Perşembe günü Katar’daki Türk askeri üssündeydim, pazar günü Katar’dan şehitlerimizin haberi geldi. İnsan sarsılıyor ama meseleyi doğru anlatmak adına ASELSAN şehitlerinin durumunu açmam gerek. Konya’da konuşlu Kara Kuvvetleri Hava Savunma Komutanlığı’na ilk giren gazeteciyim. Korkut, Hisar A ve Hisar O’dan oluşan hava savunma ekipmanlarımızın bulunduğu bu üsteki askerlerimiz Türkiye adına ülkenin ve dünyanın dört yanında görev alıyor, gereken yerlere intikal ediyorlar. Üste savunma sistemleri arasında dolaşırken, ASELSAN’ın genç mühendislerine rastlamıştım. İzlenimlerimi yazarken bilimin sistemi en iyi hale getirmek adına sahada askerlerle birlikte çalıştığına dikkat çekmiştim. Türkiye ile Katar arasında sadece iyi diplomatik ilişkiler yok, “Stratejik ortak” olduğumuz için askeri işbirliğimiz de var. Katar, Çelik Kubbe sistemiyle ilgileniyor, Türkiye’den satın aldıkları sistemler var. Türkiye Katar’dan Eurofighter savaş uçakları alıyor, denizcilikte ortak üretim anlaşmaları imzalandı gibi bir sürü başlığımız var. Dün “ASELSAN’ın elemanlarının Katar’da ne işi var?” diye tartışmaya kalkanlar olduğu için yazayım. ASELSAN’ın elemanları sadece Katar’da değil, dünyanın 90’dan fazla ülkesinde görev yapıyorlar. Haklı olarak övündüğümüz savunma sanayi ürünleri ihracatında, ASELSAN kurulumdan, satış sonrası desteğe kadar bir sürü hizmeti yerinde veriyor. Buna ek olarak ASELSAN, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin personelinin konuşlandığı her coğrafyada mutlaka elemanlarını bulunduruyor. Gencecik evlatların şehadeti üzerinden bile siyaset üretmeye çalışmak, ne ayıp, ne acımasız ve ne cehalet dolu bir davranış. Orhan Veli’nin “Neler yapmadık ki şu vatan için kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik” şiirini artık güncellememiz gerek. Şehitler halen aynı ama artık nutuk söyleyenler yok, sosyal medya çöplüğünde üreyenler var.. Trump’ın yapay zekâyla hazırlanmış “tutuklanma fotoğrafı” interneti sallamıştı! Trump hakkında tutuklama kararı çıkar mı? Uluslararası Ceza Mahkemesi2024 yılında Rusya Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı hakkında Ukrayna’nın elektrik altyapısına yönelik saldırılar nedeniyle tutuklama kararı çıkarmıştı. Şaşırtıcı değil, elektrik, ısıtma, yemek pişirme ve hayatın birçok alanı için kritik öneme sahip olduğundan halen sivil merkezler olarak kabul ediliyor. ABD Başkanı, “İran’ın elektrik üretim tesislerini vuracağız” derken aslında savaş suçu işleyeceğini açıklamış oluyor. Bu ilk olmayacak; ABD, Sri Lanka açıklarında bir İran savaş gemisini vurdu, 87 denizci öldü. Geminin batırıldığı yer savaşın sürdüğü İran topraklarına 2 bin 750 kilometre uzaklıktaydı. Batırılan İran gemisine, ateş açılmadan önce herhangi bir uyarı yapılmadı. Batırılan İran gemisi, o an atışı yapan ABD denizaltısı için bir tehdit oluşturmuyordu. ABD Başkanı, İran gemisini ele geçirebileceklerini ama “daha eğlenceli olduğu için” batırmayı tercih ettiklerini söyledi. Kusursuz bir savaş suçu daha. Suya erişim bir insan hakkıdır. O yüzden dünyanın tüm havalimanlarında yolcular için bedava su verilen sebiller kurulur. ABD, İran’ın Keşm Adası’nda bulunan su arıtma tesisini vurdu, bu da bir savaş suçu. Savaşlarda okullar ve hastanelerin vurulması da uluslararası hukuka aykırı ve suç ama savaşın başladığı gün bir okulu vurdu; çoğu öğrenci 165 kişi öldürüldü. ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin üyesi değil ama mahkeme tıpkı İsrail Başbakanı Netanyahu örneğinde olduğu gibi tutuklama kararları verebiliyor. Başkan Trump için ne başvuru yapan bir ülke çıkar ne de mahkeme bir tutuklama kararı verir, üstünlerin hukukunu bilecek kadar zaman geçirdim dünyada. Ama kayıtlara geçsin diye yazdım. Savaş suçu işlemekle övünen ve daha fazlasını işleyeceğini söyleyenlerin egemen olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunu da biz not ettik Avrupa Birliği… AB yetkilileri, diledikleri zaman Kıbrıs’ın kuzeyine geçip, KKTC’li yetkililerle görüşmeler yaparlar. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Layen, Rum Kesimi’ni ziyaret ettiğinde Kuzey Kıbrıs’a bir deliğin ardından bakan pozlar vermişti. “Eski Alman Savunma Bakanı ve AB’nin yürütme organının başı bu kadar cahil olabilir mi?” diye düşünmüş ve şaşırmıştık. Meğer cehaletin en üst noktası bu değilmiş. Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola,faşist ve eli kanlı EOKA’nın kuruluş yıldönümünde EOKA’nın eylemlerini “kahramanlık, cesaret ve fedakârlık” olarak tanımladı. Belli ki bu cahil, Rum Kesimi’nde olan bitenleri de takip etmiyor. Daha geçen ay Rum Komünist Partisi AKEL, EOKA’nın katlettiği Rumlar için ana bir açıklama yaptı, bu terör örgütünü yerin dibine soktu. Sözde özgürlük savaşçısı EOKA tam 203 Rum’u katletti, bu öldürdükleri İngiliz askeri sayısından fazla; Türklere yönelik katliamlarını saymıyorum bile. Ankara’daki Malta Büyükelçiliği, Avrupa Parlamentosu Başkanı bu cahil vatandaşlarının doğru bilgilere ulaşması için yardımcı olmalı. Sonuçta Malta ile aramızdaki ilişkiler gayet iyi ve birilerinin cehaleti yüzünden bu ilişkiler zarar görmemeli. Brüksel’e gelince, Kıbrıs konusunda taraf olma arzusunun ne kadar yanlış olduğu her gün biraz daha ortaya çıkıyor. Hani Türkiye için yazılan İlerleme Raporu’nda “Not ettik” ifadesini sık sık kullanıyorsunuz ya… Hem Ankara hem de Kuzey Kıbrıs’ta sizin istediğiniz tarzda bir çözümü savunanlar da bu cehaletinizi not ediyor.