Neredeyse her güne yeni bir zorbalık haberiyle uyanıyor, gençler arasındaki şiddet videolarının sosyal medyada yayılmasıyla giderek daha endişeli hâle geliyoruz. Diğer yandan devlet kurumlarının yürüttüğü bazı programlarla; 6,3 milyon öğrenciye zorbalıkla mücadele eğitimi verildi, 60 binden fazla öğretmen eğitim aldı ve 338 binden fazla veli bilgilendirildi. 2023-2024’te 7 milyondan fazla öğrenci zorbalık farkındalık programlarına dahil edildi. Uzman Psikolog ve yazar Ayben Ertem, yeni çıkan kitabı “Kimse Bir Şey Demedi”de okuldan eve, ekrandan iş hayatına zorbalık hakkında hemen her şeyi masaya yatırıyor ve çözüm önerileri sunuyor. Zorbalığın yalnızca bireysel bir davranış değil, aynı zamanda kültürel bir mesele olduğunu söyleyen Ayben Ertem ile zorbalık hakkında konuştuk. 1860’lardan günümüze zorbalığın evrimini izleyebilsek de son birkaç yılda “zorbalık” kavramı giderek daha görünür oldu. Bu görünürlüğün nedenleri neler? 19. YY’dan itibaren okul sistemlerinde akranlar arasında güç ilişkileri ve zorbalık davranışlarına dair kayıtlar bulunuyor. Ancak geçmişte bu davranışlar çoğu zaman “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diye adlandırılıyor ve sistematik bir problem olarak görülmüyordu. Bu nedenle uzun yıllar zorbalık görünmez bir sorun olarak kaldı. Son yıllarda zorbalığın daha görünür olmasının birkaç nedeni var. Öncelikle bilimsel farkındalık arttı. Dan Olweus’un çalışmalarıyla birlikte zorbalık; kasıtlılık, tekrarlılık ve güç dengesizliği içeren bir davranış olarak tanımlandı ve eğitim sistemlerinde daha sistemli şekilde ele alınmaya başlandı. İkinci önemli neden dijitalleşme ve sosyal medya. Eskiden zorbalık çoğunlukla okul kapısında başlar ve orada biterdi. Bugün ise sosyal medya, mesajlaşma grupları ve çevrim içi platformlar zorbalığın mekânını ve süresini genişletti. Bir söz, bir fotoğraf ya da bir video saniyeler içinde yüzlerce kişiye ulaşabiliyor. Bu da hem zorbalığın etkisini büyütüyor hem de görünürlüğünü artırıyor. Üçüncü faktör ise toplumsal ve kültürel değişim. Medyada şiddetin, rekabetin ve güç gösterisinin daha fazla yer alması, çocukların model aldığı davranışları da etkileyebiliyor. Bu nedenle zorbalığın yalnızca bireysel bir davranış değil, aynı zamanda kültürel bir mesele olduğunu söyleyebiliriz. Çocuğunun zorbalığa maruz kaldığını fark eden ebeveynler nasıl bir yol haritası izlemeli? Bir ebeveyn çocuğunun zorbalığa maruz kaldığını fark ettiğinde ilk yapması gereken şey panikle çözüm üretmeye çalışmak değil, önce çocuğu dinlemek ve güvenli bir alan oluşturmaktır. Zorbalık yaşayan çocukların büyük bir kısmı utanma, suçlanma ya da “şikâyet eden çocuk” damgası yeme korkusuyla yaşadıklarını anlatmakta zorlanır. Bu nedenle ebeveynin ilk görevi çocuğun yaşadıklarını ciddiye almak ve onun yalnız olmadığını hissettirmektir. İkinci adım olayı net şekilde anlamaya çalışmaktır. Zorbalığın ne kadar süredir devam ettiği, kimlerin dahil olduğu ve hangi ortamlarda gerçekleştiği sakince konuşulmalıdır. Özellikle siber zorbalık söz konusuysa mesajlar, ekran görüntüleri veya paylaşımlar gibi kanıtların saklanması önemlidir. Üçüncü adım okulla iletişime geçmektir. Zorbalık yalnızca çocukların kendi aralarında çözebileceği bir durum değildir. Öğretmenler, rehberlik servisi ve okul yönetimi sürece dahil edilmelidir. Çünkü zorbalık çoğu zaman sınıf içindeki sosyal dinamiklerle ve akran grubu ilişkileriyle bağlantılıdır. Dördüncü olarak ebeveynlerin çocuğun duygusal dayanıklılığını desteklemesi ve gerekirse profesyonel destek almak önemli bir adımdır. Zorbalık yaşayan çocuklar çoğu zaman bunu davranış değişiklikleriyle anlatır. Okula gitmek istememe, sık sık baş veya karın ağrısı yaşama, eşyaların kaybolması ya da sosyal olarak içine kapanma gibi işaretler dikkatle gözlemlenmelidir. Bu sinyaller erken fark edildiğinde müdahale etmek daha kolay olur. BU DAVRANIŞI NEREDEN ÖĞRENMİŞ OLABİLİR? Zorbalık uygulayan çocukların ebeveynler nasıl yol almalı? Bir