Dokuz yüz otuz yedide dedesi Hesene Heyder, Aşkirek’ten bir adamı vurmuştur, çok kalmaz, Aşkirekliler, toplanıp onu vururlar. Devir, yaban kurtların devridir. Babası Ali, bundan böyle sey sayılacaktır, bu yetim demektir. Bu, onun anası Bese adıyla tanınacağının da habercisidir: Ale Bese. Sonra 1938 gelir, çatar. Haydaranlılar ilk teslim olanlardır, ilk katledilenler de. Ali, yanında anası Bese ve on bir yaşında abla Xeyzan ile sürgün yollarına düşerler. Tren, araba, ray, yol derken, günlerden sonra Niğde’ye bağlı Til köyüne atılırlar. Burası bir Rum köyüdür. O vakit Niğde, Nevşehir’in ilçesidir. Xeyzan on altı yaşına gelir; 1944’te sürgünde Arezanlı bir sürgün gençle evlendirilir. Sürgün dokuz yıl sürer. Dağların, vadilerin ve uzun yolların ötesindedir memleket. 1947’ de af çıkar; üç dönüş bileti verilir; bir kara vagonla Erzıngan üzerinden dönerler Ama Haydaran yine yasaktır. Birkaç yıl Pülümür’ün bir köyünde kalırlar. Köylerine, yakılmış, yıkılmış, taş üstünde taş kalmamış Roşnek’e döndüklerinde takvimler dokuz yüz elli biri gösterir. On dört senelik ayrılık, hayal edilemez felaketlerden sonra nihayet son bulmuştur. Ale Bese, annesi -ve geride ne kalmışsa-, yeni bir hayata başlarlar. Qışlacıdırlar, bu topraksız, mülksüz ve yurtsuz olmak demektir. Dışlanmışların da dışlanmışları, ezilenlerin de ezilenleridir. Nerede yer bulursa oraya sığınanlardır. Kışları ayrı, yazları ayrı yerde geçenlerdir. Bu yüzden Rosnek, Sogayig ve Pardi üçgeni arasında dolanır dururlar. Ama böyle yaşamak her babayiğidin harcı değildir. Ale Bese’nin yolu, yirmileri bulduğunda Elazığ Çimentó ya düşer. Işçidir. Oradan Karabük Demir Çelike geçerı yine işcidir. Karabük’te Türkiye şçi Partisi ile tanışır. Zonguldak Maden Ocağı’nda çalışır. PETKİM Rafinerisine girer. İzmit’te, ismet Demir ve Necmettin Giritlioğlu dahil yedi arkadaşıyla beraber Yapı İş Sendikası’nı kurarlar. İşçi sınıfı, sendika, hak alma, grev, toplu sözleşme gibi kelimeler tüm fabrikalarda yankılanmaktadır. Devir, artık işçi sınıfının devridir. İzmir Aliağa Rafinerisi’ne gönderilir. Her gün, her an grev ve direnişlerle geçmektedir. 12 Mart’ın ayak sesleri duyulmaktadır. Yapı İş, Amerikan fabrika işçilerine de el atmıştır. Giritlioğlu, sendika genel başkanı olduğu yıl, Aliağa rafinerilerinde tank montajı yapan, BUDGER işçilerini örgütler. Kıran kırana bir emek-sermaye kavgası başlamıştır. ∗∗∗ Bir Ağustos sıcağında -dokuz yüz yetmişte-, Yapı İş’in BUDGER’ deki grevine, ağzı salyalı, eli tabancalı faşistler saldırır; Aliağa Rafineri kapısında atılan kurşun cesur bir işçiyi bulur, Türkiye’nin ilk işçi liderlerinden Necmettin Giritlioglu-henüz yirmi altı yaşında- son nefesini verdiğinde, bizim Ale Bese’ nin kucağındadır (Bkz. Can Şafak, Bir Devrimcinin Hatırası Necmettin, Ayrıntı Y.). Ale Bese -ikinci bir sürgünden dönercesine- yeniden yurdunun yolunu tutar. Pardi’ye gelir. Oğlu Baki ilkokulu bitirmiş, bıyıkları yeni terlemiş, bir yol aramaktadır. Adil Ovalıoğlu, İbrahim Kaypakkava gelmiş, sessiz sedasız köylerde dolaşmaktadır. Yapı İş kurucusu, sendikacı Ale Bese, bu isimlerin kapısını çaldıkları ilk kişidir. Oğlu Baki, dokuz yüz yetmiş ikide, Mameki merkezde, işçi köylü fedaileriyiz, başlıklı bir bildiriyi dağıtırken arkadaşlarıyla beraber gözaltına alınır. Baki’nin yolu, Diyarbakır Sıkıyönetim’e düşer. On beş yaşında çocuk, tutukevinin altı nolu hücresine koyulur. Üç gün sonra Ale Bese ve bir grubu Haydaran’dan alır Diyarbakır’a getirirler. Ibo da getirilmiştir. Baba-oğul yan yana hücrededirler. Ale Bese bir buçuk metre boyu, burçak bıyığıyla hemen dikkati çeker. Askerler, bu eski sürgün, yeni sendikacı, şimdi köylü adama, her sabah sen neden burdasın diye sorarlar. O önce oğlum yüzünden der. Her soru, Baki’ye hücresinde dayaktır. Bir sabah Ale Bese, ben kendim geldim, İbo’ya yardım etmişim, der. Oğla dayak durur. Bir aylık soruşturma sonunda Sıkıyönetim Mahkemesi’ne çıkarlar. Baki tutuklanır. Sorgu sırası Ale Bese’ye geldiğinde -nüfustaki adıyla sanıyla Ali İşçi-, boyuna posuna aldırmadan hakim bey devlet benden korkuyor der. Hakim kızar, onu derhal serbest bırakır. İstikamet bir kere daha Pardi’ye doğrudur. Davutpaşa, Selimiye derken, Dokuz Yetmiş Üç Affı ile Baki de nihayet yurduna döner. Baki bu ikincisinde, On İki Eylül’de düştüğünde, bir sekiz sene daha yatacak; çıkar çıkmaz askerlik şubesine teslim edilmek için kelepçelenecek, bir cemse içinde, bitişiğindeki yüzbaşının sorusuna, duvarların ardında yıllarımı bıraktım, inançlarımı değil, diyecektir. Geçen gün anıları çıktı, aldım, okudum, bir buçuk metre boyu ve olağanüstü cesaretiyle Ale Bese’yi, adına kitaplar yazılan sendikacı Necmettin’i andım. Dokuz yüz yetmiş üç Diyarbakır’ından bu yan, şimdi iki bin yirmi beş Silivri’sindeyiz. Hapishaneler, hücreler, duvarlar -dün de bugün de- vız gelir, geçer. Duvarlar ardında geçen yıllardır, inançlar baki kalır.