Independent Turkish
Türkiye'de kamu çalışanı sendikacılığı yaklaşık 30 yıllık kurumsal bir geçmişe sahip olmasına rağmen, bu alan üzerine yürütülen tartışmalar çoğunlukla maaş artışları, toplu sözleşme süreçleri veya sendikalar arasındaki temsil rekabeti etrafında şekillenmektedir. Oysa kamu çalışanı sendikalarının dönüşümü yalnız çalışma hayatına ilişkin teknik bir mesele değildir. Bu dönüşüm aynı zamanda devlet-toplum ilişkileri, bürokratik yapı, siyasal temsil, gelir bölüşümü ve kamusal hizmet anlayışı açısından da değerlendirilmesi gereken yapısal bir meseledir. Çünkü kamu çalışanı sendikaları yalnız ücret pazarlığı yapan örgütler değil, aynı zamanda devlet kapasitesinin taşıyıcı unsurlarıdır. Öğretmenler, sağlık çalışanları, akademisyenler, mühendisler ve bürokratlar yalnız maaş karşılığı çalışan bireyler değil; kamusal düzenin sürekliliğini sağlayan asli aktörlerdir. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 51'inci addesi çalışanların sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkını güvence altına almaktadır.¹ 53'üncü madde ise kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanımaktadır.² Türkiye'nin taraf olduğu International Labour Organization (ILO) sözleşmeleri de örgütlenme özgürlüğünü temel bir hak olarak kabul etmektedir. Özellikle 87 sayılı "Sendika Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi" ile 98 sayılı "Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi" , çalışanların bağımsız biçimde örgütlenmesini ve toplu pazarlık süreçlerinin güvence altına alınmasını öngörmektedir.³ Ancak Türkiye'de kamu çalışanı sendikacılığına ilişkin hukuki yapı, uluslararası normların tanıdığı kolektif hakların önemli kısmını sınırlı biçimde uygulamaktadır. Bu nedenle Türkiye'de kamu çalışanı sendikacılığı çoğu zaman gerçek anlamda kolektif pazarlık sistemi üretmekten çok, kontrollü müzakere modeli şeklinde işlemektedir. Bu durum yalnız hukuki teknik bir problem değildir; aynı zamanda temsil, meşruiyet ve toplumsal bölüşüm sorununa dönüşmüştür. Kamu çalışanı sendikacılığının ayrı bir rejim olarak inşası Türkiye'de kamu çalışanı sendikacılığı başından itibaren sınırlı ve kontrollü bir alan olarak tasarlanmıştır. Bunun en önemli göstergelerinden biri kamu çalışanları için ayrı bir sendikal hukuk rejimi oluşturulmasıdır. Oysa teorik olarak işçi sendikalarına ilişkin hukuki rejimin kapsamı genişletilerek "işçi" yerine "çalışan" kavramı kullanılabilir ve bütün emek kesimleri ortak bir sendikal hak rejimi içerisinde değerlendirilebilirdi. Böyle bir model, kamu çalışanlarının daha güçlü kolektif haklara sahip olmasını sağlayabilir; grev, toplu dava ve bağlayıcı toplu sözleşme gibi mekanizmaları genişletebilirdi. Ancak tercih edilen model farklı oldu ve kamu çalışanları için ayrı bir hukuk alanı inşa edildi. Bu yapı başlangıçtan itibaren sınırlama mantığı üzerine kuruldu. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu başlangıçta "toplu sözleşme" değil "toplu görüşme" kavramını esas alıyordu.⁴ Daha sonra anayasal ve yasal değişikliklerle "toplu sözleşme" ifadesi sisteme dahil edildi; ancak grev hakkı tanınmadığı için gerçek anlamda kolektif pazarlık sistemi hiçbir zaman oluşmadı. Çünkü modern endüstri ilişkilerinde toplu sözleşmenin temel dayanağı tarafların yaptırım kapasitesine sahip olmasıdır. Grev hakkı bulunmayan bir toplu pazarlık sistemi, esasen sınırlı müzakere mekanizmasıdır. Avrupa Sosyal Şartı'nın 6'ncı maddesi çalışanların toplu pazarlık ve grev hakkını temel sosyal haklardan biri olarak kabul etmektedir.⁵ Buna rağmen Türkiye'de kamu çalışanları açısından bu hak büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Üstelik kamu çalışanı sendikalarının kolektif hukuki baskı kapasitesi de zayıftır. İşçi sendikaları toplu iş sözleşmesini doğrudan iş mahkemelerine taşıyabilirken, kamu çalışanı sendikaları birçok konuda üyeleri adına doğrudan bağlayıcı dava süreçleri oluşturamamaktadır. Çoğu durumda her kamu çalışanının bireysel dava açması gerekmekte, verilen kararlar ise idare açısından otomatik emsal uygulama zorunluluğu doğurmamaktadır. Bu nedenle aynı konuda binlerce çalışan tekrar tekrar dava açmak zorunda kalmaktadır. Bu durum sendikaların temsil kapasitesini ciddi biçimde sınırlandırmaktadır. Çünkü sendikanın gerçek gücü yalnız üye sayısından değil, üyeleri adına kolektif baskı oluşturabilmesinden gelir. Türkiye'de ise kamu çalışanı sendikaları nicel olarak büyümüş; fakat hukuki yaptırım kapasitesi bakımından sınırlı kalmıştır. 