soL Haber
Resmin güçlü temsilcilerinden İbrahim Çiftçioğlu, üretimi, yaşamı ve mücadeleci duruşuyla sanat alanında derin izler bıraktı. Sanatını, ülke tarihinin önemli dönüm noktalarında yaşananları topluma hatırlatmak, kendi tanıklığını unutmamak ve direnişi görünür kılarak toplumun dönüşümüne etki etmek için de ele alan Çiftçioğlu, 19 Mart Perşembe günü hayatını kaybetti. Bu yaşamın çeşitli evrelerinde yolunun kesiştiği sanatçı dostlarından hakkında görüş aldığımız derlemeyi soL okurlarıyla paylaşıyoruz. 1952 yılında Çorum’da doğdu. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde yaşadıkları, yeteneğini sergilediği karşılaşmalar sanata ilgisini artırdı ve yaşam biçimine dönüşmesine neden oldu. Sinemada işçi olarak çalışan babasının yanında o dönemde Çorum’a gelen filmleri izleyerek görsel kültürü, iğne ile ince ince oya işleyen annesinden nakşetmenin inceliklerini keşfetti. Daha 1972 yılında öğrenciyken, o dönemlerde saygın, ülkenin en önemli sanatçılarının katıldığı 33. Devlet Resim Heykel Sergisi yarışmasına eserinin seçilmesi yaşam boyu sürecek sanat macerasında önemli bir aşamaydı. 1973 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Bölümünü bitirdikten sonra öğretmen olarak atandığı Urfa’da, sonradan ilke edineceği tematik serilerden ilki “Urfa İzlenimleri” resimleriyle üslubunun ilk örneklerini sergiledi. Çiftçioğlu, toplumcu, eleştirel temalarıyla ve figüratif anlatımcı kompozisyonlarıyla dikkat çekti. Çağın tanıklığını araştırmacı kişiliğiyle, gözlem ve eylemleriyle yaşayan Çiftçioğlu, resimlerinde de bu tutumu sürdürdü. Sanat ortamının bütün küçümsemelerine karşın inatla yaşama ‘sol’dan baktı. Bu kararlı duruş, onun, boş-beleş savrulmalar yaşamamasının en sağlam dayanağı oldu. İnsan, yaşam ve aşk üçgeninde,” Karşıda Duvar Dibinde”, “Eylül’de Av”, “Oradaydınız Herkes Gördü Sizi”, “Vaadler” gibi seriler sanatçının toplumsal duyarlığını yansıtan resimlerdir. Bireysel bakışın ve resimsel alanın mücadelesini de siyasi bir zeminde algılayan sanatçı, “Sis İçin Şarkılar”, “Arka Bahçe Oyunları”, “Tılsım” gibi her serisinde yaptığı resimler yaşama dokunan, enerjisi yüksek resimlerdir. “Eylül’de Av” dizisi, darbe geleneğinin en acımasızı olan 12 Eylül 1980 askeri darbe dönemine aittir. Bu dizi hem tarihin görgü tanıklığını hem de bireysel yaşanmışlığın izlerini taşır. 12 Eylül faşizmi, özellikle sol görüşlülerin cezalandırıldığı, işkence ve ölümlerin yaşandığı bir dönemin adıdır. Kendisi de darbe mağduru olan Çiftçioğlu, duyarlı imgeleriyle, bu döneme “Eylül’de Av” serisiyle yanıt verir. Onca ölümler, kayıplar ve kendi yaşadıklarına karşın, direnişin insanı özgürleştirdiği duygusu, resimlerin kaotik atmosferine ince ince işlenir ve imgelerin ifade gücünü artırır. İbrahim Çiftçioğlu, 1987, Eylül’de Av, 175x150 cm. İbrahim Çiftçioğlu, 1987, Eylül’de Av, 150x140 cm. Özgeçmişi incelendiğinde sürekliliği olan bir mücadele insanı olduğu fark edilir. Bireysel özgürlükle birlikte katılımcı ve birlikte hareket etme onun yaşam enerjisiydi. Çiftçioğlu, Hangar Sanat Oluşumunun bir üyesi olarak aktif rol almış, Hangar’ın sergilerinde ve yayınlarında enerjisiyle ve görüşleriyle katkı sunmuştur. Sanatçı hakkında Hangar sanatçılarından Atilla İlkyaz , Cezmi Orhan