soL Haber
Henri Matisse (31 Aralık 1869–3 Kasım 1954), modern sanatın erken 20. yüzyıldaki önemli dönüşümlerini belirleyen başlıca figürlerden biridir. Onun sanatsal serüveni, rengin cesurca kullanıldığı ve resmin iki boyutlu yüzeyinin yeniden anlamlandırılmasıyla bilinse de aslında sanatsal yaklaşımını belli dönemeçlerden geçerek inşa etmiştir. Matisse, 19. yüzyıl akademik geleneğinden kopuşu ve 20. yüzyılın siyasal kırılmaları içinde estetik bir özgürlük alanı kurma çabasını temsil eder. Matisse başlangıçta bir sanatçı değil, hukuk alanında kariyer hedefleyen bir öğrenci olarak Paris’e gelir. 1887–1888 yıllarında Paris’te hukuk eğitimi alır, ardından SaintQuentin’de bir avukatın yanında asistanlık yapar. Ancak 1890’daki apandisit ameliyatı sonrası uzun iyileşme döneminde resimle yoğun biçimde ilgilenmeye başlamasıyla, yaşamının yönü geri dönülmez biçimde değişir; 1891’de hukuk kariyerini bırakarak Paris’e gidip Académie Julian’da eğitim alır ve kısa süre sonra sanat eğitimini derinleştirir. Bu kopuş, ileride modern resimde temsilin “doğruluk” iddiasından uzaklaşıp resmin kendi araçlarına (renk/çizgi/yüzey) yönelmesine paralel bir dönüşüm olarak da düşünülebilir, keza Matisse’in resminde “yüzey bilincini” güçlendiren ve perspektif derinliği yerine yüzey düzeni ile ritmi öne çıkaran bir anlayış öne çıkacaktır. 1890’ların sonu ile 1900’lerin başı, Henri Matisse’in hem sanatsal dilini aradığı hem de modernliğin imkânlarını yokladığı bir hazırlık evresi olarak tanımlanabilir. Bu dönemi yalnızca “etkilenmeler” toplamı gibi görmek yerine, daha sonra Fovizm’le somutlaşacak olan bir ilkenin, rengin betimleyici olmaktan çıkıp yapısal bir işlev üstlenmesi, adım adım kurulması olarak okumak mümkündür. Henri Matisse 1905’e gelindiğinde rengi “doğayı taklit eden bir araç” olmaktan çıkarıp kompozisyonu kuran “bağımsız bir öğe” hâline getiren bir anlayışın öncüsü haline gelir. Bu nokta, sanatçının kendi yaşamında olduğu kadar sanatın tarihsel çizgisinde de bir kırılma anıdır: 1905 Salon d’Automne sergisi, Henri Matisse’in Fovist yaklaşımıyla modern resmin dilini dönüştürdüğü eşik olarak kabul edilir. 1 Henri Matisse, 1905, Şapkalı Kadın, San Francisco Sanat Müzesi Henri Matisse, 1910, Dans, Ermitaj Müzesi, St. Petersburg 1905 sonrasında Fovizm’le birlikte renk artık yalnızca “görünene sadakat” için değil, doğrudan duygusal ve yapısal bir ifade için kullanılmaya başlanır. Bu dönüşümü, özellikle Şapkalı Kadın (1905) ve Dans (1910) gibi örneklerde yoğun, saf ve doğadaki karşılığı olmayan renk alanlarıyla görmek mümkündür. Bu bağlamda kompozisyon, dış dünyayı betimlemekten ziyade resim yüzeyinde çizgi ile renk arasındaki dengeyi kurma problemine dönüşür. Buradaki dönüşüm, salt biçimsel bir yenilik değil, modernliğin “temsil” fikrine yönelttiği eleştirinin de bir parçası olarak okunabilir: Artık resim, dış gerçekliğin aynası değil, kendi iç yasaları olan özerk bir düzlemdir. Bu yeni estetiğin modernizm içindeki yeri, Matisse’in Pablo Picasso ile kurduğu ilişki üzerinden daha görünür hale gelir. Modern sanatın en üretken rekabetlerinden birine dönüşecek olan bu iki sanatçının ilişkisi, iki farklı modernizm anlayışını karşı karşıya getirir: Pablo Picasso’nun analitik ve parçalayıcı yaklaşımı ile Henri