Collector
Geçmişin izinden çocukların hayal gücüne: Arke ve Arel’in hikâyesi | Collector
Geçmişin izinden çocukların hayal gücüne: Arke ve Arel’in hikâyesi
BirGün Gazetesi

Geçmişin izinden çocukların hayal gücüne: Arke ve Arel’in hikâyesi

Yazar Yazara köşemde bu ayki konuğum, yazdığı çocuk ve gençlik kitaplarıyla arkeolojiyi çocuklara sevdiren sevgili Demet Ekmekçioğlu. Kırmızı Kedi Çocuk’tan yeni çıkan Arke ve Arel Yerebatan Sarnıcı’nda kitabını ve yazma serüvenini konuştuk. Keyifli okumalar! Arke ve Arel Yerebatan Sarnıcı’nda Burcu Yıldız’ın çizimleriyle okurlarıyla buluştu. Yerebatan Sarnıcı gibi tarihî ve büyüleyici bir mekânı çocuk kitabına taşıma fikri nasıl doğdu? Bu gizemli atmosfer çocuklarda merak ve keşif duygusunu uyandırmak için size nasıl bir alan açtı? Seri devam edecek mi? Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un altında saklı duran gizli bir dünya gibi. İlk kez indiğimde o sütunların arasındaki yankıyı, loş ışıkların sudaki yansımalarını ve o mistik sessizliği hissettiğim anda, buranın bir çocuk hikâyesine dönüşmesi gerektiğini düşünmüştüm. Arkeoloji geçmişimle çocuk edebiyatını birleştirdiğim her çalışmada olduğu gibi, burada da gizemin kapısını aralama fikri beni çok heyecanlandırdı. Sarnıcın atmosferi çocuklarda doğal olarak merak uyandırıyor. “Kim yaptı?”, “Neden su dolu?”, “Medusa neden ters duruyor?” gibi sorular o karanlık ve büyüleyici alanda kendiliğinden doğuyor. Ben de hikâyede bu sorulara bilimsel bilgiyle harmanlanmış bir hayal gücü kapısı açmak istedim. Çocukların hem eğlenmesini hem de tarihî bir mekânı kendi gözleriyle keşfetme isteği duymasını hedefledim. Evet, seri devam edecek. Yerebatan Sarnıcı’nın ardından İstanbul’un diğer saklı miraslarını, çocukların hayal gücüne uygun bir kurguyla keşfetmeye hevesliyim. Eğer bir gün Yerebatan Sarnıcı’nın serin sütunları arasında küçük bir okurla karşılaşsanız ve o size “Ben de geçmişi kazmak istiyorum ama biraz korkuyorum” dese… O çocuğa tek cümleyle ne söylersiniz? “Korku, keşfin ilk adımıdır; cesaret ise o adımı merakla atabilmektir. Gel, geçmişi birlikte aralayalım.” Sekiz yaşındaki oğlum kitaplarınızı büyük bir keyifle okuyor. Minik okurlarınızdan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? Sizi en çok şaşırtan ya da duygulandıran bir okur mesajı var mı? Minik okurlardan aldığım geri dönüşler çoğunlukla okul etkinliklerinde oluyor ve bu birebir karşılaşmalar gerçekten çok özel. Çocukların gözlerindeki heyecanı görmek, kitabı nasıl okuduklarını ve içlerinde hangi kapıların açıldığını onlardan duymak benim için büyük bir mutluluk. Beni en çok şaşırtan ve duygulandıran şey ise, kitabı bitirdikten sonra “Ben de arkeolog olacağım!” demeleri. Bu cümleyi o kadar çok çocuktan duydum ki artık her duyduğumda içimde aynı sıcaklık beliriyor. Onların hayal dünyasında arkeolojiyi bir meslekten öte bir keşif yolculuğuna dönüştürebilmek, benim için büyük bir ödül. Arkeolog bir yazar olarak sizce daha zor olan hangisi: Toprağın altındaki gerçeği bulmak mı, çocukların zihninde yeni bir dünya kurmak mı? Bence ikisi de kendi içinde zorlu ama çok özel yolculuklar. Toprağın altındaki gerçeği bulmak sabır, emek ve bilimsel bir titizlik ister. Binlerce yıl önce yaşamış insanların izlerini ararken hata payı yoktur, her bulguya saygıyla yaklaşmanız gerekir. Ama