ve Cebrail Ötgün duygu yüklü şu açıklamaları yaptılar: Hangar sanatçıları, 1993 İbrahim Çiftçioğlu cezaevinde, 1982, Sağmalcılar Cezmi Orhan: Ayine-i devran ne suret gösterir Çiftçioğlu, 01.01.1982 saat: 03.17 Sağmalcılar cezaevinden karısına (Gülseren ablaya) yazdığı mektupta; Yemyeşil bir kırda, minelerin serpildiği bir çimenlik yerde, sıcakta sırt üstü yatmayı düşlüyorum. kar yağmış çam dallarını, olgun ekin başaklarını, Polonya işçilerini, Lorko’nın mezarını, yeni yapılacak resimleri, yazılacak şiirleri düşünüyorum Düşünüyorum. Ayine-i devran ne suret gösterecektir” diyor. Ah İbrahim abi ah! Daima derdin ki: “Her şey nasılda yarım kalır, ben ölünce” Evet, İbrahim abi sen ölünce; dostluklar, buluşmalar, hayaller, projeler, Datça’da badem çiçekleri, atölyen, hayalini kurduğun ve uğruna mahpuslar yattığın büyük devrim, devir, devran, dünya, tuvaller, torunun Mercan ve memleket velhasıl yürekler yarım kaldı. Yani bu sefer devranın aynası bu suretle göründü. İbrahim Çiftçioğlu adını fakültenin ilk aylarında yavaş yavaş duymaya başlamıştık. Resimlerini ise ilk defa 1988 yılında Vakko Sanat galerisinde görmüş, kendisiyle de 1989 yılında Galeri Sanat Yapım’da açtığı sergisinde tanışmıştık. Işıltılı, belagatli, açık yürekli ve hâkim bir kişilikti. Daha o yıllarda logos- pathos -ethosu hayranlık uyandıracak natürellikteydi. Kendisinden etkilenmiştik. Uzun konuştuk. Ve o artık bizim İbrahim abimizdi. Ankara ve İstanbul’da sergiler ve etkinlikler nedeniyle görüşmelerimiz sıklaşmıştı. İlerleyen birkaç yıl içinde biz; Cezmi Orhan, Hülya Ulaş, Murat Çelik, Sevinç Akkaya, Atilla İlkyaz ve Cebrail Ötgün sık sık bir araya gelip sanat, sanat inisiyatifleri, kolektifler, günümüz sanat tartışmalarının yanı sıra bir süre sonra Hangar adını alacak olan sanat oluşumunun mekân, yayın ve düşünsel çerçevesini oluşturmaya çalışıyorduk. Bu süreçte yine sık sık İbrahim Çiftçioğlu’nun da bu oluşumun başlangıç aşamasından itibaren olmasını dile getiriyorduk. Daha ilk sergi ve dergiye Çiftçioğlu, sanıyorum Resim-Heykel Müzesindeki ‘Işık, biraz daha ışık’ sergisinden sonra bizimle beraber Hangar’ın Maltepe’deki merkezine gelerek, kurucu üye olarak dâhil oldu. Tarih Mayıs 1993’tü. Uzun, dolu dolu, sanat ve dostluk yürüyüşü başlamış oldu. Hangar’da sergiler yaptık, 6 sayı Hangar dergisi yayımladık, söyleşiler ve konferanslar düzenledik. Konuştuk, konuşturduk. Yıllarca İbrahim abinin Fenere bakan Moda’daki atölyesinde, Fikirtepe’de bir nadide koruluğun içindeki müstakil atölyesinde ve Ankara’da bizim atölyelerimizde doyumsuz atölye buluşmaları yaptık. Çokça yeni güne uykusuz başlamaların mahmurluğunda bitirdik saatleri. Zaman aktı. İbrahim abi, Datça’ya gitme projesinden söz etmeye başladı. Bir süre önce taşıma sisteminin sonucu olarak köy okulları kapatılmış ve binalar adeta doğa şartlarına terk edilmişti. Datça’da bu şekilde terk edilmiş okul bulup onu atölyeye çevirmekten söz ediyordu. Çiftçioğlu: ”Ben ve Nevzat Metin Datça’da bu nitelikte okullar bulup bunları onararak Nevzat bir akademi ben de bir atölye yapacağım. İstersen Mesudiye’deki okul için de sen girişimde bulun” diyordu. Ancak kendim için bir girişimde bulunmadım. Bir süre sonra Nevzat Metin ve Çiftçioğlu’nun girişimleri sonuç