Collector
Giriş Yap
Tülay Hatimoğulları: Çerçeve yasa mutlaka sonuç üretmelidir | Collector
Tülay Hatimoğulları: Çerçeve yasa mutlaka sonuç üretmelidir

Tülay Hatimoğulları: Çerçeve yasa mutlaka sonuç üretmelidir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılar, kadın hakları, yargı düzenlemeleri ve barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, özellikle Kürt sorununun çözümüne yönelik tartışmalarda çerçeve yasanın önemine dikkat çekerek, sürecin hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini söyledi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Suriye’de Alevilere yönelik saldırılardan kadınların nafaka hakkına, yargı paketlerinden barış ve demokratik toplum sürecine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, Meclis’in önceliğinin demokratikleşme ve barışın hukukunu inşa edecek düzenlemeler olması gerektiğini vurguladı. "Elinizi Alevilerden çekin!" Hatimoğulları, konuşmasının önemli bölümünü Suriye’de yaşanan gelişmelere ayırdı. Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı uluslararası ölçekte yürütülen çalışmalara destek verdiklerini belirten Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı: Suriye'deki Alevi katliamlarına karşı dünyanın farklı coğrafyalarından bireyler ve kurumlar olarak çalışmalar yürütülüyor. Suriye'de devam eden şiddet, baskı ve yıkım karşısında sessiz kalmayı reddeden Aleviler, demokrasi güçleri ve sosyalistler bir imza kampanyası başlattı. Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya'dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan “Alevilere yönelik soykırımı durdurun” şiarıyla topladıkları imzaları yarın TBMM'de yapacakları basın açıklamasının ardından Meclis Başkanlığına iletecekler. Eş zamanlı olarak İngiltere Parlamentosu önünde de benzer bir açıklama yapılacak. İmzalar, Birleşmiş Milletlerin ilgili birimine ulaştırılacak. DEM Parti olarak bu önemli çalışmaların yanındayız ve destekliyoruz. Bizler, Suriye'de Alevilere ve Alevi kadınlara dönük yapılan saldırılara, soykırıma her zaman karşı çıktık. Suriye’de farklı inanç ve etnik gruplara yönelik hak ihlallerinin sürdüğünü savunan Hatimoğulları, özellikle kadınlar ve çocukların hedef alındığını belirterek uluslararası kamuoyuna çağrıda bulundu. Hatimoğulları şöyle devam etti: 2025 yılı boyunca Suriye'de çok sayıda Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt kadın ile kız çocuğu ciddi insan hakları ihlallerine maruz kaldı. Kaçırılanlar oldu. Sistematik işkenceler, cinsel şiddet, din ve mezhep değiştirmeye zorlama ve daha birçok şiddet biçimi yaşanıyor. Bunları tanıklıklarımızdan, bize ulaşan yardım taleplerinden ve uluslararası kurumlarca defalarca belgelenenlerden biliyoruz. Şam yönetimi bu suçların faili, kışkırtıcısı ve zemin hazırlayıcısı pozisyonundadır. Uluslararası insan hakları kurumları ve kadın kurumları bunun farkında olmalı, bunu gündemine almalıdır. Bu suçlar etkili ve tarafsız biçimde soruşturulmalıdır. Suriye'de sivillere yönelik etnik ve dinsel saldırılara, kadınlara ve kız çocuklarına karşı işlenen suçlara karşı uluslararası kamuoyunu göreve çağırıyoruz. Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan bu insanlık dışı işkencelere karşı sessiz kalmayın. Elinizi Alevilerden çekin! AKP iktidarına sesleniyoruz: Şam yönetiminin Alevi katliamına son vermesi için resmî temaslarınızı iletin. “Nafaka hakkı kadınların yaşam güvencesidir” Anayasa Mahkemesi’nin nafakaya ilişkin kararını da eleştiren Hatimoğulları, kadınların ekonomik güvencelerinin hedef alındığını savundu. Nafaka hakkının kadınlar açısından yaşamsal önemde olduğunu belirten Hatimoğulları, şu değerlendirmelerde bulundu: Anayasa Mahkemesi'nin görevi hak ve özgürlükleri korumaktır. Ancak nafakaya ilişkin son kararla kadınların yaşamsal önemde olan en temel ekonomik güvencelerinden biri hedef alınmış; hakları koruması gereken kurum, kadınların dişiyle tırnağıyla kazandığı nafaka hakkına göz dikmiş durumdadır. Bu karar boşlukta verilmedi. Yıllardır nafakayı hedef alan kampanyaların, çeşitli erkek