Hekimlerin İstanbul buluşması

Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’de 2 bin 402 yatağa sahip olan 32 özel hastane vardı. Aradan seksen yıl geçip sene 2003’e geldiğinde özel hastane sayısı 271’e, yatak sayıları da 12 bin 387’ye çıkmıştı. Son Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre 2024 yılında özel hastane sayısı 552, yatak sayıları da 54 bin 394 olmuş. Yani, özel hastaneler seksen yılda yatak sayılarını 10 bin kadar bile arttıramamışken AKP’nin yirmi iki yıllık iktidarında 42 binden fazla arttırmışlar. Peki, özel hastaneler Cumhuriyetin ilk seksen yılında alamadığı mesafenin fersah fersah fazlasını AKP’li yıllarda nasıl aldı? ∗∗∗ Benim “besleme sektör” dediğim özel hastanelerin bu hızlı gelişimi esas olarak üç mekanizmayla oldu. İlk olarak, özel hastaneler devletten KDV istisnası, vergi indirimi, emlak vergisi muafiyeti, istihdam desteği, ürün yerleştirme desteği, sanal fuar desteği gibi otuz kaleme yakın teşvik ve destek alıyorlar. İkinci mekanizma, SGK’nın sigortalı hastaları özele yönlendirmesi ve bunun karşılığında hem özel hastaneye para ödemesi, hem de özel hastanenin “ilave ücret” adı altında fahiş miktarda bıçak parası almasına izin vermesi. Üçüncüsü ise AKP’nin özellikle muayenehaneleri baskılayıp özel hastanelerin önünü açması . Bu yazıda bu üçüncü mekanizma üzerinde biraz durmak istiyorum. ∗∗∗ Türkiye’de AKP öncesinde de özel sağlık sektörü vardı. Bunların bazıları daha çok doktorların kurduğu küçük ya da orta boylu özel hastaneler, bazıları ise mahalle aralarındaki millet dispanseri, halk polikliniği gibi küçük işletmelerdi. O dönemin en yaygın özel sağlık kurumları ise muayenehanelerdi. Öyle ki özel hastane patronları “Biz o kadar hastane kuruyoruz, sokağın karşısındaki muayenehaneci hastalarımızı çalıyor” diye şikâyet ederlerdi. Bazıları işi daha da ileri götürüp doktorlara “Hastaneden ayrıldıktan sonra on kilometre çapındaki alanda muayenehane açmayacağım” diye senet bile imzalatırdı. Patronlar ister de patronların AKP’si durur mu? Hemen taarruza geçildi. Öncelikle SGK özel hastanelerle hizmet alım sözleşmesi yaparken muayenehaneler dışarıda tutuldu. Oysa özel hastaneler nasıl özel sağlık kurumu ise muayenehaneler de öyleydi. SGK’nın böyle bir ayrımcılık yapmasının hiçbir dayanağı yoktu. Üstelik SGK’nın hizmet satın aldığı muayenehane hekimlerine özel hastanelerde yaptığı gibi ücret ödemesi bile gerekmiyordu. Sadece sigortalı hastaların reçete bedellerini karşılaması yeterdi. Böylece hem maliyeti daha ucuza getirir hem de hastanelerin yükünü bir miktar da olsa azaltırdı. Ama yapmadı. AKP’nin muayenehane hekimlerine karşı açtığı savaş bununla da sınırlı kalmadı. Muayenehanelerin kapılarını mezura ile ölçmekten maliyecileri üzerlerine salmaya kadar elinden geleni ardına koymadı. Türkiye’deki istisnasız bütün özel hastanelerin bıçak parası almasına göz yuman maliyeciler muayenehanecilere yüksek miktarlarda ceza kesmeyi marifet bildiler. AKP’nin huruç harekatı son dönemlerde daha da hızlandı. Eskiden sadece açılışta bir kez alınan ruhsat ve muayenehane uygunluk belgesi için ödenen harçlar bu yılın başından itibaren her yıl ödenecek haraçlara dönüştü. Hani şu AKP’nin pek bir övündüğü sağlık turizmi var ya, hekimlerin o kapsamda yabancı hasta bakabilmesi için de ayrıca haraç ödeme zorunluluğu getirildi. Bu kadarla da bitmedi. ∗∗∗ Şimdi diyelim ki hamile bir kadın tanıdığı, güvendiği bir kadın doğum uzmanının muayenehanesine gidiyor. Takipleri yapılıyor. Sonra da diyelim ki evine, mahallesine yakın bir özel hastanede aynı doktora doğumunu yaptırtmak istiyor. Eskiden böyle olurdu ama artık o iş öyle olmuyor. O doktorun önce o hastaneyle sözleşme imzalaması gerekiyor. Sözleşme dediğiniz nedir, imzalayıversin, diyebilirsiniz. Ancak o iş de öyle olmuyor. Peki nasıl oluyor? Diyelim ki Anadolu’nun bir şehrinde tek bir özel hastane ve bu özel hastanenin de altı kadın doğumcu kadrosu var. Aynı şehirde on tane de kadın doğumcu muayenehanesi olduğunu varsayalım. O özel hastane kendi doktor kadrosunun sadece üçte biri kadarı ile, yani iki kadın doğumcu ile sözleşme imzalayabiliyor. Bu durumda diğer sekiz kadın doğumcu boşa düşüyor ve doğum bile yaptıramıyor. AKP’li Sağlık Bakanlarının yıllardır övündükleri “hekim seçme özgürlüğü” nerede, diye soracak olursanız; “dün dündür, bugün bugündür.” ∗∗∗ Bir zamanların kasaba doktoru pratisyen hekim muayenehaneleri çoktan tarihe karışmıştı. Özel hastaneler pıtrak gibi çoğaldıkça uzman hekim muayenehaneleri de şehir merkezlerinden kenar mahallelere, ana caddelerden ara sokaklara taşındı. Gene de “Kahraman bakkal süper markete karşı” misali özel hastanelere karşı direniyorlar. Yarın da TTB’nin çağrısı ve Türkiye’nin dört bir yanından gelecek tabip odaları ve tıpta uzmanlık dernekleri temsilcilerinin katılımıyla İstanbul Kadıköy’de buluşup AKP’nin özel hastane patronlarına çalışan sağlık politikalarına karşı tepkilerini ve taleplerini açıklayacaklar. AKP’nin sürekli özel hastane patronlarının yararına çalışan sağlık politikalarına karşı bütün hekimlerin mesleki bağımsızlığı için.