Avrupa’da bir uçuşun iptal edildiğini duyduğunuzda, anonsun devamı genellikle bellidir: “Grev nedeniyle uçuşunuz iptal edilmiştir.” Yolcular için mağduriyet, şirket için maliyet, hükümet için baskı demektir bu. Ama aynı zamanda işleyen bir toplu pazarlık düzeninin göstergesidir. Almanya’da Lufthansa pilotları ve kabin ekipleri 12 Şubat’ta gerçekleştirdikleri 24 saatlik grevle 800’den fazla uçuşu durdurdu. Yaklaşık 100 bin yolcu etkilendi. Talepler yalnızca ücret artışı değildi; emeklilik hakları, çalışma süreleri ve iş yükü de masadaydı. Grev, masayı zorladı ve müzakereyi hızlandırdı. Fransa’da Alliance Police Nationale polis sendikası kaynak yetersizliğini protesto etti. Güvenlik güçlerinin grevi, hükümet üzerinde doğrudan siyasal baskı yarattı. Avrupa’da grev sadece ekonomik bir talep değil; aynı zamanda kamu politikası üzerinde somut etkisi olan bir demokratik araç olarak işliyor. TÜRKİYE’DE GREV HAKKI KAĞIT ÜSTÜNDE Türkiye’de tablo farklı. Devlet Hava Meydanları İşletmesi çalışanları, havacılık tazminatı ve performans primlerindeki adaletsizliklere dikkat çekmek için iş bırakma eylemi yaptı. Talepler adil bir tazminat düzenlemesi, ayrım yaratmayan performans sistemi ve sendikaların karar süreçlerine etkin katılımını içeriyordu. Ancak eylemin etkisi sınırlı kaldı. Türkiye’de grev hakkı özellikle stratejik ve kamu hizmeti sayılan alanlarda ya yasaklı ya da erteleme mekanizmalarıyla fiilen etkisizleşiyor. Cam işçilerinin grevi 2015’te “milli güvenlik” gerekçesiyle ertelendi; Akbank çalışanlarının grevi daha başlamadan yasaklandı; enerji sektöründeki grevler defalarca ertelendi; maden işçilerinin grevi 2025’te Cumhurbaşkanı kararıyla 60 gün ertelendi. Erteleme çoğu zaman yasak anlamına geliyor; süreç zorunlu tahkime gidiyor ve grevin pazarlık gücü ortadan kalkıyor. Sonuç olarak Avrupa’daki gibi uçuşlar durmadı, işçiler çoğu zaman sadece uyarı niteliğinde bir ses çıkarabildi. GREV YASAKLARININ TARİHÇESİ Türkiye’de grev hakkı 1961 Anayasası ile tanındı, ancak 1963’te çıkarılan yasalar grev hakkını ciddi biçimde sınırladı. 1980 darbesi sonrası yürürlüğe giren 2822 sayılı yasa, grev yasaklarını daha da genişletti. Bu dönemde siyasi grevler, genel grevler, dayanışma grevleri yasaklandı. 1990’larda cam işçileri, bankacılık ve enerji sektöründeki grevler sık sık “milli güvenlik” gerekçesiyle ertelendi. 2012’de yürürlüğe giren 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ise bu erteleme mekanizmasını korudu. Bugün hâlâ grev hakkı, “milli güvenliği bozucu” veya “genel sağlığı tehdit edici” gerekçelerle 60 gün ertelenebiliyor. AKP iktidarı boyunca grev ertelemeleri sistematik hale geldi. Resmî verilere göre bugüne kadar 20’den fazla grev erteleme kararı alındı ve doğrudan etkilenen işçi sayısı 200 bini aştı. Grev hakkı kağıt üzerinde mevcut olsa da, fiilen kullanım alanı daraltıldı. GREV HAKKI: EKONOMİK Mİ, DEMOKRATİK Mİ? Oysa toplu pazarlığın mantığı basittir: Masada denge yoksa adil sözleşme de zorlaşır. Grev hakkı, işçi ile işveren arasındaki güç asimetrisini dengeleyen son araçtır. Eğer bu araç sürekli sınırlandırılırsa, toplu sözleşme düzeni zayıflar, sosyal diyalog göstermelik hâle gelir. Bugün Türkiye’de farklı sektörlerde işçilerin ve emeklilerin artan hayat pahalılığına, yoksulluğa ve bastırılan ücretlere karşı gösterileri yükseliyor. Metal işçilerinden belediye emekçilerine, sağlık çalışanlarından maden işçilerine kadar geniş bir kesim, yalnızca ücret değil, insanca yaşam talebiyle sokakta. Emekliler meydanlarda “geçinemiyoruz” derken, genç işçiler güvencesizliğe karşı ses çıkarıyor. GÖKYÜZÜ AYNI, UFUK FARKLI Kamu hizmetinin sürekliliği elbette önemli. Ancak kamu hizmetini üretenlerin söz hakkı daha az önemli değildir. İdeal bir demokraside bu iki kavram birbirine rakip değil, tamamlayıcıdır. Yasaklarla değil, müzakereyle; ertelemeyle değil, uzlaşmayla çözüm üretilir. Avrupa’da uçuşlar durabiliyor çünkü grev hakkı fiilen var. Türkiye’de ise çoğu zaman uçuşlar devam ederken işçiler hak arıyor. Aynı sektör, aynı küresel rekabet baskısı, aynı gökyüzü ama grev hakkının genişliği, demokrasinin ufkunu gösteriyor. Gökyüzünde yükselen grev dalgası, hem Avrupa’da hem Türkiye’de havacılık emekçilerinin sorunlarını görünür kılıyor. Avrupa’da grev masayı zorlayıp müzakereyi hızlandırırken, Türkiye’de işçiler seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu tablo, grev hakkının yalnızca ekonomik değil, demokratik bir hak olduğunu hatırlatıyor. Ve bugün ülkemizde yükselen işçi ve emekli gösterileri, bu hakkın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.