Raporun anlattıkları: Herkes biliyor zarların hileli olduğunu

Ortadoğu büyük bir alt üst oluş içinde. ABD-İsrail eksenli kanlı dönüşümün sarsmadığı tek bir kare toprak parçası yok . Bölgenin emperyalist-siyonist çıkarlar doğrultusunda şekillendirme girişimlerinde belli bir aşamaya varılırken tablo da yavaş yavaş netleşmeye başlıyor. İsrail’e sorun çıkaran rejimler, aktörler, devlet dışı yapılar tasfiye edildi . Batı karşıtı rejimler ABD ve müttefikleri tarafından yıkıldı. Libya, Irak, Suriye, Yemen vs. ABD-İsrail’in bölgenin bir bütün olarak dönüşümünü tamamlamalarının önündeki en büyük engel olarak tek İran kaldı . Bugünlerde İran cephesine yapılan askeri yığınak ile dönüşümün son halkası da tamamlanmak isteniyor. BİRİNCİ AŞAMA GERİDE KALIRKEN; QOU VADİS 7 Ekim saldırılarının tetiklediği kanlı dönüşüm sürecinin Türkiye ayağında da 18 Şubat itibariyle birinci aşama “resmen” geride kaldı . Erdoğan-Bahçeli’nin “iç cephe tahkimatı” gayesiyle İsrail korkusu üzerinden startını verdiği süreç kapsamında kurulan komisyon raporunun kabul edilmesiyle ikinci aşamaya geçildi. 1 Ekim 2024’te Meclis’teki tokalaşma ile fiilen başlatılan süreç ilk günden itibaren Ortadoğu-Suriye eksenliydi. Tarafların her birinin farklı tanımladığı sürecin her bir aşaması da öyle ilerledi. AKP-MHP süreci iki nedenle başlatmıştı: • Suriye’de mevzi kazanmak: Rejim Öcalan üzerinden SDG/Kürtlere nüfuz etmek, olası kazanımlarının önüne geçmek, “de facto” statüyü dağıtmak. • İçeride rejimi tahkim etmek: Suriye ve Ortadoğu merkezli gelişmeleri iç politikaya tahvil ederek, iç cephe tahkimatını sağlamak ve rejiminin ömrünü uzatmak. Her iki süreç de birbiriyle bağlantılıydı, iç içe geçen olaylar ağında Suriye üzerinden Türkiye, İmralı üzerinden de SDG-Şam sürecine müdahale edildi. ABD, Türkiye ve İsrail’in icazet ve desteğiyle HTŞ’nin Fırat’ın doğusuna girmesinin ardından Türkiye’deki süreçte de raporlama kısmı tamamlandı. O İLK DÜĞME YANLIŞ İLİKLENMESİN BİR KERE 5 Ağustos’ta başlayan Meclis komisyonu çalışmalarının üzerinde geçen yaklaşık yedi ay sonrasında tamamlanan rapor beklenildiği üzere iktidar bileşenlerinin zihniyetinin yansıması oldu. Süreç Kürt sorununun kabulü üstüne başlatılmadığı için her aşaması da bu reddiyeyi kayıt altına aldı. Rejim ısrarla “Terörsüz Türkiye” olarak süreci kodladı. AKP-MHP’ye göre ortada bir sorun olmadığı için haliyle çözümü de olamazdı ve mesele “bir terör” meselesiydi. PKK’nin kendisini feshetmesi, silah bırakması ve ülke sınırları dışına çıkmasıyla mesele de büyük oranda –en azından şimdilik- halledilmiş oldu! Sürecin ilk düğmesi bir kez yanlış iliklenmişti . Farklı bir sonuç beklenemezdi. AKP, MHP, CHP, DEM ve Yeni Yol’dan oluşan rapor yazım ekibinin 82 sayfalık raporunda bir tek yerde dahi “Kürt sorunu” ifadesi yer almaması , o düğmeyle ilintili. DEM ve CHP’nin rapora şerhli “evet”, TİP ve EMEP’in “hayır” demesi de raporun tek taraflı bir yaklaşımın ürünü olduğunu gösterdi. REJİMİN “İÇ CEPHE”SİNE LOJİSTİK DESTEK Tartışmalı komisyondan geçen rapor, AKP-MHP dışında kimseleri memnun etmese de rejim arzuladığı “iç tahkimat”ın yollarını döşemekte bir hayli yol almış oldu . İktidarın temel planı ilk günden itibaren ortadaydı; Yeni rejimi kurumsallaştırmak için Kürtleri yanına çekmek, muhalefeti yalnızlaştırmak ve tüm itirazları bastırmak. 1 Ekim 2024’ten 18 Şubat 2026’ya kadar geçen yaklaşık 16 aylık sürede rejimin süreci bir dayanak olarak kullanmak istediği daha ilk günden kendisini açık şekilde gösteriyordu. İKİNCİ AŞAMA İLKİNDEN DE SANCILI VE BELİRSİZ 18 Şubat itibariyle “yasal düzenleme” denilen ikinci aşamaya geçilse de yeni evre ilkinden de sancılı ve belirsizliklerle dolu . Raporda demokratik taleplere, özgürlüklere ilişkin kayda değer bir düzenleme yok. Rapor ne Kürtlerin ne Türklerin ne de ülkenin genelinin taleplerini karşılıyor . Rapora “hayır” oyu veren vekiller de bu görüşte. EMEP’in Komisyon üyesi İskender Bayhan, ret kararlarının temel dayanaklarını şöyle özetliyor: • “ Raporda “Kürt sorunu” ifadesi bir kez bile geçmiyor. -Sorunun adı yok, kök nedenleri yok . -Anadilde eğitim bir yana, anadil hakkı kavram olarak dahi yer almıyor . - Her şey “terör parantezi”ne alınarak izah edilmeye çalışılıyor . -Halka karşı işlenmiş suçlara dair tek bir cümle bulunmuyor. -Eve dönüş ve siyasi genel af konusunda güven verecek somut bir düzenleme yok. -Raporun özellikle ilk bölümleri, komisyon çalışmalarının ortaya çıkardığı birikimi değil, Saray rejiminin ideolojik-politik hattını yansıtıyor . Rapora hayır oyu veren iki kişiden biri olan komisyon üyesi TİP milletvekili Ahmet Şık da, itirazlarını şöyle dile getirdi: “ Sorunun adı dahi konmuş değil . Kürt meselesi “terör” kavramına indirgeniyor. Rapor bir çözüm programı değil, siyasi sorumluluktan kaçış belgesi. Sorunun adını koymaya cesaret edemeyen bir metnin çözüm üretmesi mümkün olmaz. Barış demekten imtina eden anlayışın barışı inşa etmesi zaten beklenemezdi.” DEM Parti de rapora düştüğü şerhte, “Terörsüz Türkiye süreci”, “terör örgütü”, “terör belası” gibi kavramların kullanılmasını uygun bulmuyoruz” dedi. EKMEK, ADALET, DEMOKRASİ YOKSA BARIŞ DA OLMAZ Barış; ekmek, adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelesinden ayrı ele alınamaz. Tek adam rejiminin oyunlar peşinde olduğu, süreci güvenlikçi bir paradigmaya sıkıştırdığı “sır” değil. Raporun mevcut halinden farklı çıkmayacağını da herkes biliyordu. Ülkede otokratik bir tek adam bir rejim inşa edilmeye çalışılırken, temel hak ve özgürlükler budanırken, iktidarın “barış” konusunda samimi olması beklenemezdi. Özetle herkes biliyor/du “zarların hileli olduğunu.”