İran’ın 4 bin kilometre menzilli füzesi

Bugüne kadar İran’ın en uzun menzilli füzesi 2 bin kilometre diye biliniyordu. Netanyahu ve kolundan tutup, ABD’nin zerre kadar çıkarı olmayan bu savaşa sürüklediği Trump, İran’ın uzun menzilli roketlerini tamamen imha ettikleri avuntusuyla, “Bu savaşı kazandık!” açıklaması yapmaya hazırlandıkları sırada, İran’dan bir “bayram şekeri” aldılar! İran, gerçi tam hedefi vuramadı, ama 3 bin 800 kilometre ötedeki İngiliz-Amerikan üssü Diego Garcia’ya bir roket attı. İsrail’in başlattığı, Amerika’nın içine çekilmeyi neden kabul ettiği hâlâ belli olmayan bu savaşta başından beri İran, İsrail’in F-35 filosunun bulunduğu Nevatim ve Tel Nof hava üslerine, Tel Aviv’deki MOSSAD karargâhına 180 balistik füze attı. Bu füzeler, bin 600 kilometre kat ederek, hedeflerini vurdular. Burada konu, Diego Garcia üssünün vurulamamış olması değil; İran’a 3 bin 800 kilometre uzaklıkta olması; yani İran’ın roketlerinin sanıldığı gibi 2 bin-3 bin değil, 4 bin kilometre menzile sahip bulunmasıdır. Ayrıca, ABD Başkanı Trump’ın “Artık İran komşularına ve Amerika’ya tehdit olmaktan çıktı; bütün uzun menzilli roket stokunu imha ettik!” diye açıklamalar yaptığı sırada, İran’ın elinde hâlâ çok uzun menzilli füzeler bulunduğu gerçeğinin ortaya çıkması, ayrıca üstünde durulması gereken bir konu olsa gerek. İran’ın silah yeteneği ve bu silahlara takabileceği mühimmatın niteliği, (bütün bölge halkını, hatta İran’ın saldırıda bulunduğu komşu Arap halkı ile birlikte) Türkiye’yi daima yakından ilgilendirmiştir. 1957’de İran ve ABD, Başkan Eisenhower’ın “Barış İçin Atom” programı çerçevesinde sivil amaçlı nükleer işbirliği anlaşması imzaladığı andan itibaren, İran’daki nükleer araştırma programı, enerji kurumlarımızın ilgi odağında oldu. Hele 2000 yılında İran zenginleştirme için hammadde üretmek üzere, Çin ile İsfahan’da bir uranyum tesisini tamamladıktan sonra Türkiye’nin ilgisi savunma alanına da yansıdı. O tarihte, İranlı mollaların güdümündeki Suriye’de, Esad diktası ve İran yanlısı medyada, “Hatay’ın gerçek sahibi olan Suriye’ye iade edilmesi” gibi, son derece hasmane ve bir o kadar da saldırgan söylemlere rastladık. Diego Garcia’ya İran’ın en uzun menzilli füzelerinin bile ulaşamayacağı düşünülüyordu. Son saldırı İran’ın gerçekten operasyonel bir 4 bin kilometre füze kapasitesine sahip olup olmadığını göstermez; ama mollaların niyetini ortaya koyar. Demek ki İran, sadece İsrail’i ve çevresindeki ABD üslerini değil, mesela İngiltere’yi, Hindistan’ı içine alan “daha uzun menzilli füzeler” geliştiriyordu. Diego Garcia’ya saldırı girişimi, “gizli bir kapasitenin varlığına” işaret ediyor. Bu haber alındığından beri, birçok tahminler yapılıyor: Bloomberg, İran’ın 5 bin kilometre menzile ulaşabilecek deneysel sistemlerinin bulunduğunu yazdı. Bu, Orta Doğu’nun ötesine uzanan, Avrupa, Afrika ve Güney Asya’nın bazı kısımlarını içine alacak bir stratejinin varlığını da gösteriyor. Böyle bir hazırlık, savaşın masum İran halkının çektiği acılara son verecek şekilde bitmesinden sonra, tüm bölge ülkelerinin stratejik denge hesaplarını önemli ölçüde değiştirecektir. Evet, Diego Garcia üssünün vurulamamış olması, belki bu yeni menzile sahip silahların henüz İran’ın standart silah envanterinde bulunmadığı anlamına gelebilir. Ancak geliştirme aşaması, hatta test evresinin bile geçmiş olması muhtemeldir. İran halkı, İsrail (ve onun kuyruğu ABD) belasından kurtulduktan sonra, umulur ki bölgedeki tüm komşularıyla, onları ABD üslerine ev sahipliği zorunda bırakmayan bir “sulh ve salah” (barış ve esenlik) rejimine kavuşur. İran’ın çalışkan halkı, hiçbir zaman Arap, Türk, Azeri, Afgan, Pakistan ve hatta Hindu komşularına düşmanlık beslemedi. Ancak bunu İslam Devrimi ile kurulan rejimi ve işbaşındaki mollalar için söylemek hemen hemen imkânsız. Bugünkü gibi dış tahriklerle yapılan son bölgesel çekişme, 1505’te olduğuna göre, savaş sonrası İran’ın bölgesel barışın korunması için daha etkin çaba göstermesi beklenecektir.