ABD askeri bir kadına saldırdı, Almanya yargılayamıyor: NATO hukuku nasıl devre dışı bırakıyor?
soL Haber

ABD askeri bir kadına saldırdı, Almanya yargılayamıyor: NATO hukuku nasıl devre dışı bırakıyor?

Almanya’da bir ABD askerinin karıştığı cinsel saldırı vakası, emperyalist askeri varlığın yarattığı hukuki ayrıcalıkları bir kez daha gündeme taşıdı. Bavyera eyaletinin Oberpfalz bölgesinde 22 yaşındaki bir ABD askeri, 35 yaşındaki bir kadına yönelik cinsel saldırı ve darp suçlamasıyla tutuklandı. Alman haber ajansı: Saldırgan daha önce de benzer eylemlerde bulunmuş Alman haber ajansı dpa’nın (Deutsche Presse-Agentur) aktardığına göre saldırı, Vilseck’te bir bisiklet yolunda meydana geldi. ABD askeri, bir kadına cinsel tacizde bulundu, saçından çekerek yere düşürdü ve darp etti. Kadın, ancak güçlü şekilde direnerek saldırgandan kurtulabildi. Aynı askerin daha önce de çevredeki kadınlara yaklaşarak “üzerinizdeki boya ya da yapıştırıcıyı temizliyorum” bahanesiyle fiziksel temas kurduğu belirtildi. Ayrıca failin, ABD askeri polisi bünyesindeki Askerî Suç Soruşturma Birimi tarafından benzer suçlamalar nedeniyle daha önce de soruşturma konusu olduğu ortaya çıktı. Yargı yine Almanya’da değil Olayın en dikkat çekici yönlerinden biri failin hukuki statüsü. 22 yaşındaki asker, Alman yargısı yerine ABD hukukuna göre yürütülecek soruşturma kapsamında tutuklanmış durumda. Bu durum, Almanya’nın kendi topraklarında işlenen ciddi suçlarda dahi yargı yetkisini fiilen ne ölçüde kullanabildiği sorusunu bir kez daha gündeme getiriyor. Egemenlik kâğıt üzerinde: SOFA gerçeği Bu durum istisna değil, NATO çerçevesinde imzalanan Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması’nın (SOFA) doğrudan sonucu. Anlaşmaya göre görev sırasında veya görevle bağlantılı olarak işlenen suçlarda yargı yetkisi, askerin bağlı olduğu devlete ait. Buna karşılık görev dışı veya adi suçlarda öncelikli yargı yetkisi, suçun işlendiği ülkeye, yani bu örnekte Almanya’ya tanınıyor. Ancak uygulamada bu ayrımın net biçimde işletilmediği görülüyor. ABD makamlarının şüpheliyi hızla kendi askeri makamlarının gözetimine alması, Alman savcılığı ve kolluk güçlerinin doğrudan erişimini sınırlıyor. Ayrıca olayın “görevle bağlantılı” olduğu yönünde yapılan değerlendirmeler ve diplomatik süreçler, yargı yetkisinin fiilen ABD tarafına kaymasına neden olabiliyor. Özetle hukuki çerçeve Almanya’ya açık bir yargı yetkisi tanısa da, fiili uygulamada ABD’nin kendi askeri personeli üzerindeki kontrolünü büyük ölçüde koruduğu görülüyor. Cezasızlık istisna değil Geçmiş örnekler, bu tür vakaların istisna değil, süreklilik taşıdığını gösteriyor. 2024 yılında Ansbach’ta bir kadını ezerek ölümüne neden olan bir ABD askeri, ordudan ayrılarak yargılamadan kaçmayı başardı. 2023 yılında Rheinland-Pfalz’da bir panayırda bir genci bıçaklayarak öldüren bir başka asker ise, suçunu itiraf etmesine rağmen askeri mahkeme tarafından beraat ettirildi. Türkiye’de de benzer tablo: İncirlik örneği Benzer bir tablo Türkiye için de geçerli. Adana’daki İncirlik Üssü’nde görevli bir ABD askeri, 2007 yılında alkollü araç kullanırken yaptığı kazada bir kişinin ölümüne neden olmuş, bir kişiyi de yaralamıştı. Buna rağmen mahkeme, ABD makamlarının sanığı duruşmalara getireceğine dair güvencesini yeterli görerek 31 yaşındaki ABD'li Yüzbaşı Sean R. Lovest hakkında tutuklama kararı vermemişti. Mağdur yakınlarının “Bu kazayı bir Türk yapsaydı tutuklanırdı” sözleri, yabancı askerlere tanınan ayrıcalıklı hukuki statünün somut bir ifadesi olmuştu. Göçmenlere karşı sert söylem, ABD askerlerine sessizlik Tüm bu tablo, Almanya’daki düzen siyasetinin iki yüzlülüğünü de gözler önüne seriyor. Şansölye Friedrich Merz, daha önce “Şehir Manzarası” (Stadtbild) söylemleriyle göçmenleri hedef alırken, son olarak Federal Meclis’te yaptığı konuşmada kadına yönelik şiddeti bir kez daha göçmen topluluklarla ilişkilendirdi. Merz, “toplumda hem dijital hem fiziksel alanda artan şiddetin önemli bir kısmının göçmen gruplardan geldiğini” öne sürerek, kadına yönelik şiddeti doğrudan göçle ilişkilendirdi. Bu açıklamalar muhalefet ve çeşitli toplumsal örgütler tarafından tepkiyle karşılandı. Sol Parti (Die Linke) milletvekili Clara Bünger, “Bu şiddet dışarıdan gelmedi, her zaman vardı” diyerek bu yaklaşıma karşı çıktı. Uzmanlar ve resmi veriler de Merz'in söylemini desteklemiyor. Federal Kriminal Dairesi (BKA) Başkanı Holger Münch, şiddet suçlarının kökeninin milliyet değil, sosyal koşullar ve risk faktörleri olduğunu açıkça ifade etmişti. Akademik çalışmalar da “yabancı suçluluğu” kavramının yanıltıcı olduğunu ve önyargıları beslediğini ortaya koyuyor. Ancak fail bir ABD askeri olduğunda aynı siyasi çevrelerin sessizliğe bürünmesi dikkat çekiyor. Ne kamu güvenliği söylemi işitiliyor ne de benzer genellemeler yapılıyor. Kadına yönelik şiddet, yalnızca göçmenlere atfedilebildiğinde siyasi bir araç haline getirilirken, emperyalist askeri varlık söz konusu olduğunda görmezden gelinebiliyor. Emperyalist askeri varlık: Hukuksuzluk düzeni Ortaya çıkan tablo, yalnızca bireysel suçların değil, emperyalist askeri yapılanmaların yarattığı dokunulmazlık rejiminin sonucudur. NATO kapsamında Almanya’da bulunan ABD üsleri, sadece askeri değil, aynı zamanda hukuki ve siyasi bir vesayet mekanizması işlevi görüyor. Türkiye’de de NATO ve ABD ile yapılan askeri anlaşmalar çerçevesinde benzer bir zemin bulunuyor. Bu durum, yabancı askerlerin karıştığı suçlarda yargı süreçlerinin zayıflamasına ve cezasızlık algısının güçlenmesine neden oluyor. Kadına yönelik şiddet gibi en temel meselelerden birinde dahi yargı yetkisini kullanamayan bir devlet gerçeği, emperyalist bağımlılığın en somut göstergesidir. Almanya’daki son olay, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu nedenle mesele yalnızca tekil bir suç değil; bu suçları mümkün kılan siyasi ve askeri düzenin kendisidir.

Go to News Site