Independent Turkish
Lale durağında belediye otobüsünü bekliyorum. 70 yaşlarında bir adam benimle konuşmaya çalışıyor. Üzerinden yayılan alkol kokusu ve peltekleşen dili, ayakta durmakta bile zorlandığını gösteriyor. Ne söylediğini anlamaya çalışırken otobüs geliyor. Adam otobüse doğru yöneliyor, ancak şoför onu fark eder etmez kapıları kapatıyor. Adamın arkamızda kalan "Heey!" sesleri eşliğinde yolumuza devam ediyoruz. Otobüs şoförü kararını vermişti. Yolcusunu seçme hakkını kullanmıştı. Kendisi ve diğer yolcular için risk gördüğü kişiyi araca almamıştı. Aynı gün bir AVM'de, mağazadan tişört çalmaya çalışan bir genç güvenlik görevlileri tarafından yakalanmıştı. Polis beklenirken mağaza müdürü durumu anlatıyordu: Dilenci kılıklıları zaten mağazaya almıyoruz. AVM de içeri sokmuyor. Ama şimdi bir de ne olduğu belli olmayan tipler çıktı... Güvenlik görevlisinin de mağaza müdürünün de ortak bir yetkisi vardı: Risk gördükleri kişiyi içeri almamak. İşte tam da bu yüzden, Mecidiyeköy’de darp edilen taksi şoförü haberini okurken bu iki olay aklıma geldi. Ödeme yapmayı reddeden yolcusuyla tartışan taksici E.Ç. yoğun bakıma kaldırılmıştı. Daha acısı ise 19 Mart’ta İzmir’de yaşandı. Taksi şoförü D.Ö., ücret ödemeyi reddeden bir yolcu tarafından başından vurularak öldürüldü. Bu haberleri okurken insanın aklına kaçınılmaz olarak şu soru geliyor: Bir otobüs şoförü, mağaza müdürü ya da güvenlik görevlisi risk gördüğü kişiyi reddedebiliyorken, taksi şoförü neden reddedemiyor? Taksicilere göre cevap basit: Çoğu zaman sorunlu müşteriyi daha araca binmeden anlıyoruz. Ama reddetme hakkımız yok. Karşınızdaki kişi hırsız da olsa, saldırgan da olsa, hatta ileride katiliniz olacak kişi bile olsa almak zorundasınız. Bu nedenle taksi şoförlüğü, yalnızca trafikle mücadele edilen bir meslek değil; aynı zamanda her gün belirsizlikle ve riskle yüzleşilen bir çalışma biçimi. Üstelik sorun sadece fiziksel güvenlikle sınırlı değil. Ücret ödemeyen, hakaret eden ya da tehdit savuran yolcular karşısında şoförler çoğu zaman tamamen korumasız kalıyor. Araç içi kameralar çoğu olayda incelenmiyor. Şoförün kaybettiği zamanın, uğradığı zararın ya da yaşadığı mağduriyetin hesabını soran da olmuyor. İTEO'nun şoförlerin can güvenliği için yaptırdığı güvenlik kabini Modern bir kölelik düzeni mi? Yöneticisinden öğretmenine, mühendisinden emeklisine kadar toplumun her kesiminden insanın çalıştığı taksicilik sektörü, birçok şoföre göre bir ulaşım hizmetinden çok bir bağımlılık ilişkisine dönüşmüş durumda. Bunun çarpıcı örneklerinden biri M.B.'nin yaşadığı olay. İBB iştiraki Ulaşım A.Ş.'nin sınavını kazanarak şoför kartı almaya hak kazanıyor. Kendisine SMS ile, 34 TKJ 81 plakalı araca kaydının yapıldığı bildiriliyor. Ancak mesleğe başladıktan sadece birkaç gün sonra, 20 Şubat 2026 tarihinde 11.600 lira ceza ile karşılaşıyor. Sebep, aracın çalışma ruhsatının süresinin dolmuş olması. Burada dikkat çekici olan nokta şu: Çalışma ruhsatını yenilemek şoförün değil, araç sahibinin sorumluluğunda. Ancak ceza, ruhsatı yenilemeyen araç sahibine değil, direksiyon başındaki şoföre yazılıyor. Dahası, İBB şoförün plakaya kaydının yapıldığını SMS ile bildirirken, çalışma ruhsatı nedeniyle plakadan düşüldüğünü aynı şekilde bildirmiyor. Sonuçta ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor: Kurumun bildirmediği bir eksiklik nedeniyle şoför ceza alıyor. Üstelik ceza puanı da ehliyetine işleniyor. Şoförün hatası "dikkatsizlik" olarak tanımlanıyor. Peki aynı dikkatsizlik, gerekli bilgilendirmeyi yapmayan kurum için neden geçerli sayılmıyor? Bu sorunun