soL Haber
Atilla Özsever CHP’ye mutlak butlan kararı, demokrasinin son kırıntılarını da rafa kaldırıp dinci faşist bir rejimin kurumsallaşması yönünde atılan bir adımdır. Böyle bir süreçte toplumdan yükselen “Faşizme karşı omuz omuza”, “Genel grev, genel direniş” sloganları da ne yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. CHP ile ilgili mutlak butlan kararı, sadece bu partiye değil siyasal yaşama, muhalefet anlayışına, hukukun ve demokrasinin işlemez bir hale sokulmasına yöneliktir. Ülkede zaten demokratik hak ve özgürlükler büyük ölçüde baskı altında olup kırıntı halindeki bu demokratik sürece de güçlü bir darbe daha vurulmuştur. Seçme ve seçilme hakkının tümüyle ihlal edildiği, Anayasa’daki hükümlerin geçersiz hale geldiği bu ortamda, hukuk devleti ilkesinin tamamen ortadan kaldırıldığı, siyasetin demokratik ve toplumsal süreçlerinin yok edildiği bir aşamaya geçilmiştir. Bir başka ifadeyle de, dinci faşizan anlayışın kurumsallaşmasına olanak sağlanan bir girişimle karşı karşıyayız. Ülkenin demokrasiden yana tüm muhalefet partileri ve toplumsal muhalefetin unsurları sayılan sendikalar, meslek örgütleri, demokratik kuruluşlar da “mutlak butlan” kararına cepheden tavır almışlardır. CHP meselesi değil Görüldüğü gibi mesele, sadece bir CHP meselesi değildir. Siyasal İslamcı iktidarın hedefi, Anayasa’da da değişiklik sağlayarak Cumhuriyet birikiminin tamamen tasfiye edildiği, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti anlayışının ortadan kaldırıldığı bir faşistleşme sürecini inşa etmektir. Günümüzde dünyanın ve Avrupa’nın birçok ülkesinde görülen faşizan süreç, özüne bağlı kalmak kaydıyla eski uygulamalardan biraz farklı işlemektedir. Nazi Almanyası ve Mussolini İtalya'sı ndaki faşist partiler, iktidara geldikten bir süre sonra tüm muhalefet partilerini kapatmışlardı. Şimdi ise hedef, muhalefet partilerini kapatmaksızın şeklen de olsa mevcudiyetlerini korumak ancak genel başkanından yönetim kademelerine kadar bu unsurları otoriter, faşizan iktidarın denetiminde ve yönlendirmesinde tutmaktır. Bu çerçevedeki otoriter yaklaşımın amacı, özgür ve demokratik bir ortamda seçimlerin yapılmasını işlevsiz hale getirmek, Azerbaycan, Kazakistan gibi Asya ülkelerinde her zaman iktidardaki partinin kazandığı göstermelik bir seçim sürecini hayata geçirmektir. Toplumsal muhalefetin görevi Peki bu koşullarda ülkemizdeki toplumsal muhalefet ne yapmalıdır? Böyle bir süreçte ve baskı dönemlerinde tepki gösteren toplum kesimlerinin meydanlardaki “Faşizme karşı omuz omuza” , “Genel grev, genel direniş” sloganları ne yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Konu CHP’yi de aştığı için – ki bu parti sonuç itibariyle düzen sınırları içinde hareket edebilen bir partidir – o nedenle esas sorumluluğun toplumsal muhalefete, sınıf siyasetini savunan siyasal güçlere ait olduğu da ortadadır. İşçi sınıfının ve emek güçlerinin demokrasiyi savunmasıyla birlikte düzen değişikliği hedefiyle mücadelesi asıl olmaktadır. Öte yandan mevcut Saray iktidarının, Cumhur İttifakı'nın bundan böyle demokratik koşullarda seçimleri kazanamayacağı bellidir. Demokratik sürece indirilen darbenin arkasında böyle bir faktör de yatmaktadır. Türkiye yol ayrımında Derin bir yoksulluğun yaşandığı ülkemizde, toplumun büyük bir bölümü mevcut iktidarın bir an önce gitmesini istemektedir. Saray iktidarı da, ısrarla mevcudiyetini sürdürmek, kendi yarattığı zengin kesimi daha zengin edip sömürü koşullarını artırmak, emperyalist ABD ile işbirliğini korumak amacındadır. Türkiye artık bir yol ayrımına girmiştir. Monarşik bir düzen özleyen, otoriter, faşizan bu rejime karşı tüm toplumsal muhalefet güçlerinin birleşik bir mücadele vermesi, nihayetinde emekçi bir cumhuriyetin kurulması için çaba göstermesi elzem gözüküyor. Kuşkusuz süreç içerisinde bu mücadelenin yöntem ve kuralları, nasıl bir örgütlenmeyle nasıl bir hat izleyeceği ortaya konabilir. Ülkemizdeki cumhuriyetçi birikim aydınlanmadan yanadır, tarihsel mirası da dikkate alarak bu mücadele başarıya ulaştırılabilir. Bu görev öncelikle cumhuriyetçilere, sosyalistlere, komünistlere düşmektedir…
Go to News Site