gruplarının manipülasyonlarının ve iktidar çevrelerinden yükselen açıklamaların oluşturduğu siyasal atmosfer içinde alındı. Topluma aynı yalan tekrarlandı: Sanki milyonlarca kadın ömür boyu yüksek nafaka alıyormuş gibi sahte bir tablo çizildi. Oysa gerçek bambaşkadır. Nafaka alan kadınların büyük çoğunluğu çok düşük miktarlarda nafaka alıyor ya da mahkemenin hükmettiği nafakaya dahi erişemiyor. Tartışmaya açtıkları “yoksulluk nafakası”, erkeği mağdur eden değil, kadınların yaşadığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizmadır. Bu hakkı bir “haksız kazanç” gibi göstermek kadın düşmanlığıdır. Kadınların ekonomik bağımsızlığı ile nafaka hakkı arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu ifade eden Hatimoğulları, bu hakkın sınırlandırılmasına karşı olduklarını söyledi. Bu yalnızca ekonomik bir hak değildir. Türkiye'de kadın yoksulluğu derinleşirken, kadınların istihdama katılımı sınırlıyken ve her gün kadınlar erkekler tarafından katledilirken nafaka, birçok kadın için hayatta kalma güvencesidir. Şiddet ortamından çıkmanın, çocuklarıyla yeni bir yaşam kurmanın, yoksulluğa ve bağımlılığa mahkûm olmamanın dayanaklarından biridir. Bu nedenle nafakaya dönük her saldırı, kadınların ekonomik bağımsızlığına ve yaşam hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Nafakayı sınırlandırmak adalet değildir. Nafaka hakkı kadınların yaşam güvencesidir. Kadınların şiddet dolu evliliklere, boşanma sonrasında yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm edilmesini kabul etmiyoruz. “Türkiye’nin ihtiyacı barışın hukukunu kuracak çerçeve yasadır” Konuşmasında 12. Yargı Paketi’ni de değerlendiren Hatimoğulları, düzenlemenin hak ve özgürlük alanlarını genişletmek yerine yeni tartışmalara yol açtığını ileri sürdü. Aynı yaklaşımları ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen yargı paketlerinde de görüyoruz. Şimdi 12. Yargı Paketi gündemde. Çocuk haklarını esas alan koruyucu ve onarıcı politikalar yerine daha ağır cezalar öne çıkarılıyor. LGBTİ+'ların varlığını ve haklarını hedef alan düzenlemeler toplumsal eşitsizliği büyütüyor. Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda demokrasi ve hukuk krizi yaşadığını söyleyen Hatimoğulları, CHP’ye yönelik mutlak butlan tartışmalarını da değerlendirdi. Türkiye sadece ekonomik kriz yaşamıyor. Demokrasi ve hukuk krizi de bir o kadar derindir. Bakın, bu kürsüden çokça ifade ettik. Bugün yeniden ifade etmek isterim. Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesi kimi zaman darbelerle, kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman da yargı kararlarıyla baskılandı. Bugün CHP'ye mutlak butlan atanması, demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar, şimdi bir zümrenin vesayet rejimine dönüştü. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak butlan tartışması; bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel siyasi çekişmenin çok ötesindedir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kritik bir aşamada bulunduğunu belirten Hatimoğulları, sürecin ilerleyebilmesi için hukuki çerçevenin oluşturulmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Barış ve Demokratik Toplum süreci şu an oldukça önemli bir eşiktedir. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan, yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa, bu sürecin teknik başlığı değil; barışı hukuka, umudu güvenceye, tarihi ortak geleceğe bağlayacak en hayati eşiktir. Her bekleme, her belirsizlik hem toplumda hem de müzakerenin taraflarında soru işaretlerini büyütüyor, güven duygusunu zayıflatıyor. Yol alınmalı, mesafe kaydedilmelidir. Bu süreç hiçbir dar hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığmaz. Çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir ve toplumsaldır. Hatimoğulları, Meclis’in önceliğinin demokratikleşme ve barış sürecini güçlendirecek düzenlemeler olması gerektiğini savunarak şu ifadeleri kullandı: Bu nedenle çerçeve yasa, iktidarıyla muhalefetiyle sahiplenilecek; toplumun bütün kesimlerini kapsayacak, paydaşları