BirGün Gazetesi
Emekli Büyükelçi Hakan OKÇAL Ortadoğu, tarihinin en karmaşık ve çok katmanlı krizlerinden birinden geçerken, bölgedeki güç dengeleri Trump yönetiminin hamleleri ve İran’ın beklenmedik direnciyle yeniden şekilleniyor. Gelinen noktada, başlangıçta hedeflenen "rejim değişikliği" beklentisi yerini tarafların bir çıkış yolu aradığı "kontrollü bir gerilim" stratejisine bıraktı. Tüm saldırılara ve yıkıma rağmen İran’ın tam anlamıyla teslim alınamadığı gerçeği, Washington’da strateji değişikliğini zorunlu kıldı. Bir kara savaşı göze alınmadığı müddetçe İran’ın nihai yenilgiye uğratılmasının şüpheli hale gelmesi, Trump’ı savaşı sonlandırma arayışına itti. Güncel tabloda Trump’ın önceliği artık rejimi yıkmak değil; Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak, İran’ın nükleer silah kapasitesini imkânsız hale getirmek ve enerji tesislerini bir tehdit unsuru olarak masada tutmak. Trump, iç politikada yaşadığı istifalar ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile düştüğü görüş ayrılıkları nedeniyle, bu süreci bir “zafer” hikâyesiyle taçlandırarak bitirmek istiyor. Tahran yönetimi ise askeri kayıplarına rağmen masaya “zayıf taraf” olarak oturmayı reddediyor. Özellikle son dönemde İsrail’in nükleer araştırma ve silah tesislerinin bulunduğu şehirlere yönelik füze saldırıları, İran’ın hala oyun kurucu bir aktör olduğunu kanıtlama çabası. KÖRFEZ ENDİŞELİ Savaşın küresel ticaret yollarını ve enerji piyasalarını tehdit etmesi, bölge ülkelerini de ikiye bölmüş durumda. BAE ve Suudi Arabistan, ABD’nin bölgeden çekilmesi durumunda İran rejimiyle baş başa kalma korkusuyla “başlamışken bu işin bitirilmesini” istiyor. Ancak bu isteğe rağmen Kuveyt, Katar ve Umman gibi ülkelerin geniş çaplı bir “Arap Cephesi’ne” eklemlenmesi uzak bir ihtimal görünüyor. Bu kaotik ortamda Türkiye, Pakistan ve Mısır ile birlikte kritik bir arabuluculuk rolü üstleniyor. Hakan Fidan’ın yürüttüğü temaslar, İran ve ABD arasında dolaylı bir iletişim köprüsü kurulmasını sağladı. Türkiye’nin "sessiz diplomasi" yoluyla attığı bu olumlu adımlar, uluslararası alanda güvenilirliğini artırırken, içerideki baskıcı atmosferle bir paradoks oluşturmaya devam ediyor. Savaşın bilançosuna bakıldığında İsrail Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da operasyon alanı bularak taktiksel bir kazanım elde etmiş görünse de, Trump’ın desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. İran ise ekonomik olarak büyük yara aldı ve mollalar yönetiminin sürdürülebilirliği tartışmalı hale geldi; ancak askeri direnciyle doğrudan teslim olmadı. ABD’de Trump koyduğu hedeflere tam ulaşamadı ve iç siyasette "topal ördek" konumuna düşme riskiyle karşı karşıya kalmış durumda. Sonuç olarak; bölgeyi içine çeken bu alevlerin sönmesi, Trump’ın kendi çizdiği zikzaklardan bir “başarı” öyküsü çıkarıp çekilmesine bağlı. Ancak İsrail’in ABD üzerindeki yerleşik lobisi ve İran’ın bitmek bilmeyen direnci, Ortadoğu’da kartların her an yeniden karılabileceğini gösteriyor.
Go to News Site