Collector
İran savaşı emekçinin sofrasını nasıl vuracak: Krizin halka faturası ağırlaşıyor | Collector
İran savaşı emekçinin sofrasını nasıl vuracak: Krizin halka faturası ağırlaşıyor
soL Haber

İran savaşı emekçinin sofrasını nasıl vuracak: Krizin halka faturası ağırlaşıyor

İran'ın ABD ve İsrail saldırganlığına karşı Hürmüz Boğazı'nı fiilen geçişe kapatması ve bölgede yaşanan çatışmalar, petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz ticaretini sekteye uğratarak tarımsal üretimi de sarsan bir dalga etkisi yarattı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nın raporlarına göre yaşanan lojistik kriz nedeniyle taşıma maliyetleri olağanüstü boyutlara ulaştı. Daha önce deniz yoluyla bir günlük navlun maliyeti 60 bin dolar civarındayken, bölgenin sigorta yapılamayan riskli alan ilan edilmesi ve ortaya çıkan tanker kıtlığı sebebiyle bu rakam 350 bin dolara kadar fırladı. Artan sigorta ve nakliye maliyetleri, zincirleme şekilde zam döngüsüne neden oldu. Körfez tedariki durma noktasında, maliyetler katlanıyor Körfez bölgesi fosfatlı gübre, azotlu gübre, amonyak ve üre sülfür üretiminde merkezi bir rol oynuyor. Bu kritik tarım girdilerinden sülfür petrolden, diğerleri ise doğalgazdan ayrıştırılarak elde ediliyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan bu pazarın hakimiyetini elinde tutarken, özellikle Hindistan ile Tayland gibi ülkeler buradan çok yüksek miktarlarda alım yapıyor. Katar'daki Ras Laffan tesisinin vurulmasının "piyasada" büyük bir şok yarattığı ifade edilirken, bu ülkelerin, enerji kaynağına olan yakınlıkları ve kompleks rafineri yapıları sayesinde ayrıştırma işlemini çok ucuza mal edebildiğine dikkat çekiliyordu. 'Hürmüz’deki her aksama, doğrudan tarımsal girdi maliyetlerini de etkiliyor' Konuyu soL'a değerlendiren Çukurova Üniversitesi'nden akademisyen ve tarım ekonomisti Burak Öztornacı, Hürmüz Boğazı'nın küresel gübre ticareti için taşıdığı kritik önemi ve krizin Türkiye'ye yansımalarını şu sözlerle aktardı: "Hürmüz Boğazı petrolün yolu olduğu kadar gübrenin de atardamarı. Bugün mesele yalnızca tankerlere ilişkin bir güvenlik krizi değil; aynı zamanda üre, amonyak ve fosfat akışının aksamasıyla tarımın maliyet cephesinde yeni bir şok ihtimali var. UNCTAD’a göre Hürmüz, deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birini kapsayan kritik bir boğaz. Aynı hat, deniz yoluyla taşınan küresel gübre ticaretinin de yaklaşık üçte biri için kritik bir geçiş noktasıdır. Körfez’den denizle çıkan gübrenin kompozisyonunda üre yaklaşık %67, DAP ise yaklaşık %20 pay alıyor. Bu nedenle Hürmüz’deki her aksama, yalnızca enerji piyasalarını değil, doğrudan tarımsal girdi maliyetlerini de etkiliyor." Öztornacı, krizin maliyetlere yansımasını şu şekilde açıkladı: "Bu nedenle, çatışma uzarsa Türkiye’de de Avrupa’da da tarımsal maliyetler artar. Üstelik bu artış yalnızca gübre fiyatlarıyla sınırlı kalmaz; mazot, sulama, nakliye, sigorta ve finansman maliyetleri de yukarı yönlü baskı altına girer. FAO değerlendirmelerine göre son dönemde Ortadoğu menşeli granül üre fiyatlarında çift haneli artışlar gözlenmiştir. Kurum, jeopolitik risklerin sürmesi halinde küresel gübre fiyatlarının yukarı yönlü seyrini koruyacağını ve bunun üretim kararlarını etkileyebileceğini vurgulamaktadır. Gübre kullanımındaki azalma ise verim üzerinde orantısız kayıplara yol açabilir." 'Tarımsal gübre ihtiyacının yarısından fazlasında dışarıdan tedairk ediyoruz' Türkiye'nin dışa bağımlılığının yarattığı sorunlara değinen Öztornacı şunları söyledi: "Türkiye’de kimyasal gübre piyasasında üretim–tüketim dengesi yapısal olarak hassastır. 2023 itibarıyla toplam tüketim yaklaşık 6,1 milyon ton, yurtiçi üretim ise 2,83 milyon ton düzeyindedir. Bu durum, iç üretimin toplam talebin yaklaşık %46’sını karşıladığını ve geri kalan kısmın ithalatla tamamlandığını göstermektedir. Nitekim ilgili veriler, gübrede dışa bağımlılığın sistematik bir özellik taşıdığını ortaya koymaktadır. Gübre üretiminin temel girdileri olan doğal gaz ve fosfat gibi hammaddelerde yüksek dışa bağımlılık, maliyet yapısını doğrudan uluslararası enerji fiyatlarına bağlamaktadır. Bu nedenle küresel enerji ve emtia fiyatlarındaki artışlar Türkiye’ye hızlı ve güçlü biçimde yansımaktadır. Başka bir ifadeyle Türkiye, bu tür krizleri uzaktan izleyen değil, maliyet kanalı üzerinden doğrudan hisseden ülkelerden biridir." Maliyet baskısının katlanarak artacağını belirten Öztornacı şu ifadeleri kullandı: "Türkiye açısından risk tek boyutlu değildir; çarpan etkisi yaratır. Gübre üretiminde kullanılan hammaddelerde dışa bağımlılık %90’ın üzerindedir. Buna ek olarak TÜİK verileri, tarımsal girdi fiyatlarının 2026 başında yıllık yaklaşık %31 arttığını göstermektedir. Bu zaten yüksek olan maliyet düzeyinin üzerine yeni bir enerji ve gübre şoku eklendiğinde, etkiler yalnızca fiyat artışıyla sınırlı kalmaz; kur geçişkenliği, ithal girdi maliyetleri ve iç lojistik giderleri üzerinden daha geniş bir maliyet baskısı oluşur." Burak Öztorancı 'Esas etki ilerleyen aylarda görülecek' Sorun sadece Türkiye'yi değil. Avrupa'yı da ilgilendiriyor. Dolayısıyla bazı başlıklarda olduğu gibi Türkiye'nin kimi tarım ürünlerini ithal ederek sorunu çözme alternatifi olmayabilir. Avrupa ve Türkiye kıyaslaması yapan Öztornacı, sürecin nasıl şekilleneceğine dair değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: "Avrupa da bu süreçten muaf değildir. Tedarik çeşitlendirme kapasitesi daha yüksek olsa da, Avrupa ekonomisi de enerji ve gübre piyasalarındaki dalgalanmalara açıktