BirGün Gazetesi
İnsan içinde yaşadığı topluluğu ilk ne zaman tanımlama ve yorumlama ihtiyacı duydu? Elbette net bir tarihten bahsetmek olası değil. Toplumun düzenli ve adil olması gerekliliğini dile getiren Platon, iyi bir yaşamın ancak toplum içinde mümkün olacağını söyleyen Aristo, sosyal uyum ve geleneklerin önemini vurgulayan Konfüçyüs, toplumu organize etmek için sistem önerileri sunan Kautilya, göçebe ve yerleşik toplumları karşılaştıran İbn Haldun, ideal toplum, erdemli devlet anlayışı üzerine çalışan Farabi, acıların toplumsal nedenlerini sorgulayan Buda, yönetim ve toplum düzeni üzerine ortaya koyduğu Siyasetname eseriyle Nizamülmülk en eski ve etkili toplumsal düşünürlerden bazıları... Bunlar arasında İbn Haldun günümüz sosyolojisine en yakın yaklaşım geliştiren isimlerden biri kabul edilmekte. Sanayi devrimiyle büyük toplumsal değişim içine giren dünyada sosyoloji terimini ilk kullanan kişi olan Auguste Comte, toplumun dinamiklerini bilimsel yöntemlerle incelemiş, modern sosyolojinin kurucusu kabul edilmiştir. Ardından Emile Durkheim, Marx ve Max Weber’in çalışmaları toplum yapısı ve sosyal ilişkiler üzerine önemli eylem alanları açmıştır. Sosyoloji biliminin eğitim, aile, ekonomi, medya ve teknoloji gibi daha geniş bir yelpazede inceleme yaptığı günümüzde yeni bir dünya düzeni kurgusundan bahsedilmekte, devletler, şirketler, kurumlar ve akademik dünya yeni bir eşikte durmakta. Sosyolojik yenilikler ve toplumsal uyum alanlarında karnesi çok parlak olan Kuzey Avrupa ülkeleri, Kanada, Singapur, Japonya bu yeni eşiği yine kolay aşacak görünüyorlar. Sosyal adaletin, güçlü eğitim sisteminin, yüksek toplumsal güvenin yerleşik olduğu ortamlarda dönüşüm de kolaylaşmakta, yıkıcı etki gözlenmemekte. Kanada çok kültürlülük, Almanya ekonomik refah, Japonya ve Güney Kore teknoloji-toplum ekseninde tutarlı ve başarılı kabul edilen diğer ülkeler. Ülkemiz son yıllardaki dijital devlet hizmetlerinde önemli adımlar atmış olsa da uygulamadaki sıkıntılar, eğitim ve erişimdeki zaaflar, anti demokratik yaptırımlar, artan işsizlik ve yoksulluk, gelir adaletsizlikleri kat edilecek daha uzun yollar olduğunun işareti. Sosyoloji alanında akademik araştırmaların en yoğun ve güçlü olduğu ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın teoriyi pratiğe dönüştürme kabiliyeti ayrıca sorgulanası. Günümüzde küreselleşme, modern toplum, dijital toplum, kültürel sermaye, risk toplumu, toplumsal cinsiyet çalışmaları ve yapay zeka konuları sosyoloji biliminin inceleme alanı içinde. Klasik olsa da halen Durkheim, Weber ve Marx en etkili isimler arasında. Ülkemizde son dönemde artan intihar vakaları toplumun verdiği önemli bir uyarı sinyali. Meseleyi sıradan üçüncü sayfa haberi gibi okuyup geçecek miyiz yoksa dönüştürücü bir refleks sergileyecek miyiz? Yaşam standartlarının iyileştirilmesi yönündeki hak taleplerinden vazgeçmeden sosyal ilişkilerde kolektif dayanışmacı ruhu güçlendirebilecek miyiz? Bu noktada Metis Küçük Filozoflar serisine yeni katılan “Durkheim’in Sosyoskopu ” adlı kitaba değinmeden geçemem. Durkheim’e göre hızlı toplumsal değişim dönemlerinde bireylerin kendilerini amaçsız, kuralsız ve yalnız hissetmesi kaçınılmaz. Kitap ümitsizlik içindeki evsiz bir adamın hayatına son vermek üzereyken sosyolog Durkheim ile karşılaşmasını anlatıyor. Birlikte toplumun gövdesinde etkileyici bir yolculuğa çıkıyorlar. Başta “İnsanları bir arada tutan ve onları toplum yapan nedir?” olmak üzere bazı çetin soruların cevabını araştırıyorlar. Mikroorganizmaları görüntüleyen mikroskop gibi kitapta toplumun gövdesini görüntüleyen önemli bir araç, güçlü bir sembol olarak ‘Sosyoskop’ karşımıza çıkıyor, gelin görün ki bozulmuş, işlevini yerine getirememekte. Anlatıda modern toplumlarda anarşik gelişimin nedenleri, toplumun kıyısına itilmiş kesimlerde görülen intihar dalgaları Durkheim’in felsefesi anlatılırken kurgunun zeminine yerleştirilmiş. Çözülmeyi bekleyen toplumsal sorunlar, bir bilim insanının toplumun katmanlarını incelerken yanına aldığı ‘anomi’ neşteriyle inceleniyor. Evsiz adam ‘toplumsal bağın içindeki eleştirel düşünce’nin dozunu ölçüyor. Toplumsal dokular açılıyor, suç atardamarları kesilip atılıyor. Başlangıçta memnun olunan müdahaleler sonradan tatsız sonuçlar doğurabilir mi? Evsiz adam analiz ve istatistik koridorlarından geçiyor, etnografik saha çalışmalarına açılan esrarlı kapıları aralıyor. Karşısına bencillik ve bireycilik, otoriterlik, itaat gibi kavramlar ile ‘önyargı süpürgesi’nin yarattığı engeller çıkıyor. Kırılan totemler eşliğinde bir modern toplum - geleneksel toplum karşılaştırması okuyor ve soruyoruz; Toplumun parçası olan herkes toplumla bütünleşik ise bunun nedeni ne olabilir? İntiharın kıyısındaki evsiz adam sosyoskopun dişlilerini parlatırken “insan mutluluğu ancak…………..dahilinde bulabiliyor” Boşluğu doldurmak ister misiniz? İyilikle ve dayanışma içinde kalın…
Go to News Site