Yerinden değil sahadan sendikacılık!

Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen grevler, direnişler ve saha çalışmaları sırasında defalarca gözaltına alındı, son iki yıl içinde iki kez tutuklandı. Şubat 2025’te, Gaziantep Başpınar Organize Sanayi bölgesindeki fabrika işçileri, kendilerine dayatılan yüzde 30’luk zamma karşı direnişe geçmişti. Bu işletmelerden biri AKP Gaziantep Milletvekili İrfan Çelikaslan’ın patronu olduğu Çelikaslan Tekstil’di. Asgari ücret zammından sonra 25 bin lira olarak açıklanan maaşları zaten açlık sınırındaki işçiler, yüzde 50 zam talep ediyordu. Grev alanına gelerek işçileri fabrikaya dönmeye zorlayan AKP’li patron vekil Çelikaslan ile BİRTEK-SEN Genel Başkanı Türkmen arasında geçen diyalog ise işçileri utandırdı. Türkmen’in, dört fabrika sahibi Çelikaslan’ın işçilere hakkını vermesi gerektiğine dair sözleri üzerine Çelikaslan, zenginliğini Allahın verdiğini söyledi. Mehmet Türkmen, 16 Şubat 2025 günü, gözaltına alındı. Savcının iddiasına göre Türkmen, “iş ve çalışma yaşamının ihlali” ve “suç işlemeye tahrik” suçu işlemişti. Sosyal medya paylaşımı soruldu. “Hava buz gibi. Saat 00:40 Şireci ayakta! Direnenler de var bu havalarda. Şubat’ı ısıtanlar, geceyi aydınlatanlar. Şireci işçileri patrona ait Sırma Halı Fabrikası’nın işçilerine sesleniyor: Sırma dışarı! Başpınar uyuma, ekmeğine sahip çık!” Türkmen’in dayanışma çağrısı “suç işlemeye tahrik” sayıldı. Bununla birlikte paylaşım ve açıklamalarında fabrika sahiplerini hedef aldığı, onları “işçi düşmanlığı” ile suçladığı söylendi. Valiliğin eylem yasağına karşı işçileri demokratik hakkını kullanmaya çağırması da suç dosyasında yer aldı. Ve Türkmen tutulandı; bir aydan fazla hapis yattı. *** 16 Mart 2026’dan beri Mehmet Türkmen bir kez daha cezaevinde. İddialar benzer. Her zaman olduğu gibi sahada, hak arama mücadelesindeki işçilerin yanında olan Türkmen’in yaptığı basın açıklamasındaki sözleri, bu defa da “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasına gerekçe gösterildi. Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Sırma Halı fabrikasında çalışan işçiler son üç aya ait maaş farklarının ödenmemesi, ücretlerin sürekli geciktirilmesi ve kötü çalışma koşulları nedeniyle 9 Mart’ta iş bırakma eylemi başlattı. Mehmet Türkmen ve BİRTEK-SEN yönetimi, direnişin ilk gününden itibaren işçilere destek verdi. Türkmen, 14 Mart’ta yaptığı basın açıklamasında; Ramazan ayı vesilesiyle yoksulların sofrasında poz veren yöneticileri ve “hayırseverlik” ile övünen patronları, maaşı ödenmediği için kuru ekmeğe muhtaç edilen Sırma Halı işçilerinin sofrasına davet etti.Bir işçinin fabrikada kolunun koptuğu kazaya atıfta bulunarak, patronların iş güvenliği önlemi almak yerine "kan parası" ile olayları örtbas ettiğini savundu. İşçilerin yürüyüşünün engellenmesine tepki göstererek, "Barikatları işçilere değil, hakkı gasp eden patronlara kurun" dedi. Patronları, maaşlarını ödemediği işçilerin sofrasına çağıran Türkmen’in, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ettiği iddia ediliyor. İş güvenliği gibi, aslında ülkenin gündeminden hiç düşmemesi gereken bir konuyu hatırlattığı ve barikatların işçilerin önünden kaldırılması çağrısı yaptığı için, “halkı yanılttığı ve kamu barışını bozduğu” öne sürülüyor. Hak mücadelesinde mağdur mu mağdur eden mi, kim kimin kamu düzenini bozuyor, izaha muhtaç. İş kazaları, maaşların ödenmemesi, hak arayan işçilere engel olunması gözle görülür, eller tutulur somut gerçekler değil mi? İşçiler başka bir coğrafyada mı ölüyor? Başka bir diyarda mı emeklerine çökülüyor? Mehmet Türkmen başka bir galaksiden mi bildiriyor da ‘huzurlu’ ülkemizin tadını kaçırıyor? *** 2025 yılında 2105 işçinin öldüğünü kayda aldı İSİG Meclisi. Bu kıyıma karşı duranların yeri cezaevleri değil, omuz omuza durulan direniş meydanlarıdır. Böylesi bir iklimde ‘yerinden’ sendikacılık yerine ‘sahadan’ sendikacılık yapan bağımsız örgütlenmelerin önemi kat be kat fazla. BİRTEK-SEN ve Mehmet Türkmen örneği bize bir devrin kapandığını gösteriyor: Artık "en kötü sendika sendikasızlıktan iyidir" diyerek boyun eğen pasif bir örgütlenme modeli yetersiz. Bugün ihtiyaç duyulan; barikatın önünde işçiye sırtını dönen değil, o barikatın bizzat üzerine yürüyen bir irade. Çünkü hakikat, ne kadar hapsedilmeye çalışılırsa çalışılsın, o fabrikanın kapısından içeri giren her işçinin cebindeki boş cüzdanda, her akşam kurulan o eksik sofrada haykırmaya devam edecek. Asıl "kin ve düşmanlık", kâr hırsıyla kolların koptuğu fabrikalarda, ödenmeyen alın terinde ve "zenginliğimiz Allah’tan" diyerek yoksulluğu kadere bağlayan kibirde saklı.