Eğitimde taşlar bir türlü yerli yerine oturmuyor. YÖK Başkanı Özvar’ın ve Milli Eğitim Bakanı Tekin’in son açıklamaları, dün ayakta alkışlanan projelerin yakında çöpe atılacağı yönünde. Peki şu an için düşünülen değişikliklerin ya da yeni getirilen projelerin kalıcılığı söz konusu mu? Evet demek mümkün değil. Muhtemeldir ki bir sonraki YÖK Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı da tıpkı şu anda olduğu gibi kendinden önce yapılanları yok sayacak, her şeye sil baştan yeniden başlayacak… Çeyrek yüzyıla yaklaşan AK Parti iktidarında en çok el değiştiren Bakanlık Milli Eğitim oldu. Hatırlamaya çalışalım. Çünkü pek çoğunun ismini çoktan unuttuk ya da projelerine zerre kadar sahip çıkmadıkları için pek çok kimse tarafından hatırlanmak istemiyorlar. Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı, İsmet Yılmaz, Ziya Selçuk, Mahmut Özer ve Yusuf Tekin. Bir de YÖK Başkanlarına göz atalım: Yusuf Ziya Özcan, Gökhan Çetinsaya, Yekta Saraç ve Erol Özvar. Aynı dönemde 4 YÖK Başkanına karşın 9 Milli Eğitim Bakanı değiştirdik… Bu tablo da gösteriyor ki ne çok değiştirmek daha iyi sonuçlar doğuruyor ne de uzun süre görevde kalmalar. Gelinen noktaya baktığımızda ilk ve orta dereceli okulların sorunları çok da üniversitelerinki daha az demek mümkün değil. Plansızlık, programsızlık, yapılanı yok sayma, sürekli sistem değiştirme ve enkaz edebiyatı konusunda adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Kalite, liyakat, memnuniyetsizlik, eğitimden kaçış, sınav odaklı eğitim ve en önemlisi de yaşamla örtüşmeyen eğitim ve öğretim konuları umurlarında bile değil. Eğitim sisteminin yaşamla örtüşmesi gerektiğini yeni öğretim yılının açılışında önce Cumhurbaşkanı Erdoğan dile getirdi, ardından cılız da olsa MEB’in mesleki eğitim konusundaki hamleleri geldi, daha sonra da YÖK’ün yaşamla örtüşmeyen, kontenjanı dolmayan bölümlerin kapatılacağına yönelik açıklamaları dikkat çekti. Atalarımız “Hatadan dönmek erdemdir” demiş. Geç de olsa dönmek elbette sevindirici ama daha önemlisi yeni hatalara yelken açmamak. Peki artık referansımız o, bu, şu değil de akıl, bilim, pedagoji ve yasalar olacak mı? Yoksa yine plan, program olmadan günü kurtarmaya yönelik projelerle yol almaya devam mı edeceğiz? Tevhid-i Tedrisat Kanunu yani eğitim birliği kanunu, eğitimin tek elden yürütülmesini emrediyor. Anayasamız ve Temel Eğitim Kanunu’muz da ayrım gözetmeksizin her çocuğumuzun ilgi, yetenek, beceri ve hayalleri doğrultusunda her türlü eğitim, öğretim olanağından yararlanmasını öngörüyor. Peki Cumhuriyet tarihi boyunca bunu başarabildik mi? Tüm kısıtlı imkanlara rağmen ilk çeyrekte bu konuda ciddi mesafeler kaydettik, modeller yarattık, ikinci çeyrekte onunla idare ettik, üçüncü ve dördüncü çeyreklerde sürekli sistem değişikliğine giderek fabrika ayarlarını arar hale geldik. Eğitim de tıpkı akıp giden hayat gibi değişen, gelişen; hatalarıyla, sevaplarıyla yaşayan bir varlık. Anayasal ve pedagojik temel ilkelerin özüne dokunulmadığı sürece geliştirilebilir, değiştirilebilir ve yeni arayışlara girilebilir, girilmeli de. Yoksa bugünün gençliğine dünkü elbiseler dar gelir, eğitimden kaçışlar başlar ve okumuşların itibarı ayaklar altına alınır. İstediğimiz bu mu? Kesinlikle hayır. Hem devlet hem de millet olarak bütçeden en büyük payı eğitime ayırıyoruz. Çünkü eğitimin önemine inanıyoruz ve çocuklarımızın, ülkemizin çok daha güçlü yarınlara sahip olmasını istiyoruz. Bu konuda başta velilerimiz ve çocuklarımız olmak üzere herkes elinden geleni yapıyor ama memnuniyet oranları dibe vurmuş durumda. Yani elimizde en iyi malzemeler olmasına rağmen en iyi üretimi gerçekleştiremiyoruz. Polemiklerle konuyu daha da içinden çıkılamaz hale getirme yerine işte asıl sorgulamamız gereken konu tam da bu: Nerede hata yapıyoruz diye samimiyetle yola çıkarsak eminiz ki devamı gelecektir. Yeter ki bu noktaya gelelim, yeter ki çocuklarımızın ve ülkemizin çok daha iyi bir eğitime ve geleceğe layık olduklarına inanalım… Özetin özeti: Eğitimde hep soran, sorgulayan, üreten, sorumluluk sahibi gençler yetiştirelim istedik ama soran, sorgulayan, yaptıklarının arkasında duran bakanlarımız, başkanlarımız olmadığı için bu hayalimizi bir türlü gerçeğe dönüştüremedik!