çocukların zihninde yeni bir dünya kurmak bambaşka bir sorumluluk. Çünkü o dünyanın kapısını araladığınız an, onların hayal gücüne dokunur, dünyayı algılama biçimlerini etkilersiniz. Bir cümle bile yıllarca zihinlerinde taşıdıkları bir tohumu filizlendirebilir. Bu yüzden bana göre daha zor olanı, çocukların zihninde kurduğum dünyaların doğru ışığı taşıması. Bugünün çocukları için yazıyoruz ama 100 yıl sonra bir kitabın sabır isteyen yapısı sizce gelecekte ayakta kalabilecek mi? Yoksa çocuk edebiyatı da kaçınılmaz olarak biçim değiştirmek zorunda mı? Bence çocuk edebiyatı biçim olarak değişse bile özü asla değişmeyecek. Çocuklar çağın hızına göre farklı araçlar kullanabilir, okuma alışkanlıkları dönüşebilir, hatta hikâyeyle kurdukları ilişki yeni formlar kazanabilir. Ama bir hikâyenin insana hissettirdikleri, merak, empati, keşif isteği yüzyıllardır aynı. Bir kitabın gelecekte yaşayıp yaşamaması, aslında çocuklardan çok yetişkinlere bağlı. Eğer biz onlara okumanın tadını, bir karakteri tanımanın, bir mekânın içine yerleşmenin keyfini hissettirebilirsek, o kitap zaten zamanın sınavını geçer. Çocuklar bu derinliğe sandığımızdan çok daha açık. Elbette çocuk edebiyatı biçim değiştirecek. Daha etkileşimli, daha görsel, belki daha çok duyulu anlatımlar göreceğiz. Ama hikâyenin kalbi hep aynı kalacak. Bir çocuğun içindeki merakı uyandırmak. İlham kaynaklarınız nelerdir? Hem yazarken beslendiğiniz isimler hem de “Benim okurlarım da mutlaka bunu görmeli” dediğiniz eserler var mı? İlhamımın büyük kısmı arkeolojiden geliyor. Bir sütunun gölgesi, bir yazıtın sessizliği ya da kazıda elinize gelen küçücük bir seramik parçası. Bunların her biri bende bir hikâye kapısı açıyor. Edebiyat tarafında ise çocukların merak duygusunu ateşleyen yazarlardan besleniyorum. Roald Dahl’ın mizahla cesareti birleştiren dili ve Jules Verne’in keşif ruhunu taşıyan dünyaları, çocuklara hem eğlenceyi hem de hayal gücünün sınırsızlığını hissettiren örnekler. “Okurlarım da mutlaka bunu görmeli” dediğim eserlerde ise iki şey benim için önemli: Gerçek mekânları hikâyeyle buluşturan kitaplar ve çocukların içindeki keşif duygusunu büyüten çalışmalar. Bu nedenle özellikle görsel anlatımı güçlü, çocukları dünyayı keşfetmeye teşvik eden eserlerin çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Ama en büyük ilham kaynağım yine çocukların kendisi… Okul etkinliklerinde sordukları sorular, tarihle kurdukları küçük bağlar ve bir hikâyede yakaladıkları minicik ayrıntı bile benim için başlı başına bir ilham oluyor. Bir gün bir çocuk çıkıp “Bu kitap beni arkeolog yaptı” derse ne hissedersiniz? Yoksa asıl hedefiniz meslek seçtirmek değil, soru sordurmak mı? Bir çocuğun “Bu kitap beni arkeolog yaptı” demesi beni çok mutlu eder. Bu cümle bir yazar için büyük bir armağandır. Ama aslında hedefim meslek seçtirmek değil, merak uyandırmak. Bir çocuğun kitabı okuduktan sonra “Neden?”, “Nasıl?”, “Acaba?” diye sormaya başlaması benim için arkeolog olmasından çok daha değerli. Arkeoloji de zaten bu sorularla başlar. Ben sadece o ilk kıvılcımı yakmaya çalışıyorum. Demet Ekmekçioğlu’nu ve kitaplarını tanımlayan 5 kelime nedir? Arkeoloji, tarih, merak, keşif, empati Yazar Yazara köşemin ilk konuğu olduğunuz için teşekkür ederim, kitaplar, renkler hayatımızdan eksik olmasın.

Go to News Site