Koltuklar, makamlar, taraflar, kanunlar birbirine karıştı. Yargıda neden kanunlar ve kurallar olduğunu, bu kuralların neden ve nasıl konduğunu en baştan, belki de yüzyıllar öncesinden tartışmak zorunda kaldık. Örneğin, neden savunma var, avukatlar neden var, eh, kürsünün karşısındakiler halihazırda “suçlu” değil mi? Değil. Yani, bilmiyoruz. Yargı kuralları da masumları suçlulardan kesin olarak ayırma çabası üzerine bina edildi. Dolayısıyla savunma makamı, adaleti tesisin ana gövdesinden. Her kürsüye çıkanı otomatik “suçlu” saydığımızda kürsüye de gerek kalmıyor. Akın Gürlek, Adalet Bakanı oldu. İlk açıklamasının başlıklarından biri savunma hakkıydı: “Bir mevzuat boşluğumuz var, yasal düzenleme yapacağız. Tutuklularda, avukat, cezaevinde istediği zaman, 24 saat görüşebilir. Tutuklularda böyle bir boşluk var, avukatlar rahat bir şekilde görüşebiliyor. Sabah 08.00’de geliyor avukat, gece 24.00’e kadar… Bizzat görüşüyor. Ona şahsi notlarını verebiliyor. Bu konuda bir düzenleme yapılması lazım.” ANAYASAL HAK Avukatlar neden tutuklu müvekkilleriyle görüşüyor? ÇHD Genel Merkez Yöneticisi, Avukat Oğuzhan Topalkara’ya sordum, “Hapishanede tutuklu ile sınırsız görüşmek ceza hukukunun ruhu gereği elzem, henüz suçlu kabul edilmeyen kişinin ‘masumiyet karinesinin’ korunması için gerekiyor. Bu hak, tutuklunun kısa süreler ile çıkabildiği mahkemeye karşı sınırsız bir hukuki yardım ile en azından savunma hakkı, fiziken özgür bir insan ile eşit olsun diye var. Anayasa ile koruma altına alınan savunma hakkı ancak etkin bir kullanım ile anlam ifade eder. Bu durumu yalnız teorik bir gereklilik olarak değil, somut bir gereklilik olarak da değerlendiriyoruz” dedi. EVRAK YIĞINI Pratikte bu hakkı nasıl kullandıklarını sordum, şu bilgileri verdi: “Avukatı olmaksızın, tutuklu dosyasına bile ulaşamaz. Kendisine ancak savcılığın beğendiği delillerin, beğendiği kısımlarıyla yer aldığı iddianame gönderilir. Bu da etkin bir savunma için yeterli olmaz. Tüm dosyaya ulaşması mahkemenin keyfine kalmıştır… Bazısı hiç göndermez, dosya biraz kalınsa CD içerisinde gönderir. Bu CD açılır mı tesadüfe kalmıştır, açılırsa tutuklu haftada en fazla 10 saat bilgisayar hakkıyla, içinden çıkılamaz şekilde tasnif edilmiş dosyasını anlamaya çalıştır. Bu anda internet yardımı da yoktur, soru sorabileceği avukatı da. Örneğin ÇHD dosyası karar günü geldiğinde 82 klasöre çıkmıştı, bunun nasıl içinden çıkılmaz bir evrak yığını olduğunu tahmin edebilirsiniz. İşte hiçbir kaynağa erişimi olmayan tutuklu, içine düştüğü evrak dağında, hukuki terimler yığınında boğulur, buradan da ancak avukatıyla çıkabilir.” Neden çıkması gerekir? “‘Masum’ olduğu karine olarak kabul edilen tutuklunun, dosyasına tam erişiminden ve hakkındaki tüm suçlamayı tam olarak anlayabildiğinden emin olmak gerekir. Bu emin olma çabası için de kendisiyle aynı safta bulunan tek kişi olan avukatıyla, sınırsız şekilde görüşebilmesi gerekir.” Avukat Topalkara, bugün bu tartışmanın aksine, hapishane görüşü dışında avukat ile tutuklu arasında hızlı ve etkin evrak alışverişinin nasıl yapılabileceğini konuşmamız gerektiğini ekledi. Bakan Gürlek’in açıklamasına, 80 barodan da tepki geldi. İmzaları kolay kolay yan yana gelmeyen 80 baronun bu net çıkışında, konunun direkt olarak savunma hakkıyla ilgili olması etkendi. Onlar da açıklamalarında gaz ve toz bulutundan başladılar, savunma hakkının insanlığın tarihsel gelişim süreciyle paralel olarak ilerlediğini söylediler, uluslararası sözleşmeler, uluslararası yargı kararları ve ulusal yüksek yargısal organlarının her fırsatta savunma hakkının geliştirilmesi konusunda düzenleme yaptığını hatırlattılar. Yani, insanlığın en temel haklarından birinden, savunma hakkından bahsediyoruz. Halen bir “masumiyet karinesi” kaldıysa tabii…