BirGün Ekonomi
“Piyasacı ekonomistlerin” iddiası hep aynı oldu: Devlet üretime karışmasın, yatırım yapmasın, fiyatlara dokunmasın, sosyal harcamaları kıssın, kamusal işletmeleri elden çıkarsın. Vergi düşük olsun, sermaye rahat etsin, emeğin payı ise piyasanın insafına bırakılsın. Yıllardır topluma anlatılan masal buydu: Piyasa en doğru kararı verir, kaynakları etkin biçimde dağıtır, fiyatlar sağlıklı sinyali üretir, devlet küçüldükçe ekonomi daha iyi çalışır. Ne var ki hayat, ders kitaplarındaki varsayımlar çerçevesinde ilerlemiyor. Ekonomide işler bozulduğunda, o çok övülen görünmez el bir anda ortadan kayboluyor. Piyasayı kutsayanlar bu kez dönüp devlete sesleniyor: Müdahale et, fiyatları dengele, destek ver, kredi aç, tedarik sağla, kayıpları telafi et. Yani her şey yolundayken “çekil aradan” dedikleri devlete, kriz kapıya dayandığında “neredesin” diye sesleniyorlar. Aslında burada açığa çıkan şey basit bir çelişki değil; piyasacı aklın gerçek hayat karşısındaki çaresizliğidir. Çünkü devlet, yalnızca kriz anlarında düğmesine basılıp devreye sokulacak bir aygıt değildir. Kriz zamanında etkili olacaksa, normal zamanlarda da güçlü olmak zorundadır. Kurumlarıyla, kadrolarıyla, mali gücüyle, üretim kapasitesiyle, planlama yeteneğiyle, düzenleme araçlarıyla ayakta durmak zorundadır. Siz yıllar boyunca kamunun elini kolunu bağlarsanız, her özelleştirmeyi ilerleme diye pazarlarsanız, stratejik alanları piyasanın keyfine bırakırsanız, sosyal devleti yük gibi görürseniz, kriz geldiğinde dayanacağınız zemini de kendi ellerinizle yok etmiş olursunuz. Bugün gıda fiyatlarını kontrol etmekte zorlanıyorsak, dışarıda bir savaş çıktığında enerji maliyetlerini dengeleyemiyorsak, tedarik zinciri sarsıldığında üretimde aksama yaşıyorsak bunun nedeni yalnızca dış koşullar değildir. Asıl neden, yıllardır kamunun üretimden, planlamadan ve yön verme kapasitesinden uzaklaştırılmış olmasıdır. Tarımda planlama zayıflatıldı, kamu işletmeleri tasfiye edildi, enerji ve temel girdilerde dışa bağımlılık büyütüldü. Sonra küresel bir sarsıntı geldiğinde bütün bu kırılganlığın faturası topluma çıkarıldı. Piyasanın her sorunu çözeceği söylendi; ama piyasa, en temel ihtiyaçlar söz konusu olduğunda bile topluma güvence üretemedi. Burada asıl mesele devletin büyük ya da küçük olması değildir. Mesele, devletin kimden yana ve ne için örgütlendiğidir. Elbette her devlet müdahalesi kendiliğinden toplum yararına sonuç vermez. Ama bundan çıkarılacak sonuç, devleti daha da zayıflatmak olamaz. Tam tersine, kamuyu toplum yararına yeniden kurmak gerekir. Çünkü sorun, kamunun ekonomide bulunup bulunmaması değil; hangi amaçla bulunduğudur. Sermayenin zararını toplumsallaştıran ama emeğin ihtiyaçlarına sırt çeviren bir devlet anlayışına elbette itiraz ederiz. İhtiyaç duyduğumuz şey, üretim kapasitesi olan, stratejik sektörlerde yön tayin eden, sosyal harcamayı lütuf değil hak sayan, yurttaşı piyasanın insafına terk etmeyen güçlü bir kamusal yapıdır. Neoliberalizmin en büyük başarısı, devleti yalnızca ayak bağı gibi göstermesi oldu. Oysa yaşadığımız tablo tam tersini söylüyor. Sorunların önemli bir bölümü, kamunun tasfiyesiyle büyüdü. Kamu zayıfladıkça toplum daha fazla korunmasız kaldı. Sosyal politika küçüldükçe eşitsizlik derinleşti. Kamu yatırımları azaldıkça bölgesel uçurumlar genişledi. Planlama terk edildikçe ekonomi daha kırılgan hale geldi. Devlet geri çekildikçe güçlü olan daha da güçlendi; zayıf olan ise kaderine terk edildi. Bu yüzden artık şu gerçeği açıkça konuşmak gerekiyor: Kriz zamanlarında işe yarayan bir devlet istiyorsak, normal zamanlarda da güçlü bir kamuya ihtiyaç var. Yalnızca yangın çıktığında hortum taşıyan değil, o yangına neyin yol açacağını bilen ve önleyen bir kamuya. Yalnızca hasarı telafi eden değil, toplumu önceden koruyan bir kamuya. Yalnızca sermaye tökezlediğinde devreye giren değil, yurttaşın yaşamını güvence altına alan bir kamuya. O halde soruyu tersten sormak gerekir: Devleti kim küçülttü? Hangi anlayış kamuyu zayıflattı? Hangi tercihler toplumsal ihtiyaçlara cevap verebilecek kurumları aşındırdı? Bugün eksikliğini hissettiğimiz şey tam da budur: Yıllardır küçültülmesi istenen, etkisizleştirilen, itibarsızlaştırılan kamu. Bu nedenle, yapılması gereken de açıktır. Kamuyu yalnızca zor zamanların acil müdahale aracı olarak değil, toplumun refahının, üretim gücünün ve ortak güvenliğinin temel dayanağı olarak yeniden konumlandırmak zorundayız. Çünkü devletin ekonomide yokluğu tarafsız bir yokluk değildir, halkın korunmasız bırakılmasıdır.
Go to News Site