ebeveyn çocuğunun zorbalık davranışı sergilediğini öğrendiğinde ilk refleks genellikle inkâr etmek ya da çocuğu hemen savunmak olur. Oysa bu noktada en önemli adım, davranışı küçümsememek ve durumu ciddiye almaktır. Çoğu zaman bu davranışın arkasında öğrenilmiş ilişki biçimleri, güç arayışı veya duyguları düzenleyememe gibi nedenler bulunur. İlk adım, ebeveynin çocukla sakince konuşarak ne olduğunu anlamaya çalışmasıdır. Zorbalık yapan çocukların önemli bir kısmı başkasına verdiği zararın boyutunu tam olarak kavrayamaz ya da bunu şaka olarak değerlendirebilir. Ebeveynler zorbalığın kabul edilemez bir davranış olduğunu açıkça ifade etmeli ve bu davranışın sonuçları olacağını göstermelidir. Ancak burada amaç yalnızca sonuçlarına katlanması değil, bu davranışların nedenini de anlamaktır. Elbette okulla iş birliğine girmek önemli. Zorbalık çoğu zaman akran grubu dinamikleri içinde gelişir. Bu nedenle öğretmenler ve rehberlik servisiyle birlikte hareket etmek, çocuğun sosyal becerilerini destekleyen çalışmalar yapmak ve sınıf ortamındaki ilişkileri düzenlemek gerekir. Son olarak ebeveynlerin şu soruyu kendilerine sorması önemlidir: Çocuk bu davranışı nereden öğrenmiş olabilir? Çünkü çocuklar çoğu zaman gördüklerini model alırlar. Evde kullanılan dil, güç ve otoriteye bakış ya da çatışma çözme biçimleri çocukların akran ilişkilerine de yansıyabilir. Elbette zorbalık davranışının kaynağını yalnızca aile içinde aramak eksik kalır. Çocukların büyüdüğü kültürel ortam, toplumsal değerler, medyada kullanılan dil, popüler kültürdeki rol modeller ve hatta siyasette kullanılan sert söylemler bile çocukların ilişki kurma biçimlerini etkileyebilir. TV programlarında, dizilerde ya da sosyal medyada aşağılayıcı dilin normalleşmesi, tartışmanın güç ve baskı üzerinden yürütülmesi çocuklara şu mesajı verebilir: Güçlü olan kazanır. Zorba, kurban ve sessiz seyirciler Zorba: Zorba, bir kişiye ya da kişilere karşı bilinçli olarak zarar verici davranışlarda bulunan, güç dengesizliğini kullanan kişidir. Bu güç; fiziksel güç, sosyal statü, popülerlik ya da psikolojik baskı olabilir. Zorbalık; itme, vurma, aşağılayıcı sözler, dışlama, dedikodu yayma veya siber zorbalık şeklinde ortaya çıkabilir. Kurban: Kurban, zorbalığa maruz kalan kişidir. Bu çocuklar çoğu zaman kendilerini savunmakta zorlanan, yalnız bırakılmış veya sosyal olarak daha kırılgan bireyler olabilir. Uzun süre zorbalığa maruz kalmak kaygı, özgüven kaybı, depresyon ve okuldan kaçınma gibi ciddi psikolojik sonuçlar doğurabilir. Sessiz Seyirciler: Sessiz seyirciler, zorbalığı gören ancak müdahale etmeyen kişilerdir. Bu grup çoğu zaman olayın görünmeyen ama çok güçlü belirleyicisidir. Çünkü seyirciler güldüğünde, kaydettiğinde ya da hiçbir şey yapmadığında zorbalık dolaylı olarak pekiştirilmiş olur. Ancak burada önemli bir nokta var. Bu roller sabit değildir. Zorbalık dinamik bir sosyal süreçtir ve çocuklar zaman içinde bu roller arasında geçiş yapabilir. Örneğin bir çocuk bir ortamda kurban olurken başka bir ortamda zorba davranışlar sergileyebilir ya da bir zorbalık olayında sessiz seyirci olan biri başka bir durumda kurban olabilir. Bu nedenle zorbalık yalnızca “iyi çocuk, kötü çocuk” meselesi değil, grup dinamikleri ve güç ilişkileriyle şekillenen bir sosyal sistemdir. GHOSTİNG’TEN DOXXİNG’E SİBER ZORBALIK Siber zorbalığı siz de kitapta ayrı bir başlıkta inceliyorsunuz. Dijital Çağ’da yeni zorbalık türleri neler? En çok hangi yaş gruplarında kendini gösteriyor ve nasıl önlenebilir? Siber zorbalık, geleneksel zorbalığın dijital ortamlara taşınmış hâlidir ve bugün zorbalığın en hızlı yayılan biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Dijital ortamda zorbalığın farklı türleri arasında sosyal medyada hakaret veya aşağılama, kişisel bilgilerin ifşa edilmesi (doxxing), bir kişinin kasıtlı olarak gruplardan dışlanması, utandırıcı görüntülerin paylaşılması ya da çevrim içi ortamlarda sürekli alay edilmesi gibi davranışlar yer alıyor. Bunun