Collector
Fransa seçimlerinin ardından: Sol bölünmüş vaziyette | Collector
Fransa seçimlerinin ardından: Sol bölünmüş vaziyette
BirGün Gazetesi

Fransa seçimlerinin ardından: Sol bölünmüş vaziyette

Pablo CASTAÑO 15 ve 22 Mart’ta yapılan belediye seçimlerinin ardından Fransa’daki neredeyse tüm partiler kutlama yaptı. Ancak daha önemlisi, bu seçimler 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ülkenin siyasi tablosunun ne kadar parçalı ve belirsiz olduğunu da ortaya koydu. Muhafazakâr Les Républicains -Cumhuriyetçiler- (LR) en fazla belediyeyi yönetmeye hazırlanırken, Parti Socialiste (PS) Paris ve Marsilya gibi büyük şehirleri elinde tutmayı başardı. Marine Le Pen ve Jordan Bardella liderliğindeki Rassemblement National -Ulusal Birlik- (RN) yerel seçimlerde tarihinin en iyi sonuçlarını elde ederken, sol kanattaki France Insoumise -Boyun Eğmeyen Fransa- (LFI) de belediyelerde artan varlığını öne çıkardı. Açık biçimde kaybedenler bile kendilerine bir başarı hikâyesi çıkardı. Yeşiller 2020’deki yükselişlerinin gerisine düşse de Lyon belediyesini korudu. Emmanuel Macron’un siyasi çevresi ise ciddi ölçüde küçülmesine rağmen Le Havre ve Bordeaux gibi şehirlerde kazandığını söyleyebildi. Kısacası, hiçbir aktör tamamen oyun dışı kalmış değil. Yine de bazı genel eğilimler netleşiyor. Macronculuk gerilerken RN ve LFI güç kazanıyor; bu da iki partinin ilk kez cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda karşı karşıya gelebileceği ihtimalini doğuruyor. PS ve LR gibi geleneksel partilerin yerelde güçlü kalması şaşırtıcı değil. Ancak seçimler aynı zamanda önemli bir gerçeği de gösteriyor: PS ve LFI’nin, diğer sol partilerle birlikte hareket etmeden cumhurbaşkanlığını kazanması oldukça zor. Buna rağmen böyle bir iş birliği ihtimali giderek uzaklaşıyor. LFI’NIN ŞEYTANLAŞTIRILMASI Fransa siyasetinde son aylar, Jean-Luc Mélenchon liderliğindeki LFI’yi zayıflatmayı hedefleyen yoğun bir medya ve siyaset kampanyasına sahne oldu. Bu kampanya iki ana eksen üzerinden yürütüldü: antisemitizm ve siyasi şiddet suçlamaları. Siyasi yelpazenin geniş bir kesiminden aktörler, Mélenchon’un Jeffrey Epstein’ın isminin telaffuzuna dair yaptığı talihsiz bir şaka nedeniyle antisemitizmle suçladı. Bu konu haftalar boyunca televizyon ve radyo tartışmalarının merkezinde yer aldı. İkinci suçlama ise LFI’nin Lyon’daki antifaşist Jeune Garde grubuyla ilişkisi üzerinden geldi. Bu grubun bazı üyelerinin aşırı sağcılarla girdiği ve bir kişinin ölümüne yol açan kavgaya karışması sonrası, bir LFI parlamento danışmanı “azmettirme yoluyla cinayete ortaklık” ile suçlandı. LFI her ne kadar siyasi şiddete açıkça karşı olduğunu söylese de, bu ilişki üzerinden partiye siyasi sorumluluk yüklenmeye çalışıldı. Bu kampanyanın öne çıkan isimlerinden biri, LR lideri ve eski içişleri bakanı Bruno Retailleau oldu. Retailleau, LFI’yi “en kötüsü” olarak nitelendirip antisemitizm yaymakla, İslamcılarla iş birliği yapmakla ve şiddeti meşrulaştırmakla suçladı. Aynı zamanda sol partilerin LFI ile kurduğu ittifakları “utanç anlaşmaları” olarak tanımladı. PS de bu söylemin bir kısmını benimsedi. Parti yönetimi, Mélenchon’un “kabul edilemez antisemitik açıklamaları” gerekçesiyle ulusal düzeyde bir ittifakı reddetti. LFI daha önce e Filistin’e verdiği destek ve Gazze’deki İsrail eylemlerini “soykırım” olarak tanımlaması nedeniyle benzer suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı. Siyasal düzenin, ekonomik elitlere meydan okuyabilen tek büyük partiyi zayıflatma isteği, Mélenchon’un da zaman zaman gereksiz tartışmalar yaratma eğilimini besliyor. SOLDA İÇ SAVAŞ 2024 parlamento seçimlerinde kurulan ve Yeni Halk Cephesi (NFP) adı altında seçim kazanan sol ittifakı artık dağılmış durumda. Ulusal Meclis’te en büyük sol grup olan LFI, Macron hükümetlerine karşı sert bir muhalefet yürütüyor ve kemer sıkma politikalarına güvenoyu vermiyor. Buna karşılık Sosyalistler daha uzlaşmacı bir çizgi izleyerek, NFP programına aykırı olmasına rağmen Macron’un bütçe kesintilerinin yumuşatılmış halini kabul etti. Bu kısa süreli birliktelik, Macron’un 2024 erken seçimlerinin ardından NFP’nin başbakan adayını atamayı reddetmesiyle fiilen sona erdi. Belediye seçimleri ise PS ile LFI arasındaki gerilimi daha da görünür kıldı. PS birçok şehirde Komünist Parti ve Yeşillerle ittifak kurarken, LFI ilk kez tek başına seçime girdi. Bu strateji, 2027 öncesinde yerel düzeyde güç kazanma hedefi taşıyordu. Sonuçlar kısmen başarılı oldu: LFI Saint-Denis ve Roubaix gibi şehirleri kazanırken, ülke genelinde özellikle büyük şehirlerde yüzlerce belediye meclis üyesi çıkardı. Sosyalistler ise bir yandan LFI karşıtı söylemi sürdürürken diğer yandan pragmatik ittifaklar kurdu. Paris’te LFI ile ittifak yapmadan seçimi kazandılar. Marsilya’da ise LFI adayı aşırı sağın kazanmasını engellemek için çekildi ve Sosyalist aday seçimi aldı. Bazı şehirlerde iki parti ikinci turda birleşti; Toulouse’da başarısız olurken Nantes ve Lyon’da başarılı oldular. Bu sayede bazı LFI üyeleri ilk kez yerel yönetimlerde görev alacak. Ancak Fransız seçim sistemi çoğu yerde kazanan listeye geniş yetkiler veriyor. Her iki taraf da birbirini zayıflatmakla suçluyor. Ancak gerçek daha çok yerel dinamiklere bağlı. Açık olan şu ki PS hâlâ yerelde en güçlü sol parti. Ancak bu gücü korumak için LFI ile hesaplaşmak zorunda. Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ise tablo çok daha karmaşık. Yine de tüm bunlar en net hakikati daha açık bir şekilde bize gösteriyor; 2024’te olduğu gibi birleşmiş bir sol olmadan RN’yi yenmek zor. Kaynak: jacobin.com Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ

Go to News Site