1990'lardan günümüze: Mobilizasyon gücünden kurumsal entegrasyona 1990'lı yıllarda kamu çalışanı sendikacılığı henüz tam anlamıyla yasal güvenceye sahip olmamasına rağmen yüksek mobilizasyon kapasitesine sahipti. Kamu çalışanları yüz binleri bulan eylemler organize edebiliyor, hükümetler ve bürokrasi üzerinde doğrudan siyasal baskı kurabiliyordu. Özellikle dönemin askerî-bürokratik yapısının kamu çalışanları üzerindeki tasfiye girişimlerine karşı geliştirilen kitlesel tepkiler, sendikal hareketin yalnız ekonomik değil aynı zamanda siyasal meşruiyet üretme kapasitesine sahip olduğunu göstermekteydi. Bu dönemde sendikaların en önemli gücü kurumsal olmalarından çok, toplumsal mobilizasyon kapasitesiydi. Yani sendikalar hukuki mekanizmalar üzerinden değil, doğrudan toplumsal baskı üreterek etkili olabiliyorlardı. Ancak sonraki süreçte kamu çalışanı sendikacılığı giderek bürokratikleşti ve sistem içerisine entegre oldu. Özellikle Kamu Görevlileri Hakem Kurulu mekanizmasının kurulması bu dönüşümün önemli aşamalarından biridir. Görünürde amaç uyuşmazlıkları teknik biçimde çözmekti. Ancak fiilen hükümetlerin doğrudan siyasi sorumluluğunu azaltan bir yapı ortaya çıktı. Çünkü toplu sözleşme görüşmeleri uzlaşmazlıkla sonuçlandığında son karar artık siyasal pazarlığın değil, teknik görünümlü bir kurulun kararı haline geldi. Bu dönüşüm sendikaların bağımsız baskı kapasitesini de zayıflattı. Çünkü sistem artık kontrollü müzakere üretmekteydi. Grev hakkı olmayan, kolektif dava kapasitesi sınırlı olan ve son kararın teknik bir kurul tarafından verildiği yapı içerisinde sendikalar giderek daha fazla bürokratik organizasyonlara dönüştü. Tam da bu nedenle şu soru önem kazanmaktadır: Eğer kamu çalışanları bugünkü biçimde örgütlü olmasaydı, siyasal iktidar üzerinde daha güçlü ve öngörülemez bir toplumsal baskı oluşabilir miydi? Bu soru ilk bakışta paradoksal görünmektedir. Çünkü örgütlenme genellikle güç artışı olarak değerlendirilir. Ancak modern siyaset teorisi açısından örgütler yalnız baskı üretmez; aynı zamanda toplumsal enerjiyi kontrol edilebilir kanallara yönlendirir. Bu nedenle büyük örgütler bazen devlet açısından risk değil, yönetim kolaylığı da sağlayabilir. Türkiye'de özellikle Memur-Sen örneğinde görüldüğü gibi, kültürel ve siyasal aidiyet ilişkileri zamanla sendikal refleks üzerinde belirleyici hale geldi. Aynı muhafazakâr-sosyolojik havzadan beslenen sendikal ve siyasal yapılar arasında güçlü bir yakınlık oluştu. Böylece sendikal refleks birçok durumda çalışan merkezli değil, siyasal aidiyet merkezli işlemeye başladı. Bu durum sendikanın klasik "çıkar örgütü" karakterini dönüştürdü. Çünkü teorik olarak sendikanın temel görevi hükümeti desteklemek değil; üyelerinin çıkarlarını savunmaktır. Ancak siyasal ve kültürel aidiyet ilişkileri güçlendikçe sendikaların önemli kısmı çalışanların bağımsız temsilcileri olmaktan uzaklaşarak hükümetin toplumsal destek mekanizmalarından biri haline geldiği yönünde eleştirilere maruz kaldı. Shape Created with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler Hepsini göster 30 Fotoğraflarla dünyadan haberler 1/30 28 Ocak 2026 - Fransız Alpleri'ndeki lüks kayak merkezi Courchevel'deki 5 yıldızlı Grandes Alpes otelinde dün akşam çıkan yangına itfaiyeciler müdahale ediyor. Ünlü kayak merkezindeki otelden dün gece 90'dan fazla kişi tahliye edildi. Ayrıca yetkililer, yaklaşık 200 konuğu bulunan yakındaki Hotel Le Lana'nın da risk nedeniyle tahliye edildiğini söyledi. Kimsenin yaralanmadığı ve yangının diğer binalara sıçramasının engellendiği bildirildi. Jandarma yangının nedenini araştırıyor. İsviçre'nin Crans-Montana kasabasındaki bir barda yılbaşı gecesi çıkan yangında 40 kişinin hayatını kaybetmesi ve 100'den fazla kişinin yaralanmasının ardından bölgedeki güvenlik önlemleri mercek altında. (Alex Martin / AFP) 2/30 27 Ocak 2026 - Bir protestocu, Seul'deki ABD Büyükelçiliği önünde Trump'ın Güney Kore'ye yönelik gümrük vergilerini artırma planlarını kınayan bir miting sırasında ABD Başkanı Donald Trump'ın maskesini takıyor. ABD Başkanı Donald Trump 26 Ocak'ta yaptığı açıklamada, aralarında otomobil, kereste ve ilaçların da bulunduğu Güney Kore mallarına uygulanan gümrük vergilerini