yanında “ghosting” dediğimiz, kişinin hiçbir açıklama yapılmadan iletişimden tamamen çıkarılması ya da sosyal medya üzerinden sistematik dışlama da yeni zorbalık biçimleri arasında sayılıyor. Siber zorbalık en çok ortaokul ve lise çağındaki çocuklarda, 11-17 yaş aralığında daha sık görülüyor. Bunun nedeni bu yaş grubunun sosyal medya ve dijital platformları yoğun kullanması ve akran ilişkilerinin bu dönemde kimlik gelişimi açısından merkezi hâle gelmesi. Araştırmalar gençlerin önemli bir kısmının hayatlarının bir döneminde siber zorbalığa maruz kaldığını gösteriyor. OKUL İKLİMİ BİZE NE SÖYLER? Devlet kurumlarının yürüttüğü çalışmaların toplumsal fayda, bilinç olarak çıktılarını görebiliyor muyuz? Milyonlarca öğrenciye ulaşan farkındalık programları, öğretmen eğitimleri ve veli bilgilendirmeleri çok değerli. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Bu tür programların ilk çıktısı davranış değişimi değil, farkındalık artışı oluyor. Çocukların zorbalığın ne olduğunu tanıması, öğretmenlerin erken işaretleri fark etmesi ve ailelerin müdahale yollarını öğrenmesi önemli bir kazanım. Öte yandan bilimsel araştırmalar bize şunu gösteriyor. Zorbalıkla mücadelede en etkili sonuçlar tek seferlik eğitimlerden değil, uzun vadeli okul iklimi programlarından geliyor. Empati, duygu düzenleme, akran arabuluculuğu ve güvenli okul kültürü gibi çalışmalar sürekli hâle geldiğinde zorbalık oranlarında daha somut azalma görülüyor. Dolayısıyla Türkiye’de zorbalık konusunda farkındalık artıyor ve kurumlar harekete geçiyor, ancak bu çalışmaların toplumsal etkisinin tam olarak görülmesi için programların uzun süreli ve sistematik şekilde devam etmesi gerekiyor. Artışın temel nedenleri neler? En önemli faktörlerden biri sosyal öğrenme. Çocuklar davranışları gözlem yoluyla öğrenirler. Eğer çocuklar evde, medyada ya da çevrede saldırgan davranışların ödüllendirildiğini görüyorsa bu davranışlar kolayca içselleştirilebilir. Bir diğer faktör duygusal beceri eksikliği. Empati, sınır koyma ve duygu düzenleme becerileri gelişmemiş çocuklar sosyal ilişkilerde zorbalığa daha yatkın olabilir. Aile içi dinamikler de önemli. Araştırmalar zorbalık davranışı gösteren çocukların önemli bir kısmının ailelerinde yüksek düzeyde çatışma, şiddet ya da duygusal ihmal olduğunu gösteriyor. Sessizlik ve yaptırım olmaması benim en önemli bulduğum neden. Kitabımın ismi de bu nedenle “Kimse Bir Şey Demedi”. Kızlarda dolaylı şekilde karşımıza çıkar Kız çocuklarında zorbalık çoğu zaman daha dolaylı ve ilişkisel biçimde görülür. Sosyal dışlama, dedikodu yayma, arkadaş grubundan çıkarma, bir kişiyi sistematik olarak yalnız bırakma gibi davranışlar özellikle kız gruplarında daha sık karşımıza çıkar. Bu tür zorbalık fiziksel iz bırakmadığı için bazen fark edilmesi daha zor olabilir. Örneğin erkek çocuklarda öfke ve saldırganlık daha fazla tolere edilirken, kız çocuklara pasif ve uyumlu olmaları öğretilir. Bu nedenle zorbalıkla mücadelede yalnızca bireysel davranışları değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet kalıplarını ve çocuklara verilen mesajları da sorgulamak gerekir. Çünkü çocuklar çoğu zaman nasıl davranmaları gerektiğini içinde büyüdükleri kültürden öğrenirler. Erkeklerde saldırganlıkla görülür Cinsiyet temelli olarak zorbalığa baktığımızda bazı belirgin örüntüler görüyoruz. Araştırmalar erkek öğrencilerin zorba davranış sergileme olasılığının kızlara kıyasla daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bunun önemli nedenlerinden biri toplumsal cinsiyet kalıpları. Erkek çocuklara küçük yaşlardan itibaren “güçlü olma”, “sert olma” ve duygularını göstermeme gibi mesajlar verilirken; bu durum bazen saldırgan davranışların daha kabul edilebilir görülmesine yol açabiliyor. Bu nedenle erkek çocuklarda zorbalık daha çok fiziksel ya da açık saldırganlık biçiminde ortaya çıkabiliyor. İtme, vurma, tehdit etme veya açık biçimde aşağılayıcı söylemler bu tür zorbalık örnekleri arasında yer alır.