Laiklik: Vazgeçilmezimiz

Bizzat Rejimin Başı Recep Bey ’in ağzından haksız bir hakaret ile mukabele ederek, bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacını lekelemek ve itibarsızlaştırmanın peşindeler. "Azgın güruh" demiş Recep Bey , bildirinin imzacılarına. Laikliği savunan bildirinin "kasten Ramazan ayına denk getirildiği" yalanı üzerinden, tehlikeli bir hedef gösterme çabası ve telaşı içindeler. Hem devletin hem de toplumsal yaşamın dini kurallara ve dini vecibelere göre düzenlenmesine karşı çıkmanın, "dine ve ibadet özgürlüğüne karşı çıkmakla" ne alakası varsa? Ramazan’dan haftalar önce SOL Parti ’nin bu konudaki bir kampanyası niteliğindeki pankartlarda "Şeriatın ve faşizmin karanlığına karşı, laik demokratik bir cumhuriyet" vurgusu yapılınca şeriatçı güruh, o çok bilinen "Din eşittir şeriat" çarpıtmacasından hareket ederek, yine adeta "Müslümanlara ve Müslümanlığa karşı hasmane bir tavır" gibi bir sahte algı çabası içine girişmişlerdi. Bugün de AKP Genel Başkanı aynı şeyi yapıyor, şu sözleriyle: "Kendi hayat tarzlarına 23 yıldır hiçbir müdahale olmadığı, Türkiye’de laiklik tartışması yokken özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı halde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız..." Ünlü Bektaşi fırkasındaki gibi: "Neresini düzelteyim?" dedirtecek cinsten bir konuşma. Hani, camideki vaazda, "Hazreti Davut, kızını kurban etmeye hazırlanırken, Azrail keçi indirmiş" sözlerini duyan Bektaşi "İbrahim... Oğlunu... Cebrail... Koç..." diye düzeltmiş ya... Bir kere... 23 yıldır insanların hayat tarzlarına hiçbir müdahale edilmediği yolundaki sözler, en kibar ifadeyle "gerçeğin çok radikal biçimde çarpıtılması" değil mi? Bizzat kendisinin bu yönde onlarca, yüzlerce talimatı ve konuşması ortada dururken. İkincisi, "Türkiye’de laiklik tartışmasının bulunmadığı" savı. Laiklik ilkesinin özellikle bu iktidar döneminde ayaklar altına alındığı ve hem evrensel bir gereklilik hem de Anayasa emri olan bu konunun çözümlenmesi gereken bir ülke sorunu olduğu gerçeği de bal gibi önümüzde duruyor. Cumhurbaşkanı, "Özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı halde" derken, bu ülkede bırakınız her günü, neredeyse her saat başı insanların giyimine kuşamına, dinlediği müzikten izleyeceği filme ve diziye, hangi sanatçıyı hangi festivali takip edeceğine kadar her şeyin yasak tehdidi altında olduğunu bilmemek için başka gezegenden gelmiş olmak gerekiyor herhalde. Kimi kandırıyorsunuz? En korkunç itham da, "milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen..." ifadesinde yer alıyor. Sanki laikliği savunanlar, milletin inançlı kesiminin ibadet özgürlüğüne dil uzatmışlar gibi bir algı yaratmaya çalışıyor Erdoğan. Bu da, son derece tehlikeli bir kışkırtma değil mi? Hani hep bizlere atfettikleri "Halkın bir kesimini diğer bir kesimine karşı kin ve nefret temelinde tahrik vs." suçlaması... Laiklik pankartlarına tepki olarak "Yaşasın Şeriat" gibi alakasız bir tepkinin benzeridir, "Laikliği savunanlar milletimizin inançlarına karşılar" benzeri haksız ve mesnetsiz bu tepki. Kurmak istedikleri denklem şu: "Laikliği savunmak, dine ve ibadete karşı olmaktır. Laikliğe karşı çıkmak (öyle demiyor tabii ki, Anayasada var olduğu için) da inanç ve ibadet özgürlüğüne sahip çıkmaktır" Yani, Rejimin Başı son derece yapay ve mevcut olmayan bir ayrıştırıcı unsur yaratarak tehlikeli bir gerilimi ateşlemiş olmuyor mu bu sözlerle? Bunlar olurken, bir tarafından da rejim yandaşı bir TV kanalındaki dizide, "Müslüman misafirlerine hunharca domuz eti dayatan laik ev sahipleri" temalı aşağılık bir kışkırtma çabası içine giriyor. Tam da aynı günlerde, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin , okullara laikliğe ve tabii ki anayasanın hükümlerine aykırı biçimde "zorunlu Ramazan etkinlikleri, öğrencilere ibadet ödevleri, zorunluluğu çizelgeleri" dayatması eleştirildiğinde "Noel ve yılbaşında yapılan ağaç süslemelerine" atıfta bulunup, "Siz - Biz" tahterevallisi kuruyor... Laikliği savunan "haklı güruh" olarak, anlatmaktan bıkmayacağız: Kimsenin kimseye inanç, ibadet ya da inançsızlık, ibadet etmeme gibi konularda bir dayatmasının olmaması ilkesi esastır. Toplumun kendi arasında da bunun böyle olması gerektiği gibi, bundan da önemlisi, devletin bu konuda bir "taraf" konumuna geçerek, belli bir inancı, bir dini ya da mezhebin öğretilerini uygulatma ile ilgili, elindeki gücü kullanarak yaptırımlarına herkesin karşı çıkması gerekir. Bunu savunmanın da "din karşıtlığı" olarak sunulması tehlikeli bir bölücülük ve ayrıştırma çabasıdır. Laiklik işte tam da bunun için gereklidir. "Laikliği savunuyoruz" bildirisindeki şu ifadeler, meseleyi en özlü şekilde şöyle anlatıyor zaten: "Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Ortadoğu’nun gericiliği bataklığına sürüklemektedir. Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır. Bu hamleler, toplumdan yükselen laiklik çağrılarına karşı gerici azınlığın provokasyon ve saldırılarını göz ardı etmeye; laik cumhuriyeti savunanların Anayasayı hiçe sayarak "suçlu" gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir... Laikliği savunmak suç değildir... Karanlığa teslim olmayacağız..." Bir soruyla noktalayalım: CHP ve altı ok mirasını savunanlar, bugün bu meselenin neresindedir?