Collector
Siperlerde bilim yapmaya devam etmek | Collector
Siperlerde bilim yapmaya devam etmek
soL Haber

Siperlerde bilim yapmaya devam etmek

Dünya olağanüstü ve tehlikeli bir dönemden geçiyor ve üstelik hızlı bir dönüşüm içinde: Uluslararası hukuk hiçe sayılıyor, toprak ilhakları ilan ediliyor, yaptırımlar ve ve sınır ötesi yasal uygulamalar dayatılıyor, devlet başkanları kaçırılıyor, askerî saldırılar düzenleniyor, göçmenler izlenerek kriminalize ediliyor, ırkçılık yeniden canlandırılıyor ve gelişmiş bilişim araçları aracılığıyla sistematik olarak yalanlar söyleniyor. Küba’ya karşı ise insanlık tarihinin en uzun ve en acımasız ablukası daha da ağırlaştırılıyor. Tüm bu karmaşık ve çok katmanlı tablonun içinde giderek daha fazla insanın farkına vardığı bir baş aktör var: ABD tüm dünya için bir soruna dönüşmüş durumda. Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 4’ünü oluşturmasına karşın, dünya servetinin yüzde 35’ini elinde tutuyor. Bu denli derin bir eşitsizlik, ancak açık ve sert güç kullanımına dayalı bir düzenle sürdürülebilir. Nitekim yaptıkları tam olarak budur. Bu durum geçici bir olgu değildir; belirli bir siyasi partinin politikalarına ya da dönemsel yöneticilerin tercihlerine indirgenemez. Aksine, kapitalizmin ve piyasa ekonomisinin üç yüzyıllık gelişim sürecinde üretiği eşitsizliklerin beklenen tarihsel bir sonucudur. Özel mülkiyete ve insanlar arasındaki yırtıcı rekabete dayanan bir toplumsal sistemin kaçınılmaz sonucudur bu. Rosa Luxemburg’un 1916’da ortaya koyduğu “Sosyalizm ya da Barbarlık” ikilemi, bugün de geçerliliğini korumaktadır. Temel soru; insanlığın, bu eğilimleri sınırlayabilecek ve alternatifler inşa edebilecek ölçüde bir kültürel ve etik birikim geliştirebilmiş olup olmadığıdır. Küba ve Kübalılar olarak bizler yüzyıllardır bu mücadelenin en ön safında yer aldık. 19. yüzyılda José Martí, 20. yüzyılda Fidel Castro bu mücadeleyi böyle kavramıştı; bugün de milyonlarca Kübalı aynı perspektifi paylaşıyor. Kübalı bilim insanları, teknologlar ve yenilikçiler olarak kazanılması gereken bu mücadelenin hem fikirlerle hem de silahlarla birer parçasıyız. “Bize karşı yürütülen en büyük savaş fikir savaşıdır; onu fikirlerle kazanalım” diye yazmıştı Martí 1895’te. Bunu bugün de yineleyerek bu mücadeleyi somut sonuçlarla kazanmak zorundayız. Bilim, yeni bilgi üretimine yönelik sistematik bir düşünme yöntemi ve insanlığın kültürel bir kazanımıdır. Bilimsel düşünme yöntemini Küba kültürünün vazgeçilmez bir unsuru haline getirmeliyiz. Günlük yaşamın tartışmalarını, nerede olursa olsun mevcut bilgi birikiminden yararlanarak yürütmeliyiz. Gerçekliğimizi oluşturan olguları nesnel biçimde ölçmeli, verilerle akıl yürütmeli, doğrulanabilir hipotezlerle alternatifler tasarlamalı, alınan kararları nesnel eleştiriye açmalı ve yaptığımız her şeyin etkisini değerlendirmeliyiz. Günümüz mücadelelerinin gerektirdiği yaklaşım budur. Ayrıca, özünde tüm halkın sosyalist mülkiyetine dayanan; bilgi üretimini onun pratik kullanımıyla bütünleştiren; teknoloji temelli işletmeleri içeren ve yüksek katma değerli mal ve hizmetler aracılığıyla giderek küreselleşen dünya ekonomisine entegre olmayı mümkün kılan bir üretim ve işletme sistemi inşa etmeliyiz. Dördüncü sanayi devriminin sunduğu yeni teknolojileri benimsemeli; bu doğrultuda, mevcut kurumlardan ya da akademik çevrelerden doğan çok sayıda işletme kurmalıyız. Çok sayıdaki bu işletmeler, Küba için yaratıcılık, motivasyon ve gelişim alanı yaratırken aynı zamanda ülkenin dünya ile bağlantı kurmasını sağlayacak bir araçları olacaktır. Enerji alanındaki zorluklarla, üretim, dağıtım ve depolama süreçlerine yönelik yenilikçi teknolojiler geliştirerek yüzleşmeliyiz. Gıda üretimindeki zorlukları ise biyolojik bilimlerdeki yeni gelişmeleri daha derinlemesine kavrayarak ve biyoloji ile bilgi teknolojileri arasındaki etkileşimi güçlendirerek aşmalıyız. Demografik ve sağlıkla ilgili zorluklar karşısında ise nüfusun yaşlanma dinamiklerini, sağlığın biyolojik ve toplumsal belirleyicilerini ve bunların çevreyle etkileşimini daha kapsamlı biçimde analiz etmeli; sağlık alanında bu etkileşimlerin sunduğu geniş müdahale olanaklarını değerlendirmeliyiz. Bu temel görevler, bilimsel gelişimin iki ana dayanağını güçlendirmeyi gerektirir: kültür ve kurumsal yapı. Üstelik bu iki unsur birbirini tamamlayacak biçimde gelişmelidir; tek başına hiçbiri yeterli değildir. Tüm bunlar bugünün sorumluluğudur. Bilimsel ve teknolojik gelişimi ertelemek ya da “koşullar henüz uygun değil” diyerek geciktirmek, gelecek kuşakların affetmeyeceği ciddi bir hata olacaktır. Mesele yalnızca direniş ya da yalnızca kalkınma değildir; her ikisini eşzamanlı olarak yürütmemiz gerekir. Moleküler İmmünoloji Merkezi, 1991-1994 yıllarındaki Özel Dönem’in en zorlu koşullarında kurulmuştur. Bilim insanları ve teknoloji uzmanları, inşaat işçileriyle birlikte çalışmış, merkeze bisikletle gidip gelmişlerdir. Bugün ise bu merkezde bilimsel üretim yapılmakta, genç araştırmacılar yetiştirilmekte, ülkeye döviz kazandırılmakta, kanser başta olmak üzere çeşitli hastalıkların kontrolüne katkı sağlanmakta, yüksek teknoloji geliştirilmekte ve bu merkez sayesinde ülkemiz dünyaya açılmaktadır. Bu direnme ve aynı zamanda inşa etme kapasitesi kültürümüzün köklerinde vardır. Yazar : Agustín Lage Dávila Yayın Tarihi : 11 Şubat 2026 Kaynak : Cubadebate Çeviri : Irmak Kaleli "Küba Gerçeği", 2023 Şubat ayında Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) girişimiyle başlatılan bir yayın. Küba'da siyaset, ekonomi, yaşam, kültür gibi konularda Kübalı yazarların ürettiği makalelerin çevirilerini yayımlayan Küba Gerçeği'nde çıkan makaleler soL'da paylaşılıyor.

Go to News Site