soL Haber
Hatay’a, Antep’e düşen mühimmat parçaları, İncirlik’i hedef alan füzeler… Türkiye, NATO’nun türlü provokasyonlarına karşın henüz yanı başındaki savaşa dahil olmadı. AKP istekli olmadığını belli etse de riskin tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Bugün, tehlikeli bir adım Karadeniz’de atıldı. Rusya’dan kalkan "Altura" isimli petrol tankeri İstanbul Boğazı açıklarında vuruldu. Kim tarafından düzenlendiği açıklanmadı ama detaylar, saldırının olası faillerine yönelik kimi ipuçları veriyor. Sierra Leone bayraklı gemi Türkiye’deki bir şirket tarafından işletiliyordu fakat İran’la bağlantılı olduğu iddiasıyla Batı yaptırımlarının kıskacındaydı. Hatta gemiyi birkaç ay öncesine kadar işleten şirketin bir başka gemisi de benzer şekilde vurulmuştu. Saldırı insansız deniz aracıyla (İDA) düzenlendi. Tıpkı geçen hafta Ordu kıyılarına vuran ABD menşeli İDA gibi. Gemi vurulduğunda Türkiye karasularına sadece birkaç kilometre uzaktaydı. Uluslararası sularda yani bir tür "gri bölgedeyken" hedef alındı. Nitekim NATO, kısa süre önce ilan ettiği yeni doktriniyle yaptırımları delen gemileri hedef alacağını bizzat ilan etmişti. Saldırıda kullanılan silah tanıdık Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında son 1,5 yılda 5 İDA bulundu. İlk olarak Temmuz 2024’te İstanbul’un Çatalca sahiline patlayıcı yüklü, jetski görünümlü bir İDA vurdu. Üzerinde çok sayıda kamera, sensör ve askeri donanım bulunuyordu. Ukrayna Donanması'na ait olabileceği söylendi, rotasından çıkmış bir mühimmat olduğu düşünüldü, pek üzerinde durulmadı, hızlıca unutuldu. Ta ki Ekim 2025’e kadar. Bir hafta arayla önce Trabzon, ardından Artvin açıklarında birbirine çok benzeyen iki İDA tespit edildi. 9 Mart 2026’da Sakarya kıyılarında parçalanmış bir insansız araç bulundu. Kayıtlara "İHA" olarak geçse de deniz kıyısına vurması ve SAS ekiplerince imha edilmesi, denizden yürütülen bir operasyonun parçası olduğunu ele verdi. Geçtiğimiz hafta Ordu sahilinde patlayıcı yüklü bir İDA daha tespit edildi. Üstünde mühimmat da vardı. Bugünse bir İDA, “Altura” gemisinin makine dairesine kadar sokuldu ve infilak etti. Resmi açıklamalarda bu İDA’ların genellikle “Rusya-Ukrayna savaşıyla ilişkili” olduğu kaydedildi; kim tarafından, neden ve nasıl gönderildikleri hakkında bilgi edinildiyse de paylaşılmadı. Fakat gerçek kendini geç de olsa ele verdi. Çatalca’ya vuran İDA’nın gerçekte CIA’ye ait olduğu, Karadeniz’de yürütülen gizli “otonom kamikaze robot” deneylerinde kullanıldığı ortaya çıktı. Trabzon’da bulunan İDA’nın Ukrayna ordusuna ait olduğu anlaşıldı. Nitekim üstüne ABD yapımı Starlink uydu anteni vardı. Geçtiğimiz hafta Ordu’da bulunan İDA’nın da ABD menşeli olduğu öğrenildi. Böylece Karadeniz’de kıyısı olmayan ABD’nin bölgeye yerleştiği gün yüzüne çıktı. Boğazlar'dan geçişi düzenleyen Montrö Sözleşmesi, Karadeniz'i fiilen kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemilerine büyük oranda kapatıyor. Montrö, bu yüzden uzun zamandır ABD ve NATO için ortadan kaldırılmak istenen bir düzen. Öte yandan, 1930'ların askeri teknolojisi göz önünde bulundurularak düzenlenen sözleşme, Karadeniz'e girecek gemilere tonaj sınırı getiriyor. Fakat, yeni teknolojilerle birlikte artık bu sınırın altında da çok sayıda deniz savaş aracı var. İDA'lar, bunlar arasında giderek en yaygınlaşanı. Montrö Sözleşmesi nedeniyle Karadeniz’de askeri varlığı ciddi kısıtlamalara ve süreli kurallara tabi olan ABD, insansız sistemler ile Karadeniz’i bir savaş bölgesi haline getirmek ve buraya daimi olarak yerleşmek istiyor. Zamanlama ve işletmeci tesadüf değil Failin kimliğine ilişkin en güçlü ipucu geminin neden hedef seçildiğinde saklı. “Altura”yı diğer gemilerden ayıran şey, kısa sürede mülkiyet yapısında çok sayıda değişimin yaşanmış olması. Daha önce Beşiktaş Denizcilik bünyesinde "Beşiktaş Dardanelles" adıyla hizmet veren tanker, Mayıs 2024’te Panama merkezli Kayseri Shipping tarafından satın alınarak "Kayseri" adını aldı. Gemi son olarak Kasım 2025’te İstanbul merkezli Pergamon Denizcilik’e geçerek "Altura" ismini aldı. Burada Beşiktaş Denizcilik için bir parantez açmak gerekiyor. Üç ay önce Şirkete ait “Mersin” isimli tanker önce Batı yaptırımlarına rağmen Rus petrolü taşımakla suçlanmış, daha sonra Senegal’de demirliyken vurulmuş ve kısmen batmıştı. “Altura” da tıpkı “Mersin” gibi Batı’nın yaptırımlarına maruz kaldı. Geminin mülkiyetindeki değişiklikler de bunu engelleyemedi. “Altura” tankeri 24 Ekim 2025’te Avrupa Birliği, 13 Aralık 2025’te İsviçre ve Ukrayna, 24 Şubat 2026’da ise Birleşik Krallık tarafından yaptırım listelerine dahil edildi. Yaptırım kararlarında, geminin gerçekte ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırılarda öldürülen Savunma Konseyi Sekreteri Ali Şamhani'nin oğlu Muhammed Hüseyin Şamhani'ye ait olduğu iddia edildi. Batılı ülkelerin yaptırım listesinde olan bir geminin tam da İstanbul Boğazı’na girmek üzereyken vurulması, yaptırımların sadece kağıt üzerinde kalmayacağına, gerekirse askeri yöntemlerle de uygulanacağına dair bir mesaj taşıyor. Yaptırımlara rağmen 5 aydır faaliyette olan geminin Hürmüz krizinin dünyayı sarstığı bugün vurulması da hedefin rastgele belirlenmediğini gösteriyor. Başta ABD ve İsrail olmak üzere İran’a yönelik saldırıda payı bulunan ülkelerle bağlantılı hiçbir gemi Hürmüz’den geçemiyor. Yalnızca Çin ve Bangladeş gibi İran’ın izin verdiği sayılı ülke ve Yuan ile ticaret yapan gemiler boğazdan geçebiliyor. ABD, dünyanın en güçlü donanmasına sahip olduğunu iddia etse de Hürmüz’de İran’ın kontrolünü kırabilmiş değil. Trump, bu durumdan İran’la istihbarat paylaştığını iddia ettiği Rusya’yı da sorumlu tutuyor. Saldırı Montrö'yü temelden sarsıyor Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu saldırının kasıtlı olduğunu söyledi. Nitekim saldırının gerçekleştiği nokta, oldukça hassas hesaplanmış bir konuma sahip. Türkiye’nin Karadeniz’deki karasuyu sınırı 12 mil. Saldırı 14-15 mil mesafede, yani karasularının hemen bitişiğinde yapıldı. Bu durum saldırganların Türkiye ile doğrudan bir "egemenlik ihlali" tartışmasına girmekten kaçındığını ancak Türkiye'nin kapısının dibinde bu operasyonu yapabildiğini gösteriyor. Saldırı uluslararası sularda gerçekleştiği için Montrö Sözleşmesi hukuken ihlal edilmedi ama Montrö’nün tesis ettiği uluslararası düzen işlevsiz hale getirildi. Montrö'nün 1. maddesi, Boğazlar'da seyrüsefer serbestisi ilkesini kabul eder. Barış zamanında ticari gemiler, bayrağı veya yükü ne olursa olsun tam bir geçiş özgürlüğüne sahiptir. Boğaz’a giriş yapmak üzere olan bir geminin vurulması, o geminin Montrö ile güvence altına alınan geçiş hakkının fiilen elinden alınmasıdır. NATO itiraf etmişti Dışişleri Bakanlığı, Boğazın birkaç kilometre açığında yaşanan saldırıyı “büyük bir endişeyle” karşılamakla yetindi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, daha önce Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinde gerçekleşen saldırıları da bir "egemenlik ihlali" olarak görmemiş, meseleyi "Bulgaristan ve Romanya’nın sorunu" olarak niteleyerek geçiştirmişti. Oysa soL, üç ay önce Karadeniz’deki gemi saldırılarının arkasında NATO’nun olabileceğine işaret etmiş , kısa süre sonra NATO bu saldırıların arkasında yer aldığını bizzat teyit etmişti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Brüksel’deki NATO toplantısında Rusya’nın "gölge filosu" olarak tanımlanan ticari gemilerine yönelik hamlelerin ittifakın stratejik bir baskı aracı olduğunu açıkça dile getirmiş ve saldırıların arkasındaki asıl faili birinci ağızdan ilan etmişti. NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Giuseppe Cavo Dragone de "saldırganlığı savunma eylemi olarak göreceklerini" kaydetmişti. Bu açıklamalar, NATO’nun artık "savunma" adı altında saldırgan bir tutumu benimsediğini ve sivil ticari gemileri hedef almayı meşrulaştırdığını belgeliyor. Bölgede NATO'nun askeri varlığının güçlendiren bu saldırılar, Karadeniz'in bir barışçıl deniz olmaktan çıkarak Montrö Sözleşmesi'ni yeniden tartışma konusu yapıyor. Üstelik bu defa saldırıların ucu İran'a kadar uzatılıyor. NATO'nun Karadeniz'de uygulamaya koyduğu yeni saldırı doktrini, ABD ve müttefiklerinin Hürmüz'de kuramadığı hakimiyetin intikamını İstanbul açıklarında almaya çalışıyor. AKP ise burnun dibindeki bu hesaplaşmayı sessizlikle izliyor.
Go to News Site