verdi. Benim de danışma kurulunda olduğum Nevzat Metin’in UKKSA’sı kuruldu. Çiftçioğlu da Karaköy’de harap bir okulu büyük emekle adeta yoktan var ederek atölyesini inşa etti. Datça serüveni başlamış oldu. Bu sefer biz Datça’yı, sık olmamakla, o da Ankara’yı yol etti. Geçen yaz hariç neredeyse her yaz Datça’da atölyesinde görüştük. Hep hayat, sanat, umut ve hayal doluydu. Elbette ki Çiftçioğlu; Pentürün eşkıyasıydı, sözcüğün tam anlamıyla büyük sanatçıydı, halkı için zindana tıkılmış dupduru bir aydındı, bir zamane dervişi, bilgi rafineriydi. Bilgeydi… İbrahim Çiftçioğlu, 1992, Önce en temiz olan vurulsun, 200x200 cm. Atilla İlkyaz: İnsana yabancı olmayan bir ressamdı İbrahim Çiftçioğlu, benim için yalnızca bir ressam değil; aynı zamanda bir tavrın, bir yaşam biçiminin adıdır. “İnsana ait olan hiçbir şey bana yabancı değildir” sözü, onun için de eksiksiz biçimde geçerlidir. Sanat dünyasında özgün bir dil kurmak her sanatçıya nasip olmaz. İbrahim Çiftçioğlu, politik meselelerden ve kendi yaşantısından beslenerek sanatında kendine ait bir dünya kurmayı başarmış ender isimlerden biriydi. Onun için önemli olan, bir problemi sahiplenmek ve o problem etrafında ısrarla düşünmekti. Bu nedenle eserleri yalnızca estetik değil, aynı zamanda düşünsel bir derinlik taşır. Her şeyden önce bir boya sevdalısıydı. Hatta abartısız söylenebilir ki, boyanın militanıydı. Onun için resim yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir varoluş alanıydı. Kendi hikâyesini tamamladığında ardında yüzlerce resim, binlerce baskı bıraktı. Bu üretim, yalnızca nicelikle değil, taşıdığı yoğunluk ve içtenlikle de dikkat çekicidir. Birçok sanatçı ona “abi” diye hitap ederdi. O, gerçekten de hepimizin abisiydi. 74 yıllık yaşamı boyunca yalnızca üretmedi; aynı zamanda çevresindekiler için bir rehber, bir yol arkadaşı oldu. Maltepe Ressamlar Grubu’nun kurucularından biri olarak kolektif üretimin önemine inandı. Hangar’ın kuruluşunda yer alarak 1990’lı yıllarda birçok deneysel yapıta imza attı. Şairlerden tiyatroculara uzanan geniş bir çevresi vardı. Disiplinlerarası düşünmeye ve üretmeye her zaman açıktı. Denemekten vazgeçmeyen, sürekli hareket halinde olan biriydi. Bir “proje insanıydı”; enerjisi konuşmasına nasıl yansıyorsa, resimlerine de aynı enerjiyi yansıtırdı. Yalnızca resim üretmekle kalmadı; düşünsel üretimin alanlarını da genişletti. Dergiler çıkardı. Bu dergilerden biri olan Atölye Günışığı, onun sanat ortamına bıraktığı önemli izlerden biridir. Yaşamı boyunca farklı kentlerde bulundu: Çorum, Urfa, Ankara, İstanbul ve Datça… Her şehir onun belleğinde ve üretiminde iz bıraktı. Son yolculuğuna Datça’da uğurlandı; ardında yalnızca eserlerini değil, aynı zamanda güçlü dostluklar bırakarak. Cebrail Ötgün: Dünya eşkıya ruhlu bir sanatçıyı Hangar da İbrahim Abisini yitirdi Çiftçioğlu abimle vakit geçirmek, sohbet etmek hayatımın en özel anlarıydı. Yanında hiç sıkılmadan uzun saatler geçirebilirdiniz. Sanatı bu kadar inanarak, içten hissederek yaşayan ve yapan nadir sanatçılardandı. Proje adamıydı. Ne zaman görüşsek, bir araya gelsek arka arkaya projeleri sıralardı. Her an onun bir projesinin bir parçası oluverirdiniz. Sanat ve yaşam onun için bir bütündü. Emek ve düşünce de öyle. Çalışmalıyım