Matisse’in armonik ve kurucu yaklaşımı. Böylece Henri Matisse’in modernlik önerisi, yıkım/çözümleme kadar kurma/denge arayışının da modernizmin bir bileşeni olabileceğini gösterir. Henri Matisse, 1908, Kırmızı Harmoni, Ermitaj Müzesi, St. Petersburg 1908 tarihli Kırmızı Harmoni, bu kurucu estetik tutumun, özellikle mekân ve yüzey ilişkisi üzerinden yoğunlaştığı bir örnek olarak öne çıkar. Resimdeki pencere, yalnızca mekânsal bir unsur olarak değil, içeri-dışarı arasındaki kavramsal yaklaşım olarak da yorumlanabilir; duvar deseninin masa örtüsünde sürmesi ise tek düzlem etkisini güçlendirerek derinlik yanılsamasını ortadan kaldırır. Aynı çözümleme, masa üzerindeki dağınık meyveler ile onları bir kaba toplayan figürü; doğa ile modern gündelik hayat arasında bir “köprü” kuran emek ve dokunma fikri üzerinden okur. Bu bağlamda resim, “figüratif” olmakla birlikte, temsilin kendisini de temalaştıran bir yapıya bürünür: pencereden görülen doğa bir temsil sunarken, iç mekândaki doğa tasviri “temsilin temsili” olarak kurulmuştur. Henri Matisse, 1917, Müzik Dersi (diğer adı: Aile Portresi) Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarıyla çevrili tarihsel koşullarda, Henri Matisse’in sanatına sızan bir savaş içeriği ya da doğrudan siyaset/propaganda görülmez. Matisse “üreterek direnme” olarak tarif edebileceğimiz bir tavırla çalışmaya devam eder. Savaş yıllarında yaptığı iç mekân resimleri, yaşama sevincinin sessiz anlatımları ya da dış dünyadaki şiddete karşı oluşturmaya çalıştığı sığınak betimlemeleri olarak okunabilir. Matisse’in 1917’de taşındığı Nice yakınlarında artık daha “rahat” bir üslupla çalışmaktadır. Resimlerindeki “sığınak/denge” arayışına bakıldığında ve rahat üslubuyla birlikte düşünüldüğünde, o sığınağın Matisse’e huzur verdiği düşünülebilir. Henri Matisse, 1940, Rüya İkinci Dünya Savaşı sıralarında ise bu huzur arayışı da artık sonuç vermeyecektir, çünkü savaş ailesini de etkileyecek kadar yakınındadır. Henri Matisse’in kızı Marguerite, Fransız Direnişine katıldığı için Gestapo hükümeti tarafından tutuklanır. Bunun sanatçı üzerinde derin psikolojik etkisi olduğunu savaş yıllarındaki üretimine bakarak anlamak mümkündür. Resimleri kırılgan ama aynı zamanda daha kararlı bir estetik çizgiye taşınır. Bu nedenle Matisse’in “doğrudan politik olmayan” sanatının, dolaylı yoldan savaşın etkileriyle yeni bir bağlam kazandığı ve daha dışavurumcu bir dil kazandığı söylenebilir. Matisse yaşamının son evresinde, sağlık sorunlarının resim yapmayı zorlaştırdığı dönemde, kesilmiş kağıtlardan kolaj ya da kes-yapıştır tekniği ile üretmeye devam eder. Bu üretimlerde, biçimsel bir sadeleşme öne çıkarken, aynı zamanda sanatsal iradesinin sağlık koşullarına rağmen sürekliliğini koruduğu da göze çarpar. Matisse’in yaşamında görülen her koşula rağmen üretmek ya da üreterek direnmek, modern dönemin “devrimci” değil ama “direngen” ruhuyla örtüşür. Ve Matisse’in resminde bu ruh; “radikal kopuş”larla değil, “armoni arayışı”yla ortaya çıkar. Picasso’yla birlikte modern sanatın iki önemli süvarisinden biri olan Matisse, resimde renk ve yüzey anlayışındaki devrimci dönüşümün önünü açmıştır. 1 Elderfield, J. (1978). The cut-outs of Henri Matisse . New York, NY: George Braziller.
Go to News Site