Kenevire piyasa düzenleme modeli geldi, Sağlık Bakanlığı kenevir TAPDK’sı oldu

Resmi Gazete’de 31 Ocak 2026 tarihinde iki yönetmelik yayınlandı. Yürütmesini Sağlık Bakanı’nın yapacağı Kenevirden Elde Edilen Ürünlere Dair Yönetmelik ve Tarım ve Orman Bakanı’nın yapacağı Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolüne Dair Yönetmelik . Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’da geçen sene yapılan değişiklikle, tanımları yoruma ve istismara açık “ kenevirden elde edilen tıbbi ürün, sağlık ürünü, kişisel bakım ürünü ve destek ürünü ” T.C. mevzuatına girmiş, düzenleme CHP tarafından iptali için Anayasa Mahkemesi’ne taşınmıştı. Ancak, Mahkeme kararı beklenmeden, bu yönetmeliklerle söz konusu ürünlerin üretim ve ticaretinin önünü açan uygulama mevzuatı geldi. Böylece, yaklaşık on yıldır süren Türkiye’nin kenevir açılımında yeni bir aşamaya geçildi. Açılımın tarihçesini ele aldığımız üç bölümlük yazımızda ( 1 , 2 , 3 ) olup biteni sermayenin beklentileri doğrultusunda bir piyasa düzenleme rejimi kurulması süreci olarak tanımlamıştık. Türkiye’de kenevir açılımının tekil bir vaka olmadığının, kenevir tarımı, ürün üretimi, ticareti, tıbbi ve rekreasyonel kullanımında dünya genelinde yaşanan yasallaştırma ve serbestleştirme akımları nın bir uzantısı olarak karşımıza çıktığını vurgulamak gerek. Kenevirin ulusötesi sermayenin ilgi odağında olmasının birbiriyle kesişen üç bağlamı var: Dünya tütün ve alkollü içecek piyasaları hızla kan kaybediyor; buna karşın kenevir piyasası hızla büyüyor. İlaç, tütün, alkol ve gıda ürünleri ile kenevir arasındaki geleneksel ve potansiyel sinerjiler, hibrit ürün geliştirme olanakları bu sektörlerde faaliyet gösteren sermayenin iştahını kabartıyor. Cebimizdeki üç kuruşu kapmak için yarışan ulusötesi sermayenin birikim hızına uygun biçimde sürekli yeni birikim alanlarının açılması gereği doğrultusunda, piyasa analistlerinin rekor düzeyde büyüme beklentisi raporladıkları kenevir piyasalarının yasallaştırılması için baskılar artıyor. Kenevirin tarımdan imal ürün haline kadarki tüm süreçlerinin yasallaştırıldığı koşullarda faaliyet göstermenin, yasadışı süreçlerin sürdürülmesine oranla çok daha kârlı olduğu anlaşılıyor. Yasadışı faaliyetin yüksek getirisi risk ve kara para aklama maliyetleriyle tırpanlanıyor. Tüketimin özendirildiği ve normalleştirildiği yasal piyasada ise uygun düzenleme rejimi altında vergi ödeyerek faaliyet göstermenin kârlılığı çok daha yüksek. Tütünde ve kenevirde aynı piyasa düzenleme modeli dayatması 2000’li yılların başında, tütün ürünleri için getirilen piyasa düzenleme modeli ile şimdi kenevirden elde edilen ürünler için getirilmek istenen model arasında ilginç paralellikler var. Gerçi, kenevirin yasal piyasadan yoksun bugünkü durumundan farklı olarak, o yıllarda tütün ürünlerinin işleyen bir piyasası vardı; TEKEL ve 1990’larda piyasaya giriş yapan ulusötesi sigara şirketleri faaliyet halindeydi ve tütün hala kalkınmada stratejik ürün olarak kabul görüyordu. Bir başka fark, bugün düzenlemeler sessiz sedasız hayata geçirilirken, o yılların canlı siyaset arenasında hem TBMM’de hem de Meclis dışında ateşli tartışmalar yapılıyor, bakanlar koltuklarından oluyordu. Bu farkları not ederek, bir de her iki sürecin temel ortak belirleyenine bakalım. Her iki süreç, ulusötesi sermayenin tekelci ayrıcalıkların ve ticaret serbestisinin yasal güvence altına alınması talepleri ve bu taleplerin gerçekleşmesi için uyguladıkları sistematik baskılar doğrultusunda şekillendi. Sermayenin çıkarları dışında hiç kimseye faydası olmayan, birey ve toplum sağlığı açısından yüksek riskler barındıran bu