artıracağını belirterek, ülkeyi Washington'la daha önce imzalanan ticaret anlaşmasına uymamakla suçladı. Ticaret anlaşmalarının ABD için çok önemli olduğunu vurgulayan Trump, bu anlaşmaların her birinde üzerinde mutabık kalınan işlem doğrultusunda gümrük vergilerini düşürmek için hızlı bir şekilde harekete geçtiklerini belirtti. Güney Kore Devlet Başkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamada, ABD’nin konuyla ilgili resmi bir bildirimde bulunmadığı belirtilerek, "Şu ana kadar, ABD yönetiminden tarafımıza konuyla ilgili resmi bir bildirim veya detaylarla ilgili bir açıklama yapılmamıştır" dendi. (Jung Yeon-je/AFP) 3/30 26 Ocak 2026 - Ukrayna Silahlı Kuvvetleri 65. Mekanize Tugayı basın servisi tarafından yayımlanan bu fotoğraf, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sırasında Zaporijya bölgesinde açıklanmayan bir yerde insansız bir kara aracına yerleştirilmiş M2 Browning 50 kalibrelik makineli tüfeği test eden askerleri gösteriyor. 4. yılını doldurmak üzere olan savaşta barış görüşmeleri ABD Başkanı Donald Trump'ın baskısıyla hızlanmış gibi görünüyor. Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, Trump'la görüşmelerinde "onurlu barış" vurgusu yapsa da ABD’nin askeri yardımları kesme tehdidi Kiev üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Zelenski, toprak tavizi verilerek sağlanan bir barışın Putin’e zaman kazandıracağını ve bunun bir "barış değil, teslimiyet" olacağını savunuyor. Putin tarafıysa müzakerelere açık olduğunu belirtse de, Ukrayna'nın NATO üyeliğinden tamamen vazgeçmesini ve yaptırımların kaldırılmasını şart koşuyor. (Andriy Andriyenko/Ukrayna Silahlı Kuvvetleri 65. Mekanize Tugayı/AFP) 4/30 25 Ocak 2026 - ABD'nin Missouri eyaletinin Columbia kentindeki bir yerleşim bölgesi, karın altında böyle göründü. Büyük bir kış fırtınası 24 Ocak'ta New Mexico'dan Kuzey Carolina'ya kadar kar ve yağmur yağdırarak ilerledi. Onlarca milyon Amerikalıyı elektrik kesintileri, ulaşım kaosu ve kemik dondurucu soğukla karşı karşıya bıraktı. Kimi yerlerde 30 santimetreye yakın kar beklenirken 10 binden fazla uçuş iptal edildi. New York'ta farklı adreslerde evsiz olduğu düşünülen 3 kişinin cansız bedenine ulaşıldı. ABD Başkanı Trump ise "Küresel ısınmaya ne oldu?" diye paylaşım yaptı. 350 milyon nüfuslu ABD'de 200 milyon kişinin bu soğuk hava dalgasından etkilenmesi bekleniyor. Yetkililer yoğun kar yağışlarına karşı önlem almaya çalışırken 16 eyalet ve başkent Washington D.C acil durum ilan etti. (Austin Johnson/AFP) 5/30 24 Ocak 2026 - Avustralya Açık'ta yarışan İtalyan Lorenzo Musetti, üçüncü tur maçında Çek Tomas Machac'a karşı oynuyor. İtalyan tenisçi rakibini 5-7, 6-4, 6-2, 5-7 ve 6-2'lik setlerle 3-2 yenerek 4. tura yükseldi. Musetti'nin yanı sıra Jannik Sinner ve Luciano Darderi'nin de 4. tur biletini kazanmasıyla turnuva tarihinde ilk kez üç İtalyan erkek tenisçi bu aşamaya ulaşmış oldu. Tek erkeklerde son iki yılın şampiyonu Sinner, pazartesi günü 4. turda Darderi'yle karşı karşıya gelecek. Avustralya'nın Melbourne kentinde düzenlenen ve 18 Ocak'ta başlayan turnuva, 1 Şubat'ta sona erecek. (Edgar Su / Reuters) 6/30 23 Ocak 2026 - Grönland'ın başkenti Nuuk'taki havalimanına inen Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (ortada), Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen'la (solda) kucaklaşıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ele geçirme tehditlerinden geri adım atmasının ardından Frederiksen ve Nielsen görüşmeler yapacak. İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen 2026 Dünya Ekonomik Forumu'nda Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşmeleri sonucu Grönland ve Arktika'yı kapsayan bir anlaşmanın çerçevesinin oluşturulduğunu söylemişti. (Jonathan Nackstrand / AFP) 7/30 21 Ocak 2026 - ABD Başkanı Donald Trump, Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda merakla beklenen konuşmasını yaptı. Özellikle son zamanlarda gündeme oturan Grönland'ı satın alma konusunda söylenecekleri beklenen Trump, konuşmasında Avrupa'nın son 10 yıldır doğru yolda olmadığını öne sürdü. Avrupa'ya "Biz olmasaydık Almanca ve Japonca konuşurdunuz" diye seslenen ABD Başkanı, Grönland'ı sadece kendilerinin koruyabileceklerini söyleyip satın alma görüşmelerinin derhal başlamasını talep etti. (Markus Schreiber/AP) 8/30 20 Ocak 2026 - Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda. Bu