soL Haber
Ankara Tabip Odası (ATO) ev sahipliğinde Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve ATO tarafından düzenlenen 23. Dr. Nevzat Eren Ulusal Halk Sağlığı Sempozyumu bu yıl "Türkiye'de Çocuk Olmak: Yoksulluk, Eşitsizlik, Sağlık, Eğitim, Hukuk Boyutlarıyla Çocukların Durumu ve Geleceği" başlığıyla gerçekleştirildi. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan ATO Başkanı Dr. Mine Coşkun , “Halk Sağlığı Komisyonumuz bu sene çok önemli bir konuyu seçti: Çocuk. Bu konu gerçekten önemli çünkü bugün ‘çocuk’ dediğimizde aklımızda canlanan ilk imge, hayat dolu bir şekilde okul bahçesinde ya da parkta oynayan birisi değil. Çocuk dediğimizde; MESEM’lerde, sanayide, tarlalarda, sokakta işçilik yapan; iş cinayetlerinde hayatını kaybeden; ÇEDES gibi eğitim politikalarıyla gericiliğin kıskacına itilen; tarikat ve cemaat yurtlarında istismara uğrayan; okula aç giden, yatağa aç giren; küçük yaşta evlendirilen ya da tetikçi yapılan çocukları konuşuyoruz. Çocukların adım adım yoksullaştırıldığı ve geleceksizleştirildiği bir dönemden geçiyoruz. Bugün konunun uzmanlarıyla birlikte ‘Türkiye’de çocuk olmak nedir’ sorusuna yanıt arayacağız” dedi. Coşkun’un ardından konuşan ATO Halk Sağlığı Komisyonu üyesi Dr. Ebru Basa , “Çocukların biz gerçekten kırmızı elmalar gibi gülüp oynadığı bir ülke var etmek istiyoruz ama şu anda buna ulaşmak için çok mücadele etmemiz gerektiği ortaya çıkıyor. Çocukların giderek ne yazık ki bağımlılıkla tanıştığına, çocukların ne yazık ki giderek yasadışı birtakım örgütlenmelerin parçası haline geldiğine tanık oluyoruz” dedi. Nevzat Eren'in eşi Gönül Eren de söz aldığı sempozyumda “Eğitim devlet tarafından olmalı. Aslında parasız olmalı. Paralı olanlar zengin olanlar paralı okullara gidiyorlar. Yurt dışında okuyorlar. Ama devletin başında olan adamlar ahkam kesiyor. Eğitimle ilgili güzel şeyler yapıldığını söylüyorlar. Çocuklara eşit şekilde eğitim vermiyoruz ne yazık ki. Toplumda din baskısı olduğu sürece hiçbir şekilde çocuklarla ilgili bir şey yapamayacağız. Eskiden çocuklar sokaklarda rahatlıkla oynayabiliyordu. Şimdi evlere kapandılar. Okullarda en önemli dersler kaldırılmış oluyor. Matematik bile seçmeli oldu. Ve halkta ses yok. Kimse de çıt çıkmıyor” dedi. Eşitsizlik ve çocuk yoksulluğu Sempozyumun “Türkiye’de eşitsizlik, yoksulluk ve çocuk yoksulluğu” başlığıyla Prof. Dr. Ayşe Akın tarafından modere edilen ilk oturumunda ODTÜ İktisat Bölümü'nden Prof. Dr. Ebru Voyvoda , Ankara Üniversitesi SBF Maliye Bölümü’nden Dr. Erkan Müniroğlu sunumlarını paylaştı. Prof. Dr. Voyvoda "Çoklu krizler döneminde çocukların durumu, en kırılgan kesim olması dikkat çekiyor. Şimdi küreselde birkaç rakam vermem gerekirse küresel dünyada ya da toplam küresel nüfusun yaklaşık %25'i ile %30'u arası çocuk nüfusu. Çocuk nüfusunun, yaklaşık 2,4 milyar çocuk nüfusunun bugün UNICEF'in 2025 raporuna bakarsak yaklaşık 400 milyonu aşırı yoksul. Yani herhangi bir farklı yoksulluk tanımları içerisinde en aşırısı ve en ciddisini aldığımızda yaklaşık 400 milyon çocuk aşırı yoksul olarak tanımlanıyor” dedi. Zenginlik üreten bir ülkede çelişkili istatistiklerle de karşı karşıya olduklarını ifade eden Voyvoda, “Düşük gelirli ülkelerde yüzde 65, alt-orta gelirli ülkelerde yüzde 26 oranında üst-orta gelirli ülkelerde de çocukların %11'inin örneğin tuvalet erişimi yok” dedi. Ankara Üniversitesi SBF Maliye Bölümü’nden Dr. Erkan Müniroğlu "Bütçeye baktığımızda aslında biz ne görüyoruz? Hangi toplumsal sınıfların kayrılacağını görüyoruz. Çünkü bütçenin ardında bir politik metin olmasına rağmen yani siyasal akıl