süreçler sermaye tahakkümü altında siyasi dayatma yoluyla hayata geçirildi, geçiriliyor. Türkiye, 25 yıl önce tütünde ve şimdi kenevirde piyasa düzenleme rejimine geçiş yapmaya mecbur bırakılmıştır. Tütünde piyasa düzenleme rejiminden çıkan dersler Türkiye’de tarımsal bir ürün için piyasa düzenleme modeline geçişin koşullarını belirleyen, toplumda Tütün Kanunu olarak bilinen 4733 sayılı Kanun ’un yasallaşma sürecinde, o tarihte dünya genelinde özelleştirmeler ve satın almalar yoluyla oligopol gücünü konsolide etmiş bulunan ulusötesi tütün sermayesinin Türkiye’de tütünde serbestleştirme ve piyasa düzenlemesi talepleri, dönemin iki aracı aktörü IMF ve Kemal Derviş tarafından Türkiye siyasetine dayatılmıştı . Talepler, önce Niyet Mektupları’nda güvence altına alınmış, ardından bu doğrultuda hazırlanan Kanun, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in altı sayfalık vetosuna rağmen, virgülüne dahi dokunulmadan kabul edilerek, 19 Ocak 2002’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe sokulmuştu. Kanun’un alameti farikası, bir bağımsız piyasa düzenleme idaresi olarak TAPDK ’nın (Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu) kurulmasıydı. Böylece, hem tütün ve tütün ürünleri üretimi ve ticareti için teknik olduğu söylenen piyasa kuralları siyasi etkiden yalıtılmış vaziyette hayata geçirilebilecek, hem de bir kamu kurumu, piyasa düzenlemesi kisvesi altında, siyasi/toplumsal hesap verme ve denetlenme yükümlülüğünden azade olacaktı. Kanun’da yurttaşlar yoktu; yurttaşların yerine, toplum basitçe iki taraftan oluşuyordu: Üreticiler/satıcılar ve tüketiciler/müşteriler . Toplum eşittir piyasa anlayışı gereğince, bu piyasa aktörleri haricinde kalanların, çocukların, yaşlıların, hastaların, tütün kullanmayan geniş toplum kesimlerinin Kanun’da yeri bulunmuyordu. Bu halen böyle. Kanun, TAPDK’ya iki temel ama çelişkili amaç ve görev tanımlıyordu: Piyasa etkinliği sağlamak ve zararları önlemek . Bu da aynen devam ediyor. İlk görev, üretim ve ticaret için piyasa temelli koşulların oluşturulması ve bu koşullara uyumun sağlanmasına ilişkin düzenlemeler ve uygulamalardı. Daha tali olan ikinci görev ise, satış ruhsatlandırması, bandrol, satış kayıt sistemi, reklam yasakları, bilgilendirme ve uyarı yoluyla, zararlar hakkında bilgisi eksik tüketiciyi bilgilendirerek, sahtecilikten koruyarak, ürün seçeneği sunarak, yine piyasa mekanizması içinde, tüketicinin tütün tüketiminin zararlarından korunması şeklinde formüle edilmişti. Bugün, Kanun var ama TAPDK yok . TAPDK’nın lağvı için yasa tasarıları daha 2012’de gündeme gelmişti. 2017 sonunda 4733 çerçevesindeki tüm görev ve yetkileri Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredilerek kurum kapatıldı. O tarihte artık devletin piyasa düzenleyici dönüşümü tamamlanmış , bakanlık bürokrasileri en az bir bağımsız düzenleme idaresi kadar piyasa fetişizmine gömülmüştü. Diğer bir deyişle TAPDK gereksizleşmişti. Ama daha önemlisi, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde bağımsız düzenleme idarelerinin yeri hiç yoktu . Ayrıca doğrudan siyasi müdahale gerektiren iki derin sorun baş göstermişti. Bunlardan ilkinde, aynı yıllarda, yasadışı tütün piyasası hızla örgütlenerek büyümüş, ülkeye deli gömleği gibi giydirilen 4733 sayılı Kanun dikişlerinden patlamıştı. İkinci olarak, ulusötesi tütün şirketlerinin piyasayı genişletme talepleri ağırlık kazanmıştı. Son 25 yılda Türkiye’yi geleneksel tütün ürünlerinde dünyadaki en önemli üretim ve iç-dış ticaret üslerinden biri haline getiren şirketler, şimdi ülkeyi hem yeni nesil tütün/nikotin ürünleri hem de kenevirli ürünler için birer üs haline