yıl "Diyalog Ruhu" temasıyla gerçekleştirilen zirveye, uluslararası sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda akademisyenin yanı sıra küresel iş dünyasının önde gelen temsilcileri de katılıyor. Jeopolitik ve jeoekonomik risklerin arttığı bu dönemde, katılımcılar küresel ekonomi, teknolojik dönüşüm, yapay zeka ve sürdürülebilirlik gibi zorlu konuları tartışacak. ABD Başkanı Trump'ın zirve kapsamındaki konuşmasını 21 Ocak'ta öğleden sonra yapması planlanırken Trump'a Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer'ın eşlik etmesi bekleniyor. (Fabrice Coffrini/AFP) 9/30 19 Ocak 2026 - İspanya'nın güneyindeki Endülüs bölgesinin Kurtuba kenti yakınlarında iki hızlı trenin karıştığı kazada hayatını kaybedenlerin sayısının 39'a yükseldiği bildirildi. İspanya demir yolu ulaşım şirketi Renfe, kaza sebebiyle Endülüs istikametindeki 200'den fazla seferin iptal edildiğini duyurdu. Ulaştırma Bakanı Oscar Puente, Malaga-Madrid seferini yapan hızlı trenin raydan çıktığı kazayla ilgili, "Son derece tuhaf bir kaza" değerlendirmesinde bulundu. Puente, trenin yeni olduğunu, rayların yenilendiğini ve kazanın düz hat üzerinde meydana geldiğini söyledi. Başbakan Pedro Sanchez, kaza nedeniyle bugünkü tüm programlarını iptal etti. Sanchez'in gün içinde kaza bölgesine giderek yetkililerle görüşeceği bildirildi (AFP) 10/30 18 Ocak 2026 - Danimarkalı askerler Grönland'ın Nuuk kentindeki limanda karaya çıkıyor. Danimarka Savunma Bakanlığı, 2026'da Grönland ve çevresinde bir dizi NATO müttefikiyle birlikte tatbikat faaliyetleriyle varlığını arttırmaya devam edeceğini açıkladı. Yapılan açıklamaya göre bu faaliyetler Grönland makamları ve Grönland hükümeti Naalakkersuisut'la işbirliği içinde gerçekleştirilecek. ABD Başkanı Donald Trump'ın, ülkesinin "ulusal güvenlik amacıyla Grönland'a ihtiyacının olduğu" söylemini sürdürmesi, Danimarka Krallığı'na bağlı özerk bölge Grönland'ı gündemde tutmaya devam ediyor. ABD'nin Grönland konusunda Danimarka'ya destek veren 8 Avrupa ülkesi için ek gümrük vergisi uygulama kararı almasının Arktik'teki güvenlik durumunu daha da endişeli hale getirdiği belirtiliyor. (Mads Claus Rasmussen/AFP) 11/30 17 Ocak 2026 - İspanya'nın başkenti Madrid'de düzenlenen "OFF February" etkinliğinde zombi kılığına girmiş bir kişi telefonunu kullanıyor. Fransa, İspanya, Birleşik Krallık ve ABD'de başlatılan OFF Hareketi, zaman ve dikkati geri kazanmak için şubatın 28 günü boyunca sosyal medya uygulamalarını telefondan silmeyi öneriyor. İlk etkinliğini bugün düzenleyen hareket, sosyal medya platformlarıyla daha sağlıkl, bağımlılık içermeyen bir ilişki kurulmasını amaçlıyor. Hareketin kurucusu olan sosyolog Diego Hidalgo "Bu dijital zombiler, toplum olarak hepimizi temsil ediyor" diyor. (Oscar del Pozo / AFP) 12/30 16 Ocak 2026 - Güney Kore'nin başkenti Seul'ün gecekondu mahallesi Guryong'da çıkan yangın sonucu dumanlar yükseliyor. Gangnam semtindeki mahallede erken saatlerde çıkan büyük yangın 8 saat süren çalışmaların ardından söndürüldü. Yangında hayatını kaybeden olmadığı ancak bölgede yaşayan 258 kişinin tahliye edildiği bildirildi. Yetkililer, yangının nedenini ve yol açtığı hasarın boyutunun araştırılacağını duyurdu. Genellikle Seul'ün son büyük gecekondu mahallesi diye tanımlanan Guryong'da birçok kişi yeniden yapılanma nedeniyle bölgeden taşındı ancak Gangnam Şehir Planlama Departmanı'na göre hâlâ yaklaşık 336 hane var. (YONHAP / AFP) 13/30 15 Ocak 2026 - İran'ın başkenti Tahran'ın Sadeghieh Meydanı'nda bir adam, yanına fotoğrafta görünmeyen, üzerinde, "Bu, Tahran'ın yeni otobüslerinden biriydi ve parası halkın vergileriyle ödendi" yazan bir tabela yerleştirilen otobüs enkazında. İran'da başlangıçta ekonomik sıkıntıların yol açtığı protesto hareketi, 1979'da iktidara gelmesinden bu yana dini liderliğe yönelik en büyük meydan okumalardan birine dönüştü. İnternetin büyük ölçüde kesildiği ülkede, sınırlı iletişim kanallarından gelen bilgiler, güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle can kaybının hızla arttığını ortaya koyuyor.ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre, protestolarda en az 2 bin 571 kişi öldü, 18 binden fazla kişi gözaltına alındı. BBC’nin ABD’deki yayın ortağı CBS ise İran içinden ve dışından kaynaklara atıfta bulunarak, protestolarda öldürülenlerin sayısının yaklaşık 12 bin olduğunu ve rakamın 20 bine ulaşabileceğini açıkladı. (Atta Kenare/AFP) 14/30 14 Ocak 2026 - Kurtarma çalışanları Tayland'ın Nakhon Ratchasima eyaletinde inşaat vincinin çökmesi sonucu raydan çıkan trenin vagonunun kaldırılmasını izliyor. Yetkililer, Tayland'da Çin destekli bir hızlı tren projesindeki bir vincin bir yolcu treninin üzerine çökerek raydan çıkmasına neden olduğunu, 32 kişinin öldüğünü ve 64 kişinin de yaralandığını söyledi. (Lillian Suwanrumpha/AFP) 15/30 13 Ocak 2026 - Eğlence severler, Makedonya'nın güneybatısındaki Vevcani köyünde düzenlenen karnaval alayına katıldı. Yaklaşık 1400 yıllık bir geçmişe sahip olan karnaval, her yıl Jülyen takvimine göre Yeni Yıl'ın başlangıcı olan ve Makedon Ortodoks Kilisesi tarafından da kutlanan Aziz Basil Bayramı arifesinde düzenleniyor. Karnaval kapsamında kullanılan maskeler, 2025 yılında Kuzey Makedonya’da ve dünyada yaşanan politik, sosyal ve kültürel gelişmeleri hiciv yoluyla yansıtıyor. Büyük bir gizlilik içinde hazırlanan bu maskeler, yalnızca bir kez kullanılıyor ve sonraki yıllara aktarılmıyor. Karnavalın son gününde maskelerin yakılmasıysa kötülüklerin geride bırakılması ve toplumsal arınmanın simgesi olarak yorumlanıyor. Bu ritüel, Vevcani Karnavalı’nı yaşayan kültürel miras örneklerinden biri haline getiriyor. (Robert Atanasovski/AFP) 16/30 12 Ocak 2026 - Halk arasında Bobi Wine diye bilinen Uganda muhalefet lideri ve Ulusal Birlik Platformu (NUP) başkan adayı Robert Kyagulanyi Ssentamu'nun bir destekçisi, Kampala'da partinin 2026 genel seçimi öncesindeki son mitingi sırasında yüzünü ABD bayrağıyla kapatırken sıkılı yumruğunu kaldırıyor. Liderliğini yaptığı bir gerilla hareketinin Tanzanya'dan da destek alarak başarılı olmasıyla 1986'dan beri Uganda'yı yöneten 81 yaşındaki Yoweri Museveni, cumhurbaşkanlığına bir dönem daha devam etmek istiyor. Perşembe düzenlenecek seçimlerde Museveni'nin bir kez daha kazanması bekleniyor. Uzun iktidarı boyunca göreceli bir istikrar, ekonomik büyüme, eğitimde gelişme ve HIV oranlarında düşüş görülse de muhalefet onu demokrasi karşıtlığıyla suçluyor. (Luis Tato/AFP) 17/30 11 Ocak 2026 - Fransa'nın başkenti Paris'te, İran İslam Cumhuriyeti'ni kınayan kitlesel gösterileri desteklemek amacıyla eylem düzenlendi. İran'da İslam cumhuriyetine karşı üç yıldan uzun süredir düzenlenen en büyük eylemde en az 192 protestocu öldürülürken, yetkililerin gösterileri bastırmak için "katliam" yaptığına dair uyarılar da artıyor. Başlangıçta hayat pahalılığına duyulan öfkeyle başlayan protestolar, 1979 devriminden bu yana İran'da yürürlükte olan teokratik sisteme karşı bir harekete dönüştü ve iki haftadır sürüyor. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, göstericilerin itirazlarını görmezden gelmediklerini, sorunları çözmek için çaba gösterdiklerini söyledi. Tahran yönetimi aynı zamanda ülke genelinde internet ve telekomünikasyon kesintisi uyguluyor. (Kiran Ridley/AFP) 18/30 10 Ocak 2026 - Suriye hükümeti güvenlik güçleri, Halep'in Şeyh Maksud mahallesindeki bir sokakta nöbet tutuyor. Bölgedeki çatışmalar günlerdir devam ederken Suriye ordusu, mahallede YPG/SDG’ye yönelik yürüttüğü operasyonun tamamlandığını bugün açıkladı. Açıklamada sivil halka evlerinde kalma çağrısı yapılarak "Çünkü SDG ve PKK terör örgütü unsurları (halkın) arasında saklanmaktadır" dendi. Bugün ayrıca SDG tarafından fırlatıldığı düşünülen drone, vali binasını vurdu. Saldırıda hayatını kaybeden veya yaralanan olup olmadığına dair henüz bir açıklama yapılmadı. (Bakr ALkasem / AFP) 19/30 9 Ocak 2026 - İsrail ordusunun yerinden edilmiş ailelerin yaşadığı çadır kampını bombalamasının ardından Gazze'deki El Şati Mülteci Kampı'ndaki iki Filistinli giysi topluyor. Ekimde Hamas'la ateşkes yapmasına rağmen İsrail, Filistin'e yönelik saldırılarını sürdürüyor. Gazze'deki sivil savunma teşkilatı dünkü hava saldırılarında 5'i çocuk en az 13 kişinin öldürüldüğünü duyurdu. İsrail ise bugünkü açıklamasında "başarısız bir füze" fırlatmasına karşılık olarak "Gazze Şeridi'nin güney ve kuzeyindeki Hamas teröristlerini ve terör altyapısını tam isabetle vurduğunu" savundu. Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail'in düzenlenlediği saldırılarda 439 kişinin öldüğü, 1223 kişinin yaralandığı aktarılıyor. (Omar Al-Qattaa/ AFP) 20/30 8 Ocak 2026 - Fransa’da çiftçiler, Avrupa Birliği’nin Güney Amerika ülkeleriyle imzalamayı planladığı kapsamlı serbest ticaret anlaşmasını protesto etmek için sabaha karşı Paris’e giden yolları ve kentin simge noktalarını trafiğe kapattı. Eylemler, Mercosur anlaşmasının yanı sıra hükümetin tarım politikalarına yönelik tepkileri de içeriyor. Farklı çiftçi sendikalarının çağrısıyla düzenlenen protestolarda, planlanan anlaşmanın Mercosur ülkelerinden AB pazarına ucuz gıda girişini artıracağı ve Avrupalı üreticileri zor durumda bırakacağı savunuldu. Çiftçiler ayrıca hükümetin sığır hastalığıyla mücadelede izlediği politikaya da tepki gösterdi. Koordinasyon Rurale sendikasının üst düzey yöneticilerinden Stephane Pelletier, yaptığı açıklamada, "Öfkeyle umutsuzluk arasındayız. Terk edilmişlik hissi yaşıyoruz; Mercosur bunun en somut örneği" dedi. Çiftçiler, polis kontrol noktalarını aşarak kente girdi. Polis, çatışmadan kaçınarak göstericileri çevreledi. (Gonzalo Fuentes/Reuters) 21/30 7 Ocak 2026 - Arjantin'in Patagonya bölgesindeki şiddetli orman yangınları kontrol altına alınamadı. 700'den fazla yerli ve turist bölgeden tahliye edildi. Arjantin'in Patagonya bölgesinde pazartesi gününden bu yana etkisini artıran yangınlar, özellikle Chubut eyaletine bağlı El Hoyo kasabası ile Puerto Patriada çevresini etkiledi. Alevler çok sayıda evi ve işletmeyi küle çevirdi. Yangının yüksek sıcaklık, şiddetli rüzgar ve uzun süredir devam eden kuraklık nedeniyle hızla yayıldığı bildirildi. El Hoyo Belediye Başkanı César Salamín, yangının gece boyunca da etkisini sürdürdüğünü belirterek "Bize hiç nefes aldırmadı. Gece boyu sıcaklık düşmedi, rüzgar dinmedi. Ancak sabaha karşı biraz duruldu. Aynı anda pek çok cephede mücadele verdik. Elimizdeki kaynaklar yetersiz kaldı" dedi. (Maxi Jonas/Reuters) 22/30 6 Ocak 2026 - Endonezya Ulusal Arama ve Kurtarma Ajansı (BASARNAS) tarafından yayımlanan bu fotoğrafta, Endonezya'nın Kuzey Sulawesi eyaletinin Sitaro bölgesini vuran ani sellerin ardından kurtarma ekipleri ve köylüler mağdurları ararken görülüyor. Ani sellerde en az 14 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Yetkililer, kayıp kişilerin aranmasına devam edildiğini açıkladı. Yerel kurtarma ajansının sözcüsü Nuriadin Gumeleng, pazartesi sabahı erken saatlerde yağan şiddetli yağmurun, Siau Tagulandang Biaro bölgesinde bulunan Siau adasında ani sellere neden olduğunu söyledi. Ülke afet hafifletme ajansı sözcüsü Abdul Muhari yaptığı açıklamada, ani sellerin ardından en az 444 kişinin yerel okullara ve kiliselere tahliye edildiğini belirtti. (BASARNAS/AP) 23/30 5 Ocak 2025 - Toyosu balık pazarındaki Yeni Yıl müzayedesinin ardından, Tokyo'daki "Sushizanmai" suşi restoranında bir çalışan, 243 kilogramlık bir mavi yüzgeçli ton balığının başını kaldırıyor. Japon bir suşi girişimcisi, Tokyo'nun ana balık pazarında düzenlenen yıllık prestijli yeni yıl müzayedesinde, dev bir mavi yüzgeçli ton balığı için 3,2 milyon dolar ödeyerek, önceki tüm zamanların en yüksek fiyat rekorunu kırdı. Suşi ve sashimiye olan yoğun talep nedeniyle Pasifik mavi yüzgeçli ton balığı geçmişte iklim değişikliği ve aşırı avlanma yüzünden tehdit altındaki türler arasında yer almıştı. Ancak son yıllarda uygulanan koruma önlemleri sayesinde stokların toparlanma sürecine girdiği belirtiliyor. (Yuichi Yamazaki/AFP) 24/30 4 Ocak 2026 - ABD'li kayakçı Nina O'Brien, FIS Alp Disiplini Dünya Kupası'nın Slovenya'da düzenlenen ayağında Kadınlar Slalom kategorisinde yarışırken. Geçen yıl ekimde 60. kez başlayan dünya kupası, bu yıl martta sona erecek. Alp Disiplini dahil FIS bünyesinde düzenlenen diğer kış sporları Eurosport kanallarından izlenebiliyor. (Jure Makovec/AFP) 25/30 3 Ocak 2026 - Venezuela'nın başkenti Karakas'ta patlama sesleri ve uçakların gürültüsünü duyan halk sokakta koşuyor. ABD Başkanı Donald Trump aylardır süren tehditlerin ardından bugün erken saatlerde Venezuela'nın çeşitli yerlerine saldırı başlattı. Yerel saatle gece 2 sularında başlayan saldırıların ardından ülkede OHAL ilan edildi. Sonraki saatlerde Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşininin yakalanarak ülkeden çıkarıldığını duyurdu. Trump, Güney Amerika ülkesini uyuşturucu nedeniyle hedef aldığını savunurken, Maduro asıl hedefin petrol rezervleri olduğunu söylüyor. (Matias Delacroix/AP) 26/30 2 Ocak 2026 - Angelina Jolie, Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'nda