BirGün Gazetesi
Dünyanın en eski sosyal demokrat partisi bir hezimetten, diğerine sürükleniyor. Geçtiğimiz yıl erken genel seçimde yüzde 10’a yakın oy kaybederek merkez ve aşırı sağ partilerin gerisine düşen SPD’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) kan kaybı devam ediyor. Ay başında ve geçen hafta ülkenin batısındaki zengin eyaletlerdeki yerel yönetim ve eyalet meclisi seçimlerde ağır yenilgi alan SPD’nin içinde bulunduğu krizden nasıl çıkabileceği belli değil. Bu hafta sonu yapılan Rheinland Pfalz eyaleti onlarca yıldır SPD’nin kalesiydi. 35 yıldır bu eyaletteki tüm seçimleri birinci parti olarak kazanan SPD, buradaki karizmatik liderine rağmen beklenenden daha büyük oy kaybına uğrayarak (yüzde 5) ikinci parti oldu. Ay başında Baden Württemberg eyaletindeki seçimdeki oy kaybı da bu civarda oldu, ama oradaki hezimetin anlamı daha büyük. Çünkü toplam yüzde 5,5 oyla eyalet meclisine kıl payı farkla girebildiler. Bavyera ve Hessen eyaletlerindeki yerel seçimlerde de benzer tablolalar ortaya çıktı. Başta Münih olmak üzere birçok kentte, kasabada belediye başkanlıklarını kaybettiler ya da Frankfurt, Wiesbaden gibi kentlerin belediye meclislerdeki üyelerinin sayısı azaldı. Analizler bu yenilgilerin hemen hepsinin yerel örgütlerin ya da adayların başarısızlığından ziyaret partinin merkezi örgütünün politikalarından kaynaklandığına işaret ediyor. Hıristiyan demokratların küçük ortağı olarak federal hükümette yer alan SPD’nin başarısızlığının sorumlusu olarak gösterilen üst yönetimi ise kendilerine yönelik istifa çağrılarına kulaklarını tıkıyorlar. Geçen yılki genel seçimdeki ağır yenilginin şoku sürerken (yüzde 16,4 ile merkez ve aşırı sağ partilerin gerisine düşmüşlerdi) fazla tartışmadan Hıristiyan demokrat Merz’in liberal sağ programına yedeklenmeyi kabul ederek hükümette önemli bakanlıkları üstlenen SPD’nin eş genel başkanları LarsKlingbeil (Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı) ve BaerbelBas’a (Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı) karşı parti tabanındaki isyan büyüyor. Klingbeil ve Bas, tabandan gelen baskılara daha fazla direnemeyip, ya hükümetteki ya da partideki makamlarından ayrılmak zorunda kalabilirler. Bağımsız analistler SPD'nin yaşadığı çöküşünü açıkça "federal hükümetteki zayıf performansı, parti prestijindeki düşüş ve politika eksikliklerine" bağlıyorlar. Ancak yaşanan kriz özellikle parti gençlik örgütünün hedef aldığı eş genel başkanların çekilmesiyle çözülecek gibi değil. Sorun çok daha derinlerde. En önemlisi kökleri 1863’te Ferdinand Lassale “Alman İşçi Derneği”ne dayanan parti artık bir işçi, emekçi partisi olarak algılanmıyor. Örneğin büyük sanayinin yoğun olduğu Baden Württenberg eyaletiyle ilgili anketlere göre daha önce SPD’yi seçen emekçilerin büyük çoğunluğu oylarını Yeşillere, Hıristiyan demokratlara ve aşırı sağcıları vermiş durumda. Kendisini bir dönemler “işçi sınıfının sesi” olarak gören partinin aşırı sağcı parti AfD karşısındaki hezimeti ise içler acısı. Burada SPD’nin işçilerin yüzde 5’nin oyunu alırken, AfD’de bu oran yüzde 37’yi buluyor. Bu yenilgiler partinin bundan sonra hangi yolu izleyeceği sorusunu her zamankinden daha acil bir biçimde ortaya çıkarıyor. Parti yönetiminden gelen sinyaller şimdiye kadarki politikaların kararlı bir biçimde devam ettirerek, orta sınıfları kazanmaya yönelme yönünde. “SPD’nin çalışan orta sınıflardan ziyade sosyal yardıma muhtaç işsiz kitleleri önemsediği”ne dair kimi analizler (ya da propogandalar) de parti yöneticilerinin bu tutumlarını besliyor. Partinin sağ kanadının sözcülüğünü yapan “Seeheimer Grubu” da krizden çıkışın bu doğrultuda olabileceğini savunuyor. SPD’nin kaybettiği bu seçimlerde oyunu arttıran merkezi hükümetin büyük ortağı CDU da bu durumu kendi lehine değerlendirerek, “reform” adı altındaki sağ liberal politikaları dayatmaya kararlı. Ancak tabandan bunun partinin sosyal demokrat profilini tamamen ortadan kaldırarak, daha büyük hezimetlere neden olacağı eleştirileri yükseliyor. Partinin gençlik kolları “sosyal yardım alanlarla çalışan emekçileri karşı karşıya getiren” tezlere isyan ederek, sosyal adaleti öne çıkaran politikalarla koalisyonun yürülmesi çağrısı yapıyor. Ancak bu yöndeki çağrılar da merkez sağla işbirliğini tam olarak sorgulamıyor ve daha soldaki partileri içerebilecek ittifak arayışlarını içermiyor. Örneğin Sol Parti (Die Linke) son bir yıldır yapılan tüm seçimlerde oyunu arttırdı. Halen kamuoyu yoklamalarında ülke çapındaki oy oranı yüzde 10 civarında görülüyor. SPD’nin şu anki yüzde 15’lik oy oranıyla bu tabii güçlü bir alternatif değil. Ancak geçtiğimiz yıl oy oranı yüzde 3’lerde olan Sol Parti’nin bu denli güçlenmesi önümüzdeki dönemde farklı gelişmeler olabileceğine de işaret ediyor. Ancak buna rağmen SPD içinde “solda ortaklık” seçeneklerini savunan sesler çıkmıyor. Ancak zaman şu anda çaresiz ve çözümsüz bir parti izlenimi veren SPD’nin aleyhine işliyor. Parti tabanındaki isyan da büyüme işaretleri veriyor. Partinin Avrupa Parlamentosu’daki milletvekilleri Hıristiyan demokratların Avrupa Birliği’nin sığınmacıları sınır dışı etmeyi kolaylaştırmayı hedefleyen yönetmeliğiyle ilgili oylamada “hayır” oyu vererek, partinin genel merkezine açıkça isyan ettiler. CDU’nun bütçe açıklarını kapatmak için zaten artan hayat pahalılığı nedeniyle zor durumda olan geniş kitleler aleyhine katma değer vergisini yükseltme hazırlıklarına da karşı çıkıyorlar. Artık işçilerin partisi iddiasını yitiren SPD’yi, profilini düzeltecek yeni adımlar atmaması halinde önümüzdeki eylül ayında da yeni hezimetler bekliyor. Ülkenin doğusundaki üç eyalete (Berlin, Saksonya Anhalt ve Mecklenburg Vorpommern) ilişkin kamuoyu yoklamaları SPD’nin buralarda da merkez ve aşırı sağın gerisinde kalacağını gösteriyor.
Go to News Site