getirmek için bastırıyorlardı. İşte 4733 sayılı Kanun ve tütünde piyasa düzenlemesinin 25 yıllık özet bilançosu : Üretim ve ticarette devlet tekelinin yok edilmesi, Tütün Fonu’nun sıfırlanması, sigara üretiminde yüzde 80’in üzerinde ithal tütün kullanımı, günümüzde 200 milyar adet/yıl’ı aşan sigara üretim kapasitesi, 160,2 milyar adet/yıl’a yükselen sigara tüketimi, piyasanın en az beşte biri büyüklüğünde yasadışı yerli üretim tütün ürünü tüketimi, 2012’de yüzde 27,1 olarak ölçülen tütün kullanım sıklığının 11 yıl sonra 2023’te 7 puandan fazla artarak yüzde 34,5’e fırlaması, piyasada yüzlerce çeşit bandrollü ve bandrolsüz ürün ve marka, her yıl 100 binden fazla tütüne bağlı hastalıktan erken ölüm. Kenevirde yeni kurulan piyasa düzenleme rejiminin ana hatları ve lolipop soruları Şimdi aynı senaryo, kenevirden elde edilen tıbbi, sağlık, kişisel bakım ve destek ürünleri için sahneye konuyor. Ancak, burada çok daha vahim şeyler var. Öncelikle, bu yepyeni ürün kategorilerinin “piyasa etkinliği” disiplini içinde ticarileştirilmesini ve piyasaya arzını düzenleyecek kurumun, ticaret veya sanayi veya tarım bakanlıkları değil de, bizzat Sağlık Bakanlığı olması, diğer bir deyişle Sağlık Bakanlığı’nın kenevir TAPDK’sı haline getirilmesi , bakanlık yukarıda değindiğimiz piyasa fetişizmini çoktan içselleştirmiş olsa bile, başlı başına bir uygunsuzluk. Bir başka vahim husus, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan Yönetmelik’in çok tuhaf biçimde halk sağlığı perspektifinden tamamen yoksun olması. Yönetmelik’in amacı sadece, söz konusu ürünlerin nasıl ticarileştirileceği ve piyasaya arz edileceği bakımından tarif edilmiş. 4733 sayılı Kanun ve uygulama mevzuatında gördüğümüz “tüketicileri” dikkate alan “zararların önlenmesi” amacı dahi yok burada. Birey ve toplum sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bilimsel olarak kanıtlanmış kenevir tüketiminin, tıbbi kullanımının dahi yan etkileri ve zararları ortaya konmuşken , “uyuşturucu etkisi olmayacak oranda” gibi bilimsel muğlaklık taşıyan tanımlarla, güvenli ve zararsız hale gelmeyeceği açık. Yönetmelik’in getirdiği ruhsatlandırma, elektronik takip sistemine bildirim ve takip, iki ürün kategorisi için reçete zorunluluğu gibi usuller, koruyucu olmaktan ziyade, 4733 sayılı Kanun modelinde gördüğümüz piyasa denetim usulleri ni anımsatıyor. Bakanlık’a yapılacak ürün başvurularındaki bilgilerin ticari gizlilik koruması altında olacağına dair hüküm ise, tütün şirketlerinin ürünlerine ilişkin bilgilerin ticari gizlilik koruması altında olmasını birebir yansıtıyor. Kanun’da tanımsız kalan ürün nitelemelerinin yönetmelikte açıklığa kavuşmasını beklerken, tanımların hala muğlak ve ucu açık tutulması , sağlık etkileri gibi konuların Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu’nun gerekli gördüğü durumlarda yayınlayacağı kılavuzlara bırakılması, tam da bu durumla ilgili. Beşeri tıbbi ürün (ilaç) statüsünde tanımlanan tıbbi ürün haricindeki, diğer üç ürün kategorisinin, yani sağlık, kişisel bakım ve destek ürünlerinin, tanımlarında bu ürünlerin nitelikleri, kullanım şekilleri, içerik profilleri, aromalar gibi katkı maddeleri, dozaj ve endikasyonları hala belli değil . Somutlayacak olursak, bu tanımlara göre, örneğin kenevirden elde edilen sağlık ürünü bir lolipop formunda, kavun karpuz aromalı olacak mı? Bunlar hangi yaş gruplarına reçete edilecek / satılacak? Herhangi bir satış sınırlaması olacak mı? Reklamları nasıl yapılacak? Eczanelerde ticari teşhirleri hangi kurala göre olacak? Neye göre fiyatlandırılacaklar, vergilendirilecekler? Ambalajlarının üzerinde görsel ve yazılı unsurlar