Kızılay çalışanlarıyla konuşuyor. Amerikalı oyuncu ve eski BM Özel Elçisi Jolie, Mısır'a nakledilen yaralı Filistinlilerin durumunu görmek ve harap olmuş bölgeye yapılan yardım teslimatlarını incelemek üzere bu ziyareti gerçekleştirdi. Ünlü oyuncu, sınır hattındaki temaslarının yanı sıra El-Ariş Genel Hastanesi'ne giderek tıbbi hizmetleri inceledi. Ziyaret sırasında sağlık personelinin hasta kabul süreçleri ve tedavi çalışmaları hakkında da bilgi aldı. Jolie, "çalışanlara ve gönüllülere gösterdikleri çaba ve emekleri için teşekkür ederek" bölgeden ayrıldı. (Mohamed Arafat/AP) 27/30 1 Ocak 2026 - İsviçre'nin Crans-Montana kayak merkezindeki patlamanın ardından kurtarma ekipleri çalışıyor. Ülkenin kuzeyindeki kayak merkezinde Le Constellation adlı barda yeni yılın ilk saatlerinde çıkan yangında onlarca kişinin hayatını kaybettiği, yaklaşık 100 kişininse yaralandığı bildirildi. Reuters'a göre İtalya Dışişleri Bakanlığı, İsviçre polisinden alınan bilgilere göre yaklaşık 40 kişinin öldüğünü söylese de İsviçreli yetkililer net bir rakam vermedi. Başlangıçta patlama olarak bildirilen yangının nedeni belirsizliğini koruyor ancak yetkililer, bunun bir saldırıdan ziyade kaza gibi göründüğünü belirtiyor. BFM TV'ye konuşan iki tanık yangının, üzerinde maytap olan şampanya şişelerinin ahşap tavana çok yakın taşınması sonucu başladığını söyledi. (Maxime Schmid / AFP) 28/30 31 Aralık 2025 - Sidney'de yılbaşı kutlamalarında Sidney Liman Köprüsü ve Sydney Opera Binası üzerinde gece yarısı gökyüzünü havai fişekler aydınlattı. Avustralya TSİ 16.00 itibarıyla yeni yıla merhaba dedi. Dünyada yılbaşı ilk olarak Samoa ile Kiribati'ye bağlı Kiritimati Adası'nda kutlandı. Avustralya'nın ardından sırasıyla Japonya, Tayvan, Çin ve Rusya yeni yıla girecek ülkeler arasında yer alıyor. (Saeed Khan/AFP) 29/30 30 Aralık 2025 - Peru'nun Cusco bölgesindeki Pampacahua'da, 30 Aralık 2025 tarihinde, Machu Picchu ile Ollantaytambo'yu birbirine bağlayan güzergahta iki tren kafa kafaya çarpıştı. Yetkililer, Peru'nun güneydoğusundaki Machu Picchu'ya giden güzergahta iki turist treni arasında meydana gelen çarpışmada en az bir kişinin öldüğünü ve 40 kişinin yaralandığını bildirdi. Yaralılardan yaklaşık 20’sinin durumunun ciddi olduğunu belirtti. Yaralananlar arasında yabancı turistlerin de bulunduğu aktarıldı. Peru polisi, ağırlıklı olarak turistleri taşıyan trenler arasındaki çarpışmaya ilişkin soruşturma başlattı. (Carolina Paucar/AFP) 30/30 29 Aralık 2025 - Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında yerinden edilmiş bir Filistinli kız çocuk. İsrail ordusu, Bureyc'in doğu bölgelerine hava saldırısı gerçekleştirdi. Refah kentinin doğu bölgeleri topçu atışlarıyla vurulurken, Gazze kentinin doğusu da hedef alındı. Gazze Şeridi'nde 10 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasını hemen her gün ihlal eden İsrail ordusu, Filistinlilere yönelik saldırılarına devam ediyor. Gazze'deki hükümetin verilerine göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana düzenlenen saldırılarda, 418 sivil yaşamını yitirdi 1141 kişi yaralandı. Gazze Sivil Savunma Müdürlüğü Sözcüsü Mahmud Basal, yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları sonucu evlerini kaybeden Filistinlilerin zorlu kış şartlarına dikkati çekti. Bölgedeki dondurucu hava dalgası nedeniyle Gazze Şeridi'nde bu ay 25 Filistinlinin hayatını kaybettiğini aktaran Basal, bunlar arasında 6 çocuğun olduğunu belirtti. (Eyad Bala/AFP) Ücret felsefesinin çöküşü Türkiye'de kamu çalışanı sendikacılığının en önemli krizlerinden biri ücret politikasının ilkesel zeminden kopmuş olmasıdır. Bugün gerek işçi sendikaları gerek kamu çalışanı sendikaları büyük ölçüde teknik maaş pazarlıkları yürütmektedir. TÜFE, enflasyon farkı veya bütçe dengeleri üzerinden belirli oranlarda artış talep edilmekte; ancak "Bir insan nasıl yaşamalıdır?" sorusu üzerinden ilkesel ücret teorileri geliştirilememektedir. Oysa ücret yalnız ekonomik bir veri değildir. Aynı zamanda insanın toplumsal yaşama katılım kapasitesini belirleyen sosyal bir göstergedir. Universal Declaration of Human Rights'ın 23'üncü maddesi herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna uygun yaşam sağlayacak adil ve elverişli ücret hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.