BirGün Gündem
Başlıktaki üç sözcük adına küçük bir umutla, kimsenin mahallesine ve sinir ucuna dokunmadan dertleşmeyi deneyeceğim. Merdan , Alican , İsmail bile demeden! Gazeteciliği dert edinen ve ideolojik-politik çizgisi ne olursa olsun dertleşmek isteyen herkesle… Medyanın işleyişini, sahiplik yapısını, iktidar ilişkilerini ve bunların gazetecilerde yol açtığı “ davranışları ” bilmiyor değilim. Tersine, hayatım bunları çalışmakla geçti. Doktora tezimde bu sorgulamayla Türkiye ve Yunanistan ’dan 150 ’den fazla gazeteciyle “ derinlemesine mülakat ”lar yaptım. Gazetecinin gerçekliği kurma/yeniden üretme mantığını, gazetecilerin konumlarını, reflekslerini ve algı çerçevelerini kendilerine tanımlatmaya çalıştım. 30 yıl kadar önceydi, çalışmamı “ Utanıyorum ama gazeteciyim ” adıyla yayınladım. Oradaki “ Utanıyorum ” mesleğimizin geleceğine dair de bir umut, bir can simidiydi. Olumsuzluk ifadesi ya da pazarlamacı bir sözcük oyunu değil. Konuştuğum 150 gazetecinin hepsi konuşmalarının bir yerinde sahiplik yapısı ve iktidar ilişkileri içinde şekillenen medyada utandıkları bir pratikleri olduğunu belirtmişti. Umut da oradaydı, utanıyorsak pişman olabilir, düzelebilirdik! İnsana ait çok ağır bir duygudur utanç. Cesaret, intikam, acıma vb. duygular başka canlılarda da olabilir ama utanç galiba sadece insana özgü. Biraz psikiyatrinin ve S. Candansayar ’ın alanına giriyorum ama utanç; kusurlu, değersiz hatta aşağılık olduğumuza dair bir algıyla tetiklenen son derece karmaşık, bireysel olduğu kadar da sosyal bir duygu. Gazetecilikte de, utanç imajımız ile eylemlerimiz ve dış beklentiler arasındaki boşluktan/çelişkiden kaynaklanır. Hesap verebilirliğe ve sağalmaya da yol açar, daha beter hastalanmaya da. Ya ondan kurtulur (!) ya da altında ezilirsiniz! Kurtulmanın da iki yolu var galiba; ar damarınızın çatlaması veya utanca yol açan davranışı düzeltmek. İlkini kurtulmak sayarsanız! Umudum, utancın onarıcı halinin baskın gelerek norm ihlallerini caydırması, etik standartları güçlendirmesi, güven ve dayanışmayı teşvik etmesi. Başlıktaki üç sözcük “ insanlık, gazetecilik ve utanç ” ya… Burada E. Çölaşan ’ın “ Önce insanım sonra gazeteci ” kitabını da analım. Gazetecilik derdiniz olmasa bile insanlık gibi bir iddianız varsa, insan olmak da çok şeyden önce utanabilmeyi de gerektirir. Gazetecilik, insanlığımızın üzerine ek mesleki sorumluluklar koyar. O mesleki sorumluluk bağlamında Çeçen Dr. Hasan Baiev hatırlanmalı! Vatanseverliğinden kuşku duyulamaz, çünkü 1994 ’te Çeçenistan ’da çatışmalar başlayınca, halkına yardım etmek için konforlu hayatını bırakıp Çeçenistan ’a geldi. 6 yıl boyunca, gaz, elektrik, su olmadan, yaraları yumurta sarısından falan yaptığı merhemlerle kapatarak, birçok kez kendisi kan bağışında bulunarak, sadece lokal anestezi ile ve bir keresinde 48 saat içinde tam 67 kişiyi ampute ederek çalıştı. Çeçenler in efsanevi komutanı Şamil Basayev ’i ameliyat edip hayatını kurtardığı için “ kahraman ” oldu. Ancak, o bir doktordu ve tedaviye ihtiyaç duyanların kimliğine takılmıyordu. Yaralı Rus askerleri de tedavi edince “ hain ” damgası yedi! Peşine düşen Ruslar dan ve Çeçenler den meslektaşlarının uluslararası dayanışması sayesinde kaçıp kurtuldu. Mesleki faaliyetlerinden dolayı zor durumda kalan meslektaşla dayanışma her mesleğin etik kurallarından biridir. Gazeteciliğin de! Şimdi, haydi yine isim vermeyeyim, tam da bu nedenle zor durumda kalan, hapse atılan gazeteciler var. Bir de köşelerde, ekranlarda vur patlasın çal oynasın halindekilerle SUSKUNLAR! Üstelik aralarında kendisi hapisteyken mesleki dayanışmayla sarılıp sarmalanmış olanlar var! Zaman bu, mutlaka akar geçer, değişir. Acaba en azından bu suskunluk bir gün utanca dönüşür mü? Yoksa artık 30-40 yıl önce her gazetecinin hissettiği utançtan geriye hiçbir şey kalmadı mı?
Go to News Site