Kredi kartları gastronomiyi etkiliyor!

Geçen hafta Antalya’daydım. Turizm Gastronomisi Yatırımları ve Ağırlama Zirvesi’ni (FSUMMIT) yerinde izledim. Dışarıda fırtına vardı, içeride sektörün mutfağı harlıydı. Konu yalnızca yemek değildi; bu devasa düzenin nasıl döndüğüydü. FSUMMIT’in kurucusu, Sözen Group CEO’su Gökmen Sözen, konuk ağırlamanın sadece otel hizmetlerinden ibaret olmadığını anlattı. Restoran, üretici, tedarikçi, lojistik… Hepsi aynı zincirin halkalarını oluşturuyordu. Dubai örneğini verdi; otelin içindeki dünya markaları başlı başına çekim gücü oluşturuyordu. Turist yalnızca yatak değil, aynı zamanda deneyim satın alıyordu. Antalya’nın ve diğer şehirlerin de bu bakışla büyümesi gerektiğini söyledi. Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği Başkanı Kaan Kavaloğlu ise turizmi bir makineye benzetti. Dişliler birlikte dönmezse sistem yürümüyordu. Sürdürülebilirliğin en güçlü alanlarından birinin gastronomi olduğunu özellikle vurguladı; artık turist denize girmek kadar tatmaya geliyordu. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman da üç yıl önce 20 olan başvuru sayısının 207’ye çıktığını söyledi. Tarım kısmı daha da çarpıcıydı: Antalya örtü altı üretimin neredeyse yarısını yapıyordu. Sebebi basit; oteller her gün aynı kaliteyi istiyor. Turizm standardı yükseldikçe üretici de kendini ona göre ayarlıyor. Bir anlamda turist tarlayı bile şekillendiriyor. Ama başka bir taraf daha var. Türkiye’de 263 bin restoran ve kafe var, Antalya’da yaklaşık 8 bin. Her şey dâhil sistemi dolayısıyla turist karnını otelde doyuruyor, sokak gastronomisi nefes almakta zorlanıyor. Oysa şehir deneyimi kapıdan çıkınca başlıyor. Benim en çok dikkatimi çeken bölüm kredi kartı düzenlemesiydi. Hacısüleyman’ın verdiği rakam çok çarpıcıydı: Restoran ve kafelerde yılda yaklaşık 44 milyar dolarlık harcama yapılıyor ve bunun dörtte üçünü kredi kartıyla ödeme oluşturuyor. Limit daralınca sipariş küçülüyor, faiz yükselince menü değişiyor. Bankadaki karar mutfakta karşılık buluyor; hem işletme hem müşteri aynı baskıyı hissediyor. Orada şunu gördüm: Gastronomi artık sadece şeflerin alanı olmaktan çıkıyor; tarımın, turizmin, bankacılığın ve ekonominin ortak sahasına dönüşüyor. Antalya’da konuşulanlar aslında Türkiye’nin hikâyesiydi. Sofranın büyüklüğü ekonominin nabzını anlatıyor; sofra küçüldüğünde turizmin sesi de kısılıyor. 3 milyon ziyaretçi Geçen hafta Kayseri’den dikkatleri çeken bir tablo geldi. Büyükşehir Belediye Başkanı Doktor Memduh Büyükkılıç, Erciyes’te düzenlenen Kış Spor Festivali’nde açıkladı: 18 Aralık 2025’ten bu yana dağa çıkanların sayısı 3 milyonu geçmiş. Bu sadece bir yoğunluk değil, planlı bir organizasyonun sonucu. Festivalde, Erciyes âdeta açık hava spor parkına döndü. Dünyanın en büyük voleybol topuyla oynanan dev maçın etrafında kalabalık toplandı. Karda yakantop, slackline, lazer run, balon futbolu, çuval yarışı, halat çekme, kar voleybolu, lastik yuvarlama yarışı ve oryantiring parkurları… Kayak yapmayan bile gün boyu dağda kaldı. Turizm artık sadece pistten ibaret değil, gün boyu yaşanan bir deneyim. Yeni spor alanları Son olarak bu hafta Kocaeli’de de ilgiye değer bir adım atıldı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İzmit Millet Bahçesi’ne kurduğu crossfit istasyonu ve kültür-fizik alanlarıyla sporu günlük hayatın parçası haline getirmeyi hedefliyor. Dayanıklılık, kuvvet ve kondisyon geliştirmeye yönelik ekipmanlar her yaştan vatandaşın açık havada güvenli ve konforlu şekilde spor yapmasına imkân sağlıyor. Yürüyüş yapanı, çocuğuyla geleni, sabah egzersizini aksatmayanı aynı noktada buluşturan bu alanlar, yeşille bütünleşerek sosyal hayatı da canlandırıyor. Hedef açık: Yediden yetmişe herkesin spora kolay ulaşması ve sağlıklı yaşamın alışkanlığa dönüşmesi.