⁶ Aynı şekilde Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi'nin 7'nci maddesi de çalışanların insan onuruna yaraşır yaşam koşullarına sahip olması gerektiğini vurgulamaktadır.⁷ Buna rağmen Türkiye'de sendikal hareket ücret meselesini çoğunlukla teknik bütçe pazarlığına indirgemektedir. Oysa sendikaların önce "olması gerekeni" tarif etmesi gerekir. Bir öğretmenin, hemşirenin, akademisyenin veya emeklinin nasıl bir yaşam standardına sahip olması gerektiği konusunda ilkesel modeller geliştirilmelidir. Ancak bundan sonra mevcut ekonomik koşullar içerisinde bunun ne kadarının gerçekleştirilebileceği tartışılabilir. Bugün Türkiye'de geniş çalışan kesimlerin temel sorunu yalnız geçim sıkıntısı değil, "hayat kuramama krizi" dir. Tek maaşla konut sahibi olmak bir yana, kiralık yaşamı sürdürebilmek bile giderek zorlaşmaktadır. Çalışan memurlar çocuklarıyla temel sosyal faaliyetleri planlamakta zorlanmakta, emekliler kamusal tüketim alanlarından çekilmektedir. Bu durum ücret meselesinin yalnız ekonomik değil; aynı zamanda toplumsal dışlanma ve sosyal çözülme meselesi haline geldiğini göstermektedir. Üstelik ücret tartışmaları çoğu zaman farklı emek kesimlerini birbirine karşı konumlandıracak biçimde yürütülmektedir. Kamu çalışanlarının talepleri gündeme geldiğinde asgari ücretliler, emeklilerin talepleri gündeme geldiğinde ise memurlar karşılarına çıkarılmaktadır. Böylece çalışan kesimler arasında yatay gerilim üretilirken, gelir dağılımındaki dikey transfer mekanizmaları görünmez hale gelmektedir. Oysa son yıllarda ücretlilerin milli gelir içerisindeki payı azalırken sermaye gelirlerinin payı genişlemektedir. Bu durum Türkiye'de bölüşüm ilişkisinin çalışanlar aleyhine yeniden yapılandığını göstermektedir. Buna rağmen sendikal hareketin önemli kısmı bölüşüm teorisi geliştirmemekte, emeğin toplumsal değerine ilişkin güçlü bir söylem kuramamaktadır. Sonuç Türkiye'de kamu çalışanı sendikacılığı son yirmi yılda nicel olarak büyümüş; ancak aynı ölçüde niteliksel dönüşüm yaşamıştır. Grev hakkının bulunmaması, toplu sözleşme sisteminin sınırlı yapısı, kolektif hukuki baskının zayıflığı ve hakem kurulu mekanizması sendikal pazarlığın etkisini önemli ölçüde azaltmıştır. Bunun yanında sendikal hareketin ücret felsefesi geliştirememesi, emeğin toplumsal değerine ilişkin bütüncül yaklaşım üretememesi ve çalışanların yaşam standardını ilkesel biçimde tartışamaması ciddi temsil krizine yol açmıştır. Sendikalar büyük ölçüde mevcut ekonomik sınırlar içerisinde hareket eden bürokratik organizasyonlara dönüşmüş, çalışanların uzun vadeli sosyal ve ekonomik geleceğini yeniden tanımlayan yapılar olmaktan uzaklaşmıştır. Dolayısıyla bugün Türkiye'de kamu çalışanı sendikacılığı üzerine yürütülmesi gereken temel tartışma yalnız maaş artışı tartışması değildir. Asıl mesele, sendikaların gerçekten bağımsız toplumsal temsil üretip üretemediği, emeğin toplum içerisindeki değerine ilişkin yeni bir çerçeve geliştirip geliştiremeyeceği ve çalışanların kolektif iradesini yeniden inşa edip edemeyeceğidir. Çünkü ücret meselesi yalnız ekonomi değil; aynı zamanda insan onuru, toplumsal aidiyet ve kamusal adalet meselesidir. Dipnotlar: 1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 51. 2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 53. 3. International Labour Organization, Convention No. 87 (1948) ve Convention No. 98 (1949). 4. 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu. 5. Council of Europe, European Social Charter, md. 6. 6. Universal Declaration of Human Rights, md. 23. 7. International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights, md. 7. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. kamu çalışanları sendika Hasan Köse Hasan Köse Independent Türkçe için yazdı Hasan Köse Pazartesi, Mayıs 25, 2026 - 08:45 Main image: Fotoğraf: AA (Arşiv) TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin pedagojik uygulanabilirliği üzerine eleştirel bir değerlendirme: Lise eğitimi, müfredat yoğunluğu ve akademik ayrışma sorunu Şeffaflık, ifade hürriyeti ve paralel yapı problemi: İslam düşüncesi ile açık toplum teorisi arasında kamusal meşruiyetin ontolojisi Önleyici rehberlik (9): Türkiye eğitim sisteminin tarihsel gelişimi içinde önleyici okul modelinin konumu Type: news SEO Title: Türkiye'de kamu çalışanı sendikacılığı: Temsil, entegrasyon ve ücret felsefesi krizi copyright Independentturkish:
Go to News Site