Dik Duranın Yalnızlığı, Eğilenlerin Kalabalığından Onurludur FARUK OCAK Beni eleştirenlere, uzaktan konuşanlara, karanlığı görmeden hüküm verenlere bir çift sözüm var. Ben kimim biliyor musunuz? Ben, engelini bahane etmeyen bir adamım. Yürümemeyi sığınak yapmayan, aksine karakterine mühür eden bir iradeyim. Hayatımın hiçbir döneminde kapı kapı dolaşıp “ben yürüye miyorum” diye acındırmadım kendimi. Hiçbir sofraya merhametle oturmadım. Hiçbir makamın önünde eğilip ayrıcalık istemedim. Yaradan bana ne verdiyse, onu alın terimle taşımayı öğrendim. Engelimi saklamadım. Utanmadım. Gölgeye gizlenmedim. Ama onu bir çıkar kapısı hâline de getirmedim. Çünkü onur, insanın en pahalı servetidir; bende satılık değildir. Benim duruşumun fiyatı yoktur. Karakterim pazarlık konusu değildir. Nokta kadar menfaat için virgül gibi bükülmedim. Birilerinin adamı olmak yerine, kendi vicdanımın adamı olmayı seçtim. Bu yüzden bedel ödedim. Evet, bu devirde dik duranları önce susturmaya çalışırlar. Sonra yalnız bırakırlar. Çünkü eğilmeyen insan, çıkar düzenine tehdit gibi görünür. Ama ben yalnız kalmaktan korkmadım. Yalnızken de güçlüydüm. Susarken de haklıydım. Gürültü yapmadan, bağırmadan, reklam yapmadan yürüdüm. Ben bu hayatı afişlerle değil, emekle yoğurdum. Camialarda, sivil toplum kuruluşlarında, projelerde… bilgisayar başında makale yazarken de… Hep aynı şeyi yaptım: Mücadele ettim. Kalbimde bir sevgi taşıdım. Gerçek, derin, karşılıksız bir sevgi. Hesap yapmadım. Rol kesmedim. Ama şunu da gördüm: Elinden tutup ayağa kaldırdıklarımın, bir gün arkamdan konuştuğuna şahit oldum. İçim burkuldu mu? Evet. Ama kin tutmadım. Çünkü ben kinle değil, vicdanla yürümeyi öğrendim. Ben yürüyemeyebilirim. Ama ayaklı yürüyenlerden çoğundan daha net yürüyordum hakikati. Birçok insan ışığın içinde yolunu kaybederken, ben karanlığın içinde istikamet buldum. Çünkü benim pusulamâ ayaklarım değil; inancım, aklım ve vicdanımdır. Rabbim ne verdiyse razı geldim. İsyan etmedim. Şikâyet etmedim. Ama haksızlığa da boyun eğmedim. Şunu iyi bilin: Her eksik gibi görünen şey, insana başka bir tarafını güçlendirmeyi öğretir. Benim en güçlü yanım yüreğim oldu. 35 yıl… Bu ömrün 35 yılını mücadeleyle geçirdim. Birilerinin gölgesinde değil, kendi ayaklarımın üzerinde durarak. El etek öpmeden. Biat etmeden. Çıkar zincirlerine boynumu uzatmadan. Bu yüzden bazıları beni sevmedi. Çünkü ben susup kabullenenlerden olmadım. Çünkü ben yanlışın karşısında eğilenlerden olmadım. Çünkü ben “idare eder” diyerek vicdanımı susturmadım. Yoruldum mu? Elbette. Kırıldım mı? Defalarca. Ama eğildim mi? Hayır. Çünkü doğruların yalnızlığı, yalancıların kalabalığından daha şereflidir. Ve ben kalabalıkta kaybolmayı değil, hakikatte yalnız kalmayı seçtim. Bugün hâlâ dimdik ayaktaysam, bu ayaklarımın tuttuğu için değil; yüreğim pes etmediği içindir. Ben hayata diz çökmeyi değil, hayata meydan okumayı öğrendim.