diye düşünmezdi; çalışırdı. Birlikte yol almayı, paylaşımı, toplumun her kesimine ulaşmayı ilke edinmiş, sanatı, yaşamdan kaynağını alan ve toplumcu bakış açısıyla yorumlayan bir sanatçıydı. Tematik başlıklar, anlatımcı tavır ve eleştirel bakış olmazsa olmazıydı, aynı zamanda boyanın macerasına da sonuna kadar inanırdı. O yüzden isyankar bir ruhu anımsatan “Pentürün Eşkıyası” (isim babası Onay Akbaş) temasını kendisine çok yakıştırmıştı. Özgür Uçkan’ın editörlüğünü yaptığı İbrahim Çiftçioğlu kitabının alt başlığı “Pentürün Eşkıyası” adıyla yayımlandı. Konuşmayı çok severdi. Dostluğu da dibine kadar gösterir, eleştiriyi de açık sözlülükle dile getirirdi. Dost meclislerini, toplantıları çarpıcı öneri ve tespitleriyle yönlendirirdi. Olaylara, olgulara sağlam insanca, filozofça bakışı, kuşatıcı ve etkileyici bir içtenliğe sahipti. Uçlarda yaşardı; öfkeyi de sevinci de güzelliği de Nietzsche gibi “insanca, pek insanca” yaşardı. Gerçekçiydi, ama umut vadeden hayallerine de tutkuyla bağlıydı. Yaşamı derinliğine hisseder, bir o kadar da ‘ti’ye alırdı: “Hayat ve ben her gün değişirken. Duruşum, ideolojim, felsefem belli… Her gelen gün karşıma yarattığı güzellikler ve acılarıyla plastik bir dille çözülmek üzere sorunlar yaratarak gelirken… hiçbir şikâyetim yok, bir derdim de yok. Yok, işte öyle…” İbrahim Çiftçioğlu, 2002, Ağıt sürse de dağ çekimini korur, 175x200 cm İbrahim Çiftçioğlu kimdir? 1952, Çorum doğumlu. Çorum İlköğretmen Okulu'nu (1970), Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü (1973) ve Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi'ni (1986) bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak okullarda öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Daha sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevlisi oldu. Buradaki görevini 1998'de emekli oluncaya kadar sürdürdü. Milli Eğitime bağlı olarak çalıştığı dönemde meslek örgütünde (TÖB-DER) Yönetim Kurulu Üyesi, Başkanı ve Bölge Temsilciliği görevlerinde bulundu. UNESCO AİAP Ulusal Komitesi, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği'nde Yönetim Kurullarında ve Çalışma Komisyonlarında görev yaptı. Derneğin yayın organı Yayın’ı ve Atölye Gün Işığı ile Pentürk Hayırlı Fanzin'i yayımladı. Özel MEF okullarının İlköğretim ve Lise'si için Plastik Sanatlar Eğitimi Öğretim Programını hazırladı. Sanatçı Veysel Günay'ın yaşam ve sanatını içeren Bir Yaprakta Bütün Dünya kitabını yazdı. Bilim Sanat Galerisi'nin düzenlediği Bursa Festivali, Çağdaş Türk Resim Sergisi, 75. Yıla Armağan / Türk Plastik Sanatları Sergisi’nin küratörlüklerini üstlenerek kitaplarını yayına hazırladı. 1972'den itibaren ulusal ve uluslararası çok sayıda sergiye katıldı; 58 kişisel sergi gerçekleştirdi. İbrahim Çiftçioğlu, 2002, Gözyaşı düşmüş sabaha, 175x200 cm. İbrahim Çiftçioğlu, 2004, Nakkaşın Çiçekli Bahçe Gezintisi, 65x75 cm. *** 19 Mart Perşembe günü yaşamını yitiren sanatçı, ardında yalnızca eserlerini değil; birlikte üretmeye dayanan bir anlayışı, dirençli bir duruşu ve sanat ile yaşamı ayrılmaz gören bir yaklaşımı bıraktı. Çiftçioğlu’nun mirası, sanatın ancak hayatla, emekle ve dayanışmayla kurduğu bağ içinde anlam kazandığını hatırlatmayı sürdürecek. *Derleyen, Prof. Dr.
Go to News Site