'Yaşamın anlamı, insanlığa katkındır'

Bir süre önce ülkemizin değerli aydınlarından hekim ve yazar Erdal Atabek ’in eşi Huri Meryem Atabek ’in şöyle bir paylaşımına rast geldim: “Yaşamın anlamı, insanlığa katkındır: Erdal Atabek”. Huri Hanım, bu kısa paylaşımı ile çok sevdiği ve özlediği eşi Erdal Atabek’i hatırlatıyordu. Bu değerli insan, 31 Mayıs 2024’te 94 yaşında iken dünyamızdan ayrılmıştı. Erdal Atabek, hekim ve yazar olarak topluma yaptığı katkılarının yanı sıra 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında da 38 ay hapis yatmıştı. Bu bayram gününde de yaşamın anlamını hatırlayıp Atabek’in bu sözünü sizlerle paylaşmak istedim. Erdal hocamızın 18 Nisan 2016 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazının başlığı da “Yaşamın anlamı nedir?” ibaresini taşıyordu. Erdal Atabek, bu yazısında özetle şunu ifade ediyordu: “İnsan yaşamı bireysel haz için değil topluma ve insanlığa değer katmak için anlam kazanır” Diğer bir ifadeyle de “İnsan sahip olduklarıyla değil dünyaya ve topluma kattıklarıyla anlamlı bir yaşam sürer”. Erdal hocamız, “İnsan yaşamının değeri, bireysel başarıdan çok topluma katkıyla ölçülür” demek istiyordu. İnsan yaşamına dokunmak Konuya ilişkin olarak gazetecilik mesleğinde yaşadığım bir olayı örnek vermek istiyorum. 1993-2000 yılları arasında Milliyet gazetesinde “Emek ve İnsan” adlı bir sayfayı hazırlıyordum. Başbakan, DYP (Doğru Yol Partisi) Genel Başkanı Tansu Çiller ’di. Başbakan Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller, özel bir banka olan İstanbul Bankası’nın genel müdürlüğünü yapmıştı, fakat banka 1982 yılında ekonomik krize girdi, yani iflas etti. Hazine, bankaya el koydu, Özer Çiller de görevinden ayrıldı. İstanbul Bankası, 1983 yılında Ziraat Bankası’na devredildi ancak İstanbul Bankası Emekli Sandığı, tek başına ortada kaldı. İstanbul Bankası Emekli Sandığı’nın aktif sigortalısı sıfırlandığı için prim gelirleri azaldı ve nihayetinde sandık kendi emeklilerine maaş ödeyemez duruma geldi. 360 emekli, açlığa mahkum edilir bir süreç yaşamaya başladı. İstanbul Bankası’nın bir emeklisi, kanser hastasıydı. Parasızlıktan kanser ilaçlarını alamadığı için 18 Aralık 1993 günü vefat etmişti. Ben de bu haberi, 27 Aralık 1993 tarihli Emek ve İnsan sayfasında “Özer Bey’in bir emeklisi kanserden öldü” başlığı ile verdim. Özer Çiller’in tepkisi Sabah gazeteye geldiğimde, Başbakanlıktan arandığımı söylediler. Telefonun diğer ucundaki kişi, Başbakan Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’di. Bana, “Atilla, benim bu olayla ne ilgim var, niçin benden söz ettin” diye söylenmeye başladı. Ben de kendisine, “Özer Bey, sonuçta sizin genel müdürlüğünüzü yaptığınız banka krize girince emeklileri de ortada kaldı. Hiç olmazsa bu emekliler, SSK (Sosyal Sigortalar Kurumu) bünyesine alınırsa emekli maaşları ödenmiş olur” dedim. O sırada İstanbul Bankası dahil mali yönden zora düşen özel banka sandıklarının SSK’ya devrini öngören yasa tasarısı Meclis gündemindeydi ama 167. sırada bulunuyordu. Bir an önce gündeme alınıp yasalaşmasını arzu ediyorduk. Bu yönde hükümeti sıkıştıran haberler yapmaya başladık. Mayıs 1994 tarihine gelindiğinde İstanbul Bankası’nın üç emeklisi hayatını kaybetmişti. Banka emeklileri, bu yaptığım haberler üzerine benimle daha yakın bir temas içine girdiler. Mektup olayı Bu arada bir emeklinin oğlu ile Tansu Çiller’in oğlu ile yaşıttı, zorluk yaşayan emeklinin oğlundan Çiller’in oğluna dönük olarak yazdığı bir mektubu, 30 Mayıs 1994 tarihli Emek ve İnsan sayfasında yayınladım. Bu mektup, Milliyet’te yayınlandıktan sonra ilgili yasa tasarısı, Başbakan Çiller’in talimatı ile 167.nci sıradan 2. sıraya alındı ve 1 Haziran 1994 gecesi saat 00.00’da TBMM’de kabul edildi. Bu gelişme, 6 Haziran 1994 tarihli Milliyet’te de “Bir mektupla yasa çıkartan genç” başlığı ile yer aldı. Böylece İstanbul Bankası emeklileri de, SSK bünyesine alındığı için emekli aylıkları ödenecek konuma gelmişti. Kamuoyu oluşturup yasanın çıkmasında Milliyet’in önemli bir katkısı oldu, denebilir. Banka emeklisinin ölümünden yasanın çıktığı tarihe kadar 23 kez yayınlanan Emek ve İnsan sayfasının 10’unda bu konuyla ilgili haberlere yer vermiştik. İstanbul Bankası Emekli Sandığı emeklilerinden oluşan bir grup, TBMM’de ciddi bir kulis faaliyeti yapmıştı. Mektup olayı da, yasanın çıkmasında son “damla”yı oluşturmuştu. İşte bu tarz olaylar, gazeteci olarak insanların yaşamına dokunmak, toplumsal bir fayda sağlamak, kişisel anlamda da mutluluk verici oluyordu… Aydınlanmanın önemi Tekrar Erdal Atabek’in görüşlerine dönecek olursak hocamız, insanın yaşam beklentisinin hayata katkıda bulunmakla eşdeğer olması gerektiğini belirtir ve bunun yolunun da, bilim, aydınlanma, dayanışma ve insanlık değerlerinden geçtiğini söyler. Dr. Atabek, “Aydınlanma kültürü, aklın ve bilimin yaşamı yönetmesidir” der (Aydınlanma kültürüyle yaşamak, 19 Aralık 2011 tarihli Cumhuriyet). Yazımızı Erdal hocamızın çeşitli özdeyişleriyle bitirelim: “Yaşamımızın anlamını hayata nasıl baktığımız, kendimizi nasıl gördüğümüz, yaşamaktan ne beklediğimiz belirler”, “Hayat, bizim ona verdiklerimizi bize geri verir”, “İnsan kalabilmek, insan olabilmekten daha zordur”, “İyi insan olmak, sadece ahlaki değil toplumsal da bir görevdir”…