Collector
Mutlu Çocuklar Ülkesi: Küba | Collector
Mutlu Çocuklar Ülkesi: Küba
BirGün Gazetesi

Mutlu Çocuklar Ülkesi: Küba

Soydan Kavraal Uzun zamandır yapmak istediğim, son gelişmelerle birlikte “bugün değilse ne zaman” dediğim Küba seyahati, hem bir özlem hem de bunun ötesinde bir görevdi benim için. Yıllardır haberlerini dikkatle takip ettiğim, her gidene düşüncelerini sorduğum Küba’yı artık kendi gözlerimle görme zamanı gelmişti. Oradayken acaba gözlemlerimi yazmalı mıyım diye düşünürken, ICAP ziyaretinde tanıştığımız Reinaldo Suarez Santiago’nun “sizin için ne yapabiliriz?” sorusuna “burada gördüklerinizi, yaşadıklarımızı olumlu ve olumsuzluklarıyla ülkenizde anlatın, sesimiz olun, bu bizim için en büyük dayanışmadır” demesi, bu yazıyı da bir anlamda zorunlu kıldı. Elbette Küba denince akla ilk olarak “emperyalistler Küba’dan ne istiyor?” sorusu geliyor.  Benim yanıtım: On yıllardır süren abluka ve özellikle son üç aydır adeta soykırıma dönüşen ülkeyi boğma girişimine rağmen, bugün Küba’nın hâlâ kapitalizme-emperyalizme karşı çok güçlü bir ideolojik modeli yaşatması. Bunu gözlemlerim üzerinden aktarmaya çalışacağım ama bugünü anlamak için tarihsel arka plana da kısaca bakmak gerekiyor. KÜBA EMPERYALİSTLERİ NEDEN KORKUTUYOR? Peki, tüm dünyada büyük sempati toplayan, hatta 1996’dan bu yana BM Genel Kurulu oylamalarında ABD-İsrail dışındaki ülkelerin ambargonun sonlandırılması yönünde oy kullandığı, petrolü, doğalgazı, önemli maden yatakları bulunmayan, tarım ve turizm dışında önemli bir ekonomisi olmayan 10 milyon nüfuslu “yeşil timsah”a uygulanan bu vahşi emperyalist baskının nedeni ne? Elbette emperyalist, kapitalist düzene boyun eğmemesi ve alternatif bir düzenin de olabileceğini göstermesi. Örneğin Devrim öncesi Küba’da sosyal ve ekonomik yaşamın önemli belirleyenlerinden biri olan ırk ayrımcılığının izini görmüyorsunuz bugün. Okuryazarlık, ortalama yaşam süresi gibi verilere baktığınızda ırklar arası farklılıkların görülmemesi, en başta sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimde eşitliğin olduğunu gösteriyor. Meclisin ve iş yaşamının yarıdan fazlasını da kadınlar oluşturuyor. Bu seyahat sonrasında Küba’yı tek bir cümleyle tanımla dense, “mutlu çocuklar ülkesi” derdim. Çünkü ülkede yaşam çocukların üstün yararı gözetilerek planlanmış. Kırsaldaki küçücük köylerde dahi az sayıda öğrenci için faal durumda olan okullar görebiliyorsunuz. Kentlerde de çocukların yürüyerek ulaşabileceği okullar bulunuyor. Dahası, her mahallede çocuklar için ücretsiz müzik, resim, tiyatro ve spor kulüpleri bulunuyor. Küba sokaklarında yaptığınız kısa bir yürüyüşte bile bunlardan birkaçına rastlayabiliyorsunuz. Bu nedenle Küba’da müzikten resme, tiyatrodan dansa tüm sanatlar ve spor dalları bir ayrıcalık olarak değil, kamusal yaşamın bir parçası ve hak olarak her sokakta her mahallede tüm olanaksızlıklara rağmen yaşatılıyor. Örneğin Cienfuegos’ta ziyaret ettiğimiz bir resim-baskı kooperatifinde çalışmalar yapan profesyonel sanatçılar bir yandan uluslararası projelerde yer alırken bir yandan da bölge halkıyla resim atölyeleri yapıyor, down sendromlu ve otizmli çocuklara yönelik de çalışmalar yürütüyorlar. La Colmenita ise hem küçük ölçekli gönüllülük esasına dayanan bir çalışmanın nasıl kamusal bir hizmet haline geldiğini hem de Devrim’in hayata bakışını göstermesi açısından etkileyici bir örnek. SSCB’de pedagoji ve Küba’da tiyatro yöneticiliği eğitimi alan Carlos Alberto Cremata, 90’lı yıllardaki ekonomik buhran döneminde kızı ve kuzeni için müzikli tiyatroculuk oyunu kurguluyor, zamanla katılımcıları artıyor ve çalışmaları Devrim’in de dikkatini çekiyor. Cremata: “Çocuk sanatçıların yer aldığı dünyadaki başka örnekler ticari organizasyondur. Ama biz Devrim’de yaşadığımız için, bir talepte bulunmadığımız halde, Devrim yönetimi gelip ‘izin verin sizi destekleyelim’ dedi” diyor. Böylece Küba’daki bütün kentlerde ve Havana’nın bütün ilçelerinde Colmenita’lar açılıyor. Bir kulübün doğal sınırı 90-100 çocuk iken, bölgede talep devam ederse yeni şube açılıyor. Kulüplerde 5-14 yaş arası binlerce çocuk oyunlara katılıyor, her çocuk kendi seçtiği bir enstrümanı çalmaya teşvik ediliyor ve hepsi dans ediyor.  