Suçumuz gazeteci olmak mı?
BirGün Gündem

Suçumuz gazeteci olmak mı?

Kamuoyunda “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen 7418 sayılı “Basın Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ”, 2022 yılında basın örgütlerinin ve muhalefet partilerinin tüm engelleme çabalarına karşın iktidar ortaklarının oylarıyla Meclis’ten apar topar geçirilerek uygulamaya sokuldu. Bu düzenlemeyle 23 ayrı yasada değişiklik yapıldı ve Türk Ceza Yasası 'nın 217 / A maddesine "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçu eklendi. Yeni yasanın düşünce ve anlatım özgürlüğü açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu açıktı. Bundan özellikle de basın çalışanları zarar görecekti. Yasanın mimarlarından MHP ’li hukukçu Feti Yıldız , eleştiriler karşısında, “Endişeye yer yok. Gazeteciler bu değişiklikten kesinlikle etkilenmeyecekler” diye güvence vermiş ve yasaya kefil olmuştu. Ama uygulama öyle olmadı. Yasanın yürürlüğe girmesiyle gazeteciler de art arda hapse girmeye başladı. Feti Yıldız , her ne kadar “Bu suçun oluşması için gerekli beş şartın bir arada olması gerektiğini” söylese de siyasallaşmış yargı, hiçbir koşul aramadan gazetecileri tutuklamayı sürdürdü. “Dezenformasyon Yasası” nın son kurbanları da Alican Uludağ ile BirGün ’deki çalışma arkadaşımız İsmail Arı oldu... * * * Fransızcadan dilimize giren “dezenformasyon” ( désinformation ) sözcüğünün anlamını “bilgi çarpıtma” olarak açıklıyor Türkçe Sözlük . Yeni yasada ise bu kavram “yanıltıcı bilgi” olarak geçiyor. Buna “yanlış” ya da “gerçeğe aykırı” bilgi de diyebiliriz. Yanlış bilgiyi cezalandırmak, AKP iktidarının eleştirel basını susturmak için başvurduğu en etkili yöntem. Son aylarda sürekli olarak bu madde işletiliyor. Gazetecinin verdiği bilgi yanlışsa, bunun yaptırımı hiçbir biçimde “hapis cezası” olamaz. Basın Yasası ’nda yanıt ve düzeltme hakkı bulunuyor. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı’na bağlı, harıl harıl çalışan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi var; tehlike oluşturmayan yanlış ya da çarpıtılmış bilgiyi düzeltirsiniz, konu kapanır! Eğer haber ve yorumlarda hakaret, tehdit, küfür gibi kişi haklarını ihlal eden unsurlar varsa bunun da hukuktaki yolu, tazminat davası açmaktır. Yargı sopasını Demokles ’in kılıcı gibi basının tepesinde sallandırmak, bu iktidarın en büyük marifeti! Oysa Atatürk , “Basın özgürlüğünden doğabilecek sakıncaları gidermenin biricik yolunun gene basın özgürlüğü olduğunu” söyleyerek bize bu konuda evrensel bir ilke armağan etmişti. Bu ilke, basın özgürlüğü açısından bugün de çok değerlidir. * * * Demokratik ülkelerde basın, 4. Güç ’tür. Basının meslek ahlakına uygun biçimde çalışıp çalışmadığını devlet değil, basın meslek örgütleri denetler. Bu özdenetim düzeneği de “Basın Meslek İlkeleri” çerçevesinde çalışır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” ile Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin “Gazetecilik İlkeleri” , gazetecilerin uymakla yükümlü oldukları yol gösterici temel belgelerdir. Oysa Saray rejimini bağlayan hiçbir kural bulunmuyor! Siyasal iktidar, sürekli değişiklik yaparak ağırlaştırdığı yasaların öngördüğü koşullara bile uyma gereğini duymuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını dinlemediği gibi Anayasa Mahkemesi ’nin bağlayıcı kararlarını da uygulamıyor. Kısacası, anayasa ve yasa tanımayan bir rejimle karşı karşıyayız. Son dönemde, işini doğru yapan gazeteciler hedefte. Merdan Yanardağ , kargaları bile güldürecek “casusluk” suçlamasıyla aylardır içeride tutuluyor. Fatih Altaylı hapisten yeni çıktı. Furkan Karabay ’ın ev hapsi iki gün önce kaldırıldı. Genç kuşağın güzü pek muhabirleri Alcan Uludağ ile İsmail Arı ise en taze tutuklular. Adlarını unuttuklarım beni bağışlasın... “Yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasıyla tutuklanan arkadaşlarımız, yaptıkları haberlerin arkasındadır. Haberlerin özneleriyle hesaplaşmak yerine gerçekleri halka aktaran gazetecileri hapse tıkmak hukuk kavramıyla bağdaşmaz. İsmail ve Alican , evleri gece yarısı onlarca polisle basılarak gözaltına alınıp tutuklandılar. Üstelik “muhafazakâr iktidar” , İsmail Arı için ne aile mahremiyeti dinledi ne ramazan ne bayram! Savcı bile ifadesini almadan tutuklamaya gönderdi. Operasyonun siyasal niteliğini bundan daha iyi ne anlatabilir! Demek ki gerçeklerle yüzleşmeye kimsenin cesareti yok. “Gözlerini kaparım, vazifemi yaparım” tadında çalışıyor bizim yargı bürokrasisi... * * * İsmail Arı , yaptığı haberlerden dolayı uzun zamandır tehditler alıyordu. Bu yüzden de Ankara Valiliği iki koruma vermişti kendisine. Yani İsmail ’in her adımı polis gözetimindeydi. Öyleyse gözaltına alınış biçimi hangi vicdana sığar? Bir de Emniyet’te karşılaştığı onur kırıcı davranış var. İçeriden gönderdiği mektupta şöyle anlatmış olayı: “Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm. Üst aramam yapıldı ve pantolonumu indirip eğilip kalkmam istendi. Ancak ben bunu kabul etmedim. “Ben gazeteciyim’ dedim.” “Dezenformasyon Yasası” , iktidarın tüm yalanlama çabalarına karşın sansür, sindirme ve gazetecileri cezalandırma yasası olarak çalışıyor. İsmail Arı ’ya “Halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçunu yöneltmek boşunadır. Arkadaşımız, haberlerini kılı kırk yararak belgeli / kanıtlı yazıyor! Gerçekleri gizleyerek halkı yanıltma suçunu asıl siz işliyorsunuz! Değerli yazar Oktay Akbal ’ın romanlarından birinin adı, “Suçumuz İnsan Olmak” tı. Öyle anlaşılıyor ki AKP iktidarında bizim suçumuz da gazeteci olmak! Ama baskılar, gözaltılar ve tutuklamalar, bizi gerçekleri yazma çabamızdan alıkoyamayacak!

Go to News Site