cevabı hâlâ verilmiş değil. Cezanın muhatabı kim? Şoför itiraz etmek istediğinde de başka bir bürokratik engelle karşılaşıyor. Ceza dijital sistem üzerinden gönderiliyor. Ancak itirazı dijital ortamda yapmak mümkün değil. Bunun için Bakırköy’deki ek hizmet binasına gitmek gerekiyor. Yani şoför, bir günlük yevmiyesinden vazgeçerek itiraz etmeye gidiyor. Beklentisi basit: Benim de mağduriyetim görülsün. Ancak itiraz dilekçesini verdiği birimin amiri Şeyda Hanım'ın yaklaşımı, sorunun nasıl algılandığını göstermesi açısından dikkat çekici: Parayı kimin ödediği bizi ilgilendirmez. Biz paramıza bakarız. Oysa mesele yalnızca para değil. Mesele, sorumluluğun yanlış kişiye yüklenmesi. Çalışma ruhsatını yenilemeyen araç sahibi olurken, cezayı ödeyen ve ceza puanı alan şoför oluyor. Sistem kimi koruyor? Yaklaşık 30 yıldır İstanbul’da taksi plakaları tartışılıyor. Bu süreçte taksi plakaları, yalnızca bir ulaşım aracı olmaktan çıktı; büyük sermayenin, siyasi ilişkilerin ve ayrıcalıklı ağların konusu haline geldi. Bugün sistemin merkezinde plaka sahipleri bulunuyor. Kurallar onların lehine işliyor. Riskleri ise direksiyon başındaki şoför üstleniyor. Araç sahibinin ihmali nedeniyle kesilen cezalar şoföre yazılıyor. Aracın teknik eksikliklerinin yükü şoföre bırakılıyor. Şoförün çalışma süreleri denetleniyor ama uykusuzluğu sorgulanmıyor. Araçta "Alo 153" etiketi var mı diye kontrol ediliyor; fakat direksiyon başındaki insanın 24 saattir uyuyup uyumadığı sorulmuyor. Oysa trafik güvenliği açısından asıl kritik soru bu. Kazanan kim, kaybeden kim? Bir taksi şoförü gün boyunca mazotunu alıyor. Sigortasını ödüyor. Aracını yıkatıyor. Durak masraflarını karşılıyor. Sıra beklediği alanların resmi veya gayriresmî giderlerini üstleniyor. Günün sonunda elde ettiği gelir ise çoğu zaman bu maliyetlerin gerisinde kalıyor. Buna rağmen sistem değişmiyor. Çünkü sistemin maliyetini şoför ödüyor. Kazancını ise başkaları paylaşıyor. Bu nedenle taksicilerin temel soruları giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor: Araç sahibinin kusurundan doğan cezalar neden şoföre kesiliyor? Şoförlerin belediyeye taksit ödeyerek plaka sahibi olabileceği bir model neden hayata geçirilmiyor? Sektördeki yapısal sorunların çözümü neden sürekli erteleniyor? Asıl soru İTEO Başkanı İsmet Dalcı, sektörün sorunlarının birkaç saatlik ciddi bir çalışma ile çözülebileceğini söylüyor. Belki de haklı. Çünkü mesele aslında teknik değil. Mesele, sistemin kimi koruduğu ve kimin sırtına yük bindirdiği. Bugün siyasetçilerin, iş insanlarının, sanatçıların, bürokratların ve çeşitli çevrelerin sahip olduğu taksi plakaları üzerinden şekillenen yapı, yalnızca taksi sektörünü değil, şehir yaşamını da etkiliyor. Ancak tüm tartışmaların arasında çoğu zaman görünmeyen bir gerçek var: Direksiyon başındaki şoför, bu düzenin en zayıf halkası. Patronunun hatasının bedelini o ödüyor. Yolcusunun öfkesine o maruz kalıyor. Saldırıya uğradığında da, dolandırıldığında da çoğu zaman yalnız bırakılıyor. Ve belki de dünyanın başka hiçbir mesleğinde olmadığı kadar ağır bir zorunlulukla karşı karşıya kalıyor: Kendi hırsızını da, kendi saldırganını da, hatta kendi katilini bile aracına almak zorunda bırakılıyor. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. otobus taksi şoför güvenlik murat bayar Murat Bayar Independent Türkçe için yazdı Murat Bayar Pazar, Haziran 7, 2026 - 10:30 Main image: Görsel: ChatGPT/Independent Türkçe TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Katiline "hayır" diyemeyen meslek! copyright Independentturkish:
Go to News Site