ihtiyarın hazırladığı bir metin olmasına rağmen toplumsal güç ilişkilerinin olduğunu görüyoruz. Bu nedenle bu toplumsal güç ilişkileri bütçe gelirlerinin kimden toplanacağına ya da toplanmayacağına, bütçe harcamalarının kime yapılacağına karar veriyor aslında. Sonuçta bütçe dediğimiz şey bir tercih meselesinden oluşuyor" görüşlerini paylaştı. Çocuk sağlığı ve sağlık politikaları Panelin ikinci oturumu “Çocuk Sağlığı ve Sağlık Politikaları” adıyla Dr. Ebru Basa moderatörlüğünde gerçekleşti. Oturumda ilk sözü ATO YK üyesi Dr. Togay Yılmaz aldı. Yılmaz, “Bir toplumun çocuklarına bakarak o toplum hakkında çok şey söyleyebiliriz. Çocuklar toplumda en kırılgan gruptur. Kendi sağlıklarını seçemezler. Nasıl besleneceklerine, nerede yaşayacaklarına, hangi çevrede büyüyeceklerine karar veremezler. Ama sağlık politikalarının sonuçlarından da doğrudan etkilenirler. Bir çocuk yetersiz besleniyorsa bu onun tercihi değildir. Bir çocuk sağlıksız bir çevrede büyüyorsa bu onun hatası değildir. Bir çocuk sağlık hizmetine erişemiyorsa bu onun suçu değildir. O yüzden bu konuşmaya başlarken kendimize şu soruyu sormalıyız. Çocuklar gerçekten sağlık sisteminin merkezinde mi yoksa kapitalist bir dünyada özellikle sağlıkta dönüşümden sonra piyasacı bir sistemin içinde kendilerine yer mi bulmaya çalışıyorlar” diye konuştu. Yılmaz, “Bir çocuğun sağlığı doğduğu evle, büyüdüğü mahalleyle erişebildiği besinle, gittiği okulla, soluduğu hava ile belirlenir. Dolayısıyla sağlık bizim doğduğumuz yerde başlar” dedi. Prof. Dr. Göksel Vatansever de konuşmasında, çocuk hakkı olan bağışlamadan bahsetti. Bağışıklamayla enfeksiyonların yayılımını azalttıklarını söyleyen Vatansever, “Bize her çocuk geldiğinde sorduğumuz şeylerden bir tanesi, atlamadığımız unsurlardan bir tanesi de bu çocuğun aşıları nasıl gidiyor diye soruyoruz. Bağışıklama bence bir melek gibi ve çocuğu karanlıktan koruyor ve bu görünmez olan melek görünmeye başlayınca artık yani karanlık görünmeye başlayınca da artık çocuklar etkilenmeye başlıyor” dedi. Oturumda son sözü alan Prof. Dr. Özlem Özcan , “Yoksulluğun çocuk ruh sağlığına, çocuğun gelişimine, bilişsel gelişimine, sosyal gelişimine, duygusal gelişimine ne tür etkileri olduğunu biliyoruz. Mesela daha düşük bir akademik başarıya sahip olduğunu yoksulluk içerisinde yetişen çocuklar bilgimiz dahilinde ve psikiyatrik morbiditelerinde, hastalanma oranlarının yüksek olduğunu da biliyoruz ve bunlara rağmen de sağlık hizmetlerinde ulaşımında da ciddi bir kısıtlılıkları var” dedi. Eğitimde piyasacılık ve gericileşme: MESEM'den ÇEDES'e Sempozyumun “MESEM’den ÇEDES’e eğitim politikaları” başlığının ele alındığı üçüncü oturumu Dr. Mustafa Ersözlü moderatörlüğünde gerçekleşti. Bu oturumda konuşan Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nden Dr. Ebru Aylar Çankaya , “MESEM'den ÇEDES'e aslında son dönemde Yusuf Tekin döneminin belki en can alıcı, en çok eleştirdiğimiz eğitim politikaları karşımızda. Tüm AKP iktidarı dönemine baktığımızda eğitim politikaları iki ana eksende şekillendi. Muhafazakârlık yani gericilik ve piyasa ekseninde şekillendi” dedi. Çankaya, "Burada büyük bir süreklilik var. Çünkü aslında burada Türkiye kapitalizminin uluslararası iktisadi ilişkiler bağlamında içerisinde yer aldığı, onay sunduğu ve devam etmek istediği bağlamda ekonominin bir uzantısı olarak eğitime yüklenen rolde de aslında bir izlence takip ediyor” diye konuştu. Oturumda ikinci sunumu yapan Eğitim-İş Sendikası’ndan Yaşam Boyu Öğrenme ve Yetişkin Eğitimi Uzmanı Dr. Nurcan Korkmaz eğitimdeki ticarileşme ve gericileşmeye vurgu yaptı. MESEM’in "ekonomik yeniden üretim", ÇEDES’in ise "ideolojik yeniden üretim" işlevi gördüğünün altını çizen Korkmaz, “Biri çocuğun emeğini, diğeri bilincini düzenler. Bu, sermaye ile siyasal İslam’ın kurduğu kirli bir ittifakın sonucudur" dedi. Oturumda son sözü alan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nden Murat Çakır ise Türkiye'de tarım, inşaat, hizmet ve oto sanayi gibi sektörlerde halihazırda yüz binlerce çocuk işçi olduğunu, MESEM'lerle çocukların emek gücü piyasasına sokulduğunu aktardı. İş cinayetleri raporlarında onlarca çocuk işçi ve MESEM'li çocuğun yer bulduğunu, en son olarak da Dilovası'nda yaşanan iş cinayetinde çocuk işçilerin yer aldığını hatırlattı. Çocuklar çetelerin eline bırakılıyor Sempozyumun "Çocuklar, Suç ve Bağımlılık" başlıklı, Dr. Asuman Doğan tarafından modere edilen oturumunda ilk sözü alan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Genel Sekreteri Av. Çisel Demirkan Sakallı sunumunda çocuk istismarının yapısal bir şiddet olarak ele alınması gerektiğini, bu bağlamda toplumsal eşitsizlikler, toplumsal cinsiyet ve barınma, beslenme, eğitim ve sağlık hizmetini sağlaması gereken sosyal devlet kurumsallığı ile birlikte incelemek gerektiğini ifade etti. Çocuk ihmali olgusunda özellikle ebeveynin bireysel yetersizliğinden ziyade sosyal desteğin yetersiz kaldığı yapısal bir sorun olduğunu ifade eden Sakallı "Yalnız aile içi bir problem değil kamusal politikaların bir çıktısı olarak değerlendirmek gerekir" dedi. Sakallı, çocuk istismarı başlığında ise TCK'nın önleyici olmaması ve uygulamada neredeyse faili ödüllendiren sonuçlar görülmesi sebepleriyle istismarı ortadan kaldırmakta yetersiz olduğunu ifade etti. Dernekleri tarafından üstlenilen istismar olaylarında Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlarda dahi denetim olmaması sebebiyle istismara yol açan koşulların var olabildiğini aktaran Sakallı "Çocuk ailenin değildir, çocuk toplumun sorumluluğundadır. Aile içinde de denetim gerekir" diyerek kamusal ve nitelikli sağlık hizmetinin bu konuda önemli rol oynaması gerektiğini hatırlattı. Oturumda söz alan Kadın Dayanışma Komitesi üyesi Av. Özge Fındık ise suça sürüklenen çocuk olgusunun çocukların kamu tarafından korunmaması, desteklenmemesinden başlayarak toplumun sorumluluğunda olduğunu hatırlattı. Çocukların yetişkinler gibi yargılanmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayan Fındık "Suç oranlarını her gün artıran ve çeteleşmeyi yaratan toplumsal düzen, yoksul mahallelerde yaşayan, eğitim hakkına erişemeyen çocukları da çetelerin eline terk ediyor" dedi. Ankara Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. İnci İlhan ise sunumunda Türkiye'de madde kullanımının erişkinlere göre gençlerde 2 kat daha yaygın olduğunu gösteren raporları paylaştı. Bunun önemli bir sebebinin madde kullanımı uzun süreli olsa da madde kullanan gençlerde erişkin yaşlara ulaşamamanın yaygın olduğunu ifade eden İlhan, "Halk sağlığı çalışmalarında ergenlil çağından başlayan önleyici çalışmalar yapılmasının" önemini ifade etti. Çocuklara daha iyi bir memleketi nasıl bırakırız? Sempozyum sonunda, Prof. Dr. Erhan Nalçacı tarafından moderatörlüğü yapılan, "Çocuklara daha iyi bir memleketi nasıl bırakırız?" sorusuna yanıt aranan forumda ise ATO üyesi hekimlerle birlikte, farklı mesleklerden sağlık emekçileri, sağlık öğrencileri, Genel Sağlık-İş, Eğitim-İş sendikaları ve Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği üyeleri katkı sağladı. Forumda "Toplumsal iyilik hali ancak insanın insanı sömürmesinin engellenmesi ile sağlanabilir" vurgusu yapıldı.
Go to News Site