daraltan değil genişleten bir içerikte olmalıdır. Barış ancak toplumla kurulur; demokratik toplum ancak ortak sorumlulukla inşa edilir. Fakat Meclis gündemine, 12. Yargı Paketi gibi özgürlük alanlarını genişletmek yerine daraltan, yeni tartışmalar yaratan düzenlemelerin getirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Türkiye’nin asıl ihtiyacı, hakları daraltan paketler değil; barışın hukukunu kuracak çerçeve yasadır, demokratikleşme yasalarıdır." İmralı heyetinin son dönemde çeşitli temaslarda bulunduğunu aktaran Hatimoğulları, süreç kapsamında çerçeve yasa önerisinin de gündeme geldiğini söyledi. Son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan, mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur. Sayın Öcalan, sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz hafta temaslarda bulundu ve AKP’yle de bir görüşme gerçekleştirdi. Burada çerçeve yasa da görüşüldü. Heyetimiz görüşmede, özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı ivme konusunda net bir çerçeve çizdi. Meclis kapanmadan yasanın çıkması hususunda görüşlerimiz yeniden ifade edildi. Çerçeve yasanın kapsamlı ve sonuç odaklı olması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, sürecin üç aşamalı bir yaklaşımla ilerleyebileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: Çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması önemlidir. Çatışmalı dönemden demokratik, sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmelidir. Kürt sorununu “terör ve güvenlik” dairesinden çıkarıp barış ve eşit kardeşlik hukuku zeminine taşımalıdır. Çatışma süreçlerinin kök nedenlerini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmelidir. Bu yasa mutlaka somut hukuki sonuçlar üretmelidir. Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri, 86 milyona nefes aldıracak ve barış çabalarını büyütecek ilk adımdır. İkinci adımda, çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atabiliriz. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar, süreci öngörülebilir hale getirir. Kurumsallaşmış süreç de barışın sigortası olacaktır. Üçüncü adımda, barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun tanımlanması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Üç adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesidir. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir, parlamento ve iktidarın sorumluluğundadır. Bir grup aydın, yazar ve siyasetçinin çağrısıyla bu hafta sonu Cumhuriyetin demokratik dönüşümü tartışılacak. 13-14 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşecek “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nı, Türkiye’nin demokrasi, barış ve ortak yaşam arayışına katkı sunabilecek önemli bir toplumsal girişim olarak görüyoruz. Otoriter değil, demokratik cumhuriyet ufkunun inşa edilmesinin elzem olduğu bu süreçte böylesi çalışmalar çok önemlidir. Aydınların, yazarların ve sanatçıların öncülük etmesi son derece değerlidir. Bu bakımdan konferansın ortaya çıkaracağı tartışmaların ve önerilerin, Türkiye’de barışın toplumsallaşmasına, demokratik dönüşüm arayışlarının güçlenmesine ve demokratik çözüm ufkunun genişlemesine katkı sunacağına inanıyoruz. Bu değerli girişimde emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Barışa ve ortak geleceğe inanan tüm kesimlerin bu tartışmalara katkı sunup sahiplenmesini umut ediyoruz. Zor bir zamandan geçtiğimizin farkındayız. Barışın ve demokratikleşmenin yolunun zorlu olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama biz bu yolu yürümeye kararlıyız. Yolu meşakkatli olsa da demokratik cumhuriyeti mutlaka inşa edeceğiz. Yolunuz açık, Hızır yoldaşınız olsun. Independent Türkçe TÜLAY HATİMOĞULLARI DEM PARTİ "Çerçeve yasa, bu sürecin teknik başlığı değil; barışı hukuka, umudu güvenceye, tarihi ortak geleceğe bağlayacak en hayati eşiktir" Salı, Haziran 9, 2026 - 13:15 Main image: Ekran alıntısı: Youtube Siyaset Type: news SEO Title: Tülay Hatimoğulları: Çerçeve yasa mutlaka sonuç üretmelidir copyright Independentturkish:

Go to News Site