hamle diye sunulduğunu gördük. Uygulama sorunları üzerinde çok duruluyor. Ancak, bunların kaynağı siyasi olduğu için, teknik veya bürokratik yoldan giderilecek sorunlar değiller. Asıl sorun, Tütün Kanunu’nun “şartları yerine getirenler, ürettikleri tütün mamullerini serbestçe satabilir, fiyatlandırabilir ve dağıtabilirler” hükmü ile somutlanan, beraberinde ulusötesi şirketlerin piyasa hakimiyetini, TEKEL’in özelleştirilmesini, sınırsız ürün çeşitlenmesini getiren, üretim ve ticareti yücelterek sürekli teşvik eden serbestleştirme rejimidir. Davranış değişiklikleri ile talebi kısarak tüketimi aşağı çekmeye yönelik tütün kontrolünü tamamen etkisizleştiren ikinci gelişme, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle birlikte 2017 sonrasında iktidarın tam gaz bağımlılıkla mücadele politikası na yelken açması, tütünle mücadeleyi bunun içine yedirmesi oldu. Böylece, sermayeyi tütün salgınının vektörü olarak tanımlayan, halk sağlığı ve sağlık hakkı temelleri üzerine oturan, DSÖ kaynaklı tütün kontrolü anlayışından gitgide uzaklaşılarak, tütün tüketimi bilumum başka bağımlılık yapıcı madde ve davranışla birlikte aynı sepete sokularak bağımlılık boyutuna indirgendi. AKP iktidarının son dönemde geliştirdiği hem rıza üretme hem de toplumsal baskı aracı olma kapasitesine sahip bağımlılıkla mücadele politikası rejim için kritik öneme sahip . Üzerine oturduğu ideolojik temeller ve benimsenen hedefler yukarıda tanımlanan tütün kontrolünden çok farklı. Bu politika öncelikle bir milli güvenlik meselesi olarak tanımlanıyor. Aslında, bugün ve önümüzdeki zorlu dönemde topluma yönelik çeşitli müdahalelerin kod adıdır diyebiliriz. Bağımlılıkla mücadele söylemiyle, yükselen sigara tüketimini, kumarı, uyuşturucuyu istediğiniz kadar dilinize dolayıp köpürtebilirsiniz. Bu sorunların bertaraf edilmesi gerekmiyor; aksine, köpürtülebilecek kadar gerçeklik yönü olması gerekli. Böylece, hem topluma gözdağı verir, hem sorunları atomize birey üzerinden kurgulayabilir, hem de bu sorunların kökenindeki sermaye ilişkilerinin üstünü örtebilirsiniz. Tüketim artışı durdurulabilir mi? Bir kez daha tekrarlayalım: Yeni nesil tütün/nikotin ürünleri sahte çözüm tuzağıdır. Dünya geneli sigara piyasasında uzun süredir devam eden daralma karşısında sermaye birikimini sürdürebilmek üzere tasarlanıp pazarlanan bu ürünler tüketim artışının önüne geçme aracı, yöntemi olamaz. Artık, bunların yol açtığı yeni halk sağlığı sorunlarıyla baş etmek amacıyla, bir dizi ülke yasaklamaya, mevcut yasakları güçlendirmeye yöneliyor. Aklın ve bilimin yolu kapsamlı üretim ve ticaret yasağını gerekli kılıyor. Birey ve toplum sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkileri kanıtlanmış yeni nesil tütün/nikotin ürünlerinin piyasaya arzına onay verilmesi akıldışıdır; suç teşkil eder; kabul edilemez. Türkiye tam bu yol ayrımındayken, halk sağlığı ve sağlık hakkı temelli tütün kontrolü önlemlerini istikrarlı ve kapsamlı biçimde bir kontrpuan olarak hayata geçirerek tüketimi aşağı çekmenin mümkün olduğu nu, bunu başaran ülkeler olduğunu not etmekte fayda var. Bu biraz enflasyonu aşağı çekmeye benziyor. Nihayetinde bir siyasi tercih meselesi. Asıl mesele ise, sermayenin, yeni ürünler, yeni taktikler, yeni müdahaleler ile halk sağlığını tehdit etmeye devam etmesine, sil baştan yeni salgınlara yol açmasına son verebilmek. Bunun için, “kontrol”ün ötesinde, “kışkışlama” politikası gerektiği açık.