ne olacak? Bunların kamusal alanda tüketimine izin verilecek mi? Bu soruların hiçbirinin yanıtı yok Yönetmelik’te. Kenevir yetiştiriciliği ve denetiminde zor zamanlar Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Yönetmelik’inde, kenevir lifi, tohumu ve sapı üretimine ilaveten, söz konusu dört ürün kategorisinin imalatına yönelik psikoaktif madde içeren kenevir çiçeği ve yaprağı üretimi ve denetimi ne de ilişkin usul ve esaslar belirleniyor. Buna göre, çiçek ve yaprak üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliğiyle ilgili iş ve işlemlerin Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmesi ve izinli kenevir yetiştiriciliğinin takibi ve denetlenmesi ile izinsiz kenevir yetiştiriciliğinin tespiti, yaptırım uygulanması, imhasıyla ilgili iş ve işlemlerin Tarım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, bunların ilgili merkezi ve il müdürlükleri ile valilikler tarafından yürütülmesine dair hükümler, bu kurumlara, kapasitelerinin çok üzerinde, boyutları itibariyle ifası neredeyse olanaksız bir iş yükü ve sorumluluk yüklüyor . Dur diyecek toplumsal güç aranıyor Doğası gereği, sermayenin yasallaştırılmış kenevir piyasasına girişinin yegâne amacı, bu piyasayı büyütmek ve derinleştirmek, yani daha fazla satarak tüketimi artırmak, olacaktır . Zaten, aksi halde sermaye bu işe girmez ve yasallaştırma ve serbestleştirme yapılan tüm piyasalarda tüketim artışları kaydediliyor. Bunun için, tütün şirketlerinin oyun kitabından çok iyi tanıdığımız şekilde, Türkiye’de kenevir piyasasına girmeye hazırlanan sermaye de, en müsamahakâr ürün düzenlemesi, fiyatlama serbestisi, reklam ve tanıtım olanakları ile tekelleşme yolunun taşlarını döşeyen piyasa düzenlemesinin peşinde. “Düzenleme kuşatması” gücü oranında bunları elde ediyor. Yaşadığımız bundan ibaret. 16 Şubat 2026 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde Taylan Gülkanat imzalı haber de, bu yoldan kenevir ürünü piyasasının çoktan parsellendiği nin ilk işaretini gördük. ABD’nin en büyük kenevir şirketi Curaleaf, Sağlık Bakanlığı’nın Yönetmelik’i yayınlanmasından aylar önce yatırımcılarına yaptığı resmi şirket raporlamasında, Türkiye’de kenevirli ürün üretmek üzere lisans aldığını müjdelemiş. Raporun hem başlığında hem de içeriğinde var. Herhalde sözlü aldığı garantiyi yatırımcılarına erken ve eksik yansıtmış. Bir kenevir şirketinde olur o kadar kusur. Ama araştırdık, zaten bu şirket çoktan Türkiye’de AŞ iştirakini kurmuş, ticaret siciline kaydolarak faaliyete geçmiş. Türk Patent ve Marka Kurumu’nda bunun gibi birçok şirketin kenevirli ürün marka tescil işlemleri devam ediyor. Şirketin websitesinden ne tür ürünler ürettiği ve sattığı incelenebilir; gelmekte olanın ne olduğu daha iyi anlaşılabilir. Gereken danışma süreçlerinin işletilmediği, değerlendirmelerin eksik bırakıldığı Kanun değişikliği sürecinde, Türk Tabipleri Birliği ve çeşitli sağlık meslek örgütleri yayınladıkları bildirilerle , yeni düzenlemenin kenevir kullanımını ve risklerini artıracağı uyarısında bulunmuşlardı. Yönetmeliklerin yayınlanmasının ardından da, Türk Toraks Derneği’nin yayınladığı podcast ’ta hekimler açık ve net biçimde karşı pozisyonlarını ortaya koydular, yürütmenin durdurulmasını talep ettiler. Şimdi soru şu: Kenevir açılımının bundan sonra önüne geçmek mümkün mü? Sırf ABD’li şirket ve yatırımcıları ile bunların türevlerinin çıkarları uğruna, mevcut halde piyasada erişimi sınırlı, tüketimi düşük, yüksek riskli bir madde için durduk yere piyasa oluşturan, ticarileştirilmiş ürün haline getirip erişilebilir kılan bu büyük akıldışılığa dur diyecek bir toplumsal güce gereksinimimiz var .