Şah’ın oğlu ile rejim değişikliği?

“Hamaney’e Ölüm” diye bağırıyorlarmış, hükumet aleyhtarı sloganlar atıyorlarmış, eski Şah Rıza’nın Amerika’da yaşayan oğlu Rıza İran’daki rejim değişikliği taleplerinin sembolü haline gelmişmiş! ABD gibi bir dev bürokrasinin devasa istihbarat kolunu bir kenara bırakın, sıradan bir turist gibi veya (şu anda küçük esnafından dev holdinglerine kadar işadamlarımızın yaptığı gibi) kısa bir iş gezisinde bulunun, Tahran’da veya İsfahan’da, Tebriz’de, ya da hükumet aleyhtarı gösterilerin en yoğun olduğu, en çok protestocunun car verdiği, Kirmanşah, Şiraz, Meşhed’de, hatta yoksulluğu gözle görülür hale geldiği Sistan ve Belucistan bölgelerindeki kent ve kasabalara gidin… Kendi gözünüzle göreceğiniz bir gerçek olacak: Mollalar rejimine ilk günden beri karşı olanlar bile, sadece daha iyi bir hayat veya bir parça özgürlük için canlarını vermeye hazır olanlar bile, eski Şah Muhammad Rıza’nın ABD’de yaşayan oğlunun gelip tekrar tahta geçip, şah, padişah vs. olmasını istemiyor. Evet, TV’lerde “Cavid şah” (Yaşa Şah) diye bağıran, Şah döneminin yeşil-beyaz-kırmızı ve ortasında bir aslan görseli bulunan bayrağını sallayan binlerce kişiyi; yaşlı-genç göstericilerin “Tahran’daki rejim bitmiştir!” dedikleri röportajları izliyoruz. ABD başkanı Trump, Netanyahu ile, büyük kısmı baş başa geçen 2 saat 40 dakikalık görüşmeden çıkıp, öfkeden kıpkırmızı bir suratla “İran’da rejim değişikliği olabilecek en iyi şeydir!” diye esip-gürlüyor. Ama bilinmesi gereken iki basit gerçek var: 1.İran’da 47 yıl önceki “İslam Devrimi” ondan önceki Pehlevi Hanedanı’nın, ülkeyi ekonomik, mali ve sosyal uçurumlara sürüklemesi yüzünden başlayan kitlesel bir ayaklanma ve Şah’ın gizli polisi SAVAK’ın bu ayaklanmayı bastırmak için işlediği kitle cinayetleri sonucu gerçekleşti. 1953’te, ABD istihbarat örgütü CIA ve İngiliz gizli servisi MI6 tarafından gerçekleştirilen darbe ile --petrolü millileştiren--Başbakanı Muhammed Musadık devrilmiş, Rıza Pehlevi’yi yeniden tahta geçirilmişti. Petrol şirketleri ve arama-çıkartma hakkı tekrar Amerika’ya verildi; o tarihten sonra İran’ı Şah değil Amerika yönetti. 2.İran’da işbaşındaki mollaları tutan-tutmayan, rejim yanlısı-aleyhtarı hemen herkes, ülkenin içine düştüğü ekonomik bunalımdan ABD’yi sorumlu tutuyor; yaptırımların tek amacının (Musaddık gibi “millici” olmasa bile) Pehlevi Hanedanı gibi milli varlıkların, özellikle petrolün Amerika’ya pazarlıksız verilmesi yanlısı olmayan rejimin yerine, yeniden, İsrail ve Siyonizm yanlısı bir Pehlevi’yi getirmek olduğunun farkında. İslam Devrimi’nin Şah’ın oğlu gibi, son fotoğrafı Kudüs’te Netanyahu ile ağlama duvarında başında Yahudi kipası ile sallanırken çekilmiş bir ABD piyonu ile yıkılabileceğini düşünmek! ABD, 1979’dan beri İran’a karşı çeşitli ekonomik, ticari, bilimsel ve askeri yaptırımlar uyguluyor. Rusya’dan sonra dünyanın en büyük doğal gaz ve dünyada üçüncü petrol rezervine sahip ülkesi İran, petrol ve gazı, ABD ambargosu yüzünden, gizli-kapaklı ihraç ediyor ve dolayısıyla elde edilen gelir kayda geçirilemiyor. Bu para yasadışı yollarla, mollaların zengin ettiği elitin cebine gidiyor. İran’da elbette “Ne olursa olsun, isterse Şah’ın ABD ve İsrail kuklası oğlu gelsin; ama bu sefalet ve baskı rejimi gitsin!” diyenler var. Ama bunlar, molla rejimini yıkmak, savunma ve sanayi alt yapısını yok etmek için sahillerine dünyanın en korkunç ölüm makinaları yollayan Amerika’nın uyandırdığı nefreti paylaşan İranlılardan daha kalabalık değil. Kaldı ki, İran halkı, geçen yıl, mevcut rejimi reformlarla ıslah edeceğini, özgürlükleri iade edeceğini ve ambargolarını sona erdirmek için ABD ile görüşmeleri başlatacağını vaat eden bir cumhurbaşkanı seçti. Ancak Pezeşkiyan, Trump’la baş başa iki buçuk saat görüşemiyor; dolayısıyla kazanan yine İsrail kaybeden İran halkı olabilir. Fakat, Şah’ın oğluna ümit bağlayanların da hiç kazanma şansı olmadığını söylemek yanlış olmaz.