Collector
"O gazete ben ve ben o gazeteyim" | Collector
BirGün Gazetesi

"O gazete ben ve ben o gazeteyim"

Hüseyin ÖZKAHRAMAN Bazen insan, “bilmez, anlamaz” diye kestirip attığı anlarda yanılır. Hayat, tam da o anlarda karşına öyle birini çıkarır ki, bütün önyargılarını yerle bir eder. Bugün Haznedar’da bir ayakkabı tamircisinin küçük dükkânında yaşadığım tam olarak buydu. Ejder Yeni Ağabey… Kırk yıldır aynı yerde, aynı emekle, aynı sabırla ayakta duran bir usta. Malatya’nın Pötürge ilçesinden çıkıp gelmiş, alın teriyle bir ömür kurmuş. “Ekmeğini taştan çıkaran” derler ya, işte o sözün vücut bulmuş hâli. Ellerinde yılların yorgunluğu, yüzünde ise hayatın bütün sertliğine rağmen sönmemiş bir direnç var. Bizim oralarda gazeteye mesafeli durulur, biraz da tutucudur insanlar. Kendimden bilirim. Ama o dükkânda, o eski taburenin üzerinde duran gazete, bütün bu kabulleri sorgulattı bana. Sordum: “Hayırdır ağabey, neden bu gazete?” Cevabı kısa ama sarsıcıydı: “O gazete ben ve ben o gazeteyim.” Bir insanın bir gazeteyle kurduğu bağ bundan daha iyi nasıl anlatılabilir? Bu sadece bir okuma alışkanlığı değil; bu bir aidiyet, bir var olma meselesi. Onun için o gazete, kendi hayatının sesi, kendi derdinin tercümanı. “Beni yazıyor” diyor. “Bizi yazıyor, sorunlarımızı yazıyor…” Gözlerinde katarakt var. Görmekte zorlanıyor. Ama vazgeçmiyor. Mum ışığında bile olsa okuyor. Akşamları iki saat, üç saat… Okudukça okumak istiyor. Çünkü o satırlarda kendini buluyor. Çünkü o satırlar onun yalnız olmadığını hatırlatıyor. Daha da çarpıcı olanı ise şu: Zorluklara, baskılara rağmen o gazeteyi almaya devam ediyor. Hatta bazen bir tane yetmiyor, iki tane alıyor. Birini komşusuna veriyor. “Katkım olsun diye” diyor, yani paylaşmak için, çoğaltmak için… Bu, yalnızca bir okur refleksi değil; bu, bir dayanışma kültürü. “Onsuz uyuyamam” diyor. “Ben onsuz, o bensiz yapamaz.” İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor. Kırk yıldır bir dükkânda ayakta kalmaya çalışan bir emekçinin, sınırlı imkânlarına rağmen bir gazeteye bu denli sahip çıkması neyi anlatır? Bu, sadece bir yayınla kurulan bağ değil; bu, hakikate duyulan özlemin, görülme ve duyulma ihtiyacının en yalın hâlidir. Ejder Yeni gibi insanlar, bu ülkenin görünmeyen omurgasıdır. Onlar konuşmaz sanılır, anlamaz sanılır. Oysa en derin kavrayış, çoğu zaman en sade cümlelerde saklıdır. “O gazete benim” diyebilen bir insan, aslında kendi varlığını, kimliğini, mücadelesini tarif ediyordur. Belki de mesele tam olarak budur: Kimin kimi yazdığı değil, kimin kendini o satırlarda bulabildiği… Ve bir gazete, eğer bir ayakkabı ustasına “benim” dedirtebiliyorsa, işte o zaman gerçekten yaşıyordur.

Go to News Site