Motor gelişimi tamamlanmamış veya engelli çocuklara yönelik de özel çalışmalar yapılıyor. Colmenita’ya devam etmiş çocuklar yetişkinliklerinde de burada edindikleri yaşam tarzını devam ettiriyorlar. Örneğin, bir itfaiye korosunun arkasından eski bir Colmenita’cı çıkabiliyor. Bugün Kanada, El Salvador, Venezuela gibi ülkelerde yine Küba’lı eğitmenler tarafından eğitilmiş yerel eğitmenlerce yürütülen Colmenita’lar var. Yani Küba sadece hastalara sağlık, felaketzedelere dayanışma değil, çocuklara da mutluluk ihraç eden bir ülke. Çocuklar dışında yaşlılar ve bakıma muhtaçlar da yine devlet korumasında ve ücretsiz bakım hizmeti alarak yaşıyorlar. Barınmanın anayasal hak olarak tüm yurttaşlara sağlandığını söylemeye bile gerek yok sanırım. "Çocuklarımızın nasıl eğitilmesini istediğimizi söylemek istiyorsak, tereddüt etmeden şunu söylemeliyiz: Onların Che'nin ruhuna uygun bir şekilde eğitilmesini istiyoruz." FİDEL KÜBA VE SOSYALİZM YENİLMEYECEK İşte tüm bunlar son üç ayda artık cinayete varan abluka koşullarında devam ediyor. Hammadde eksikliği, yedek parça yetersizliği ve elektrik kesintileri nedeniyle bugün bütün endüstriyel üretim durmuş durumda. Elektriği, hastaneleri ve okulları olabildiğince açık tutmak ve ana gelir kaynağı olan turizmi sekteye uğratmamak üzere kullanıyorlar. Güneş enerjisi santralleri ise gün içi kullanımın ancak %19’unu karşılayabiliyor. Diğer yandan abluka nedeniyle akaryakıt ikmali yapılamaması ve seyahat yasakları konması Küba’ya uçuşları da durma noktasına getirmiş durumda. Bu nedenle turist sayısı çok azalmış ve sadece ihtiyacı karşılayacak kadar otel açık tutuluyor. ABD basınında sosyalizm ve Küba aleyhine yapılan en önemli karalama kampanyalarından biri, Küba’da çöplerin toplanamaması. Evet, Küba’da çöpler düzenli olarak toplanamıyor ama bunun nedeni yine emperyalist ablukanın yarattığı akaryakıt sıkıntısı. Çöpler mahalle inisiyatifleri tarafından belli noktalarda toplanıyor ve çöp araçları haftada bir çalıştırılabiliyor. Kübalılar, kendileri özelinde sosyalizme karşı yoğun bir karalama ve dezenformasyon kampanyası yapıldığını; bu nedenle haberleri Küba kaynaklarından gelenlerle birlikte değerlendirmemizi istiyorlar. Küba’da seçimlere katılımın %75 olduğunu, yakında yapılacak seçimlerde halkın yine kendi kararını vereceğini hatırlatıyorlar. Devrim’in en zor günlerini yaşadıklarını söylüyorlar. Ama Devrim’in kazanımlarından ve onurlarından taviz vermek niyetinde olmadıklarını da ekliyorlar. Küba’da Devrim öncesi ırkçılık, açlık, yoksulluk, eğitimsizlik, güvencesizlik, kumar-fuhuş ekonomisi koşullarını da yaşamış bir kuşak halen hayatta. İran’daki şeriat rejiminin muhaliflerinin bile emperyalist saldırıya karşı savunmaya geçtiği bugünlerde, Küba’da çok daha bilinçli, örgütlü, rejimle barışık yurtsever bir ulusun olduğunu görüyoruz. Tam da bu nedenle “emperyalistler ne istiyor” sorusuna ilişkin son söz Reinaldo’nun verdiği yanıt olsun: “İstiyorlar ki; kadınlarımız tekrar köle olsun, renk fark etmeksizin hepimiz eşit olanaklara sahip olmayalım, sahiller sadece zenginlerin olsun, sporu sadece elitler yapsın, Kübalı siyahi bir köylü 5 kez olimpiyat şampiyonu olamasın... Ama biz bu halkın yaşadığı bu şanı kaybetmektense denizin içine gömülmeyi tercih ederiz”. Aklım da kalbim de Küba ile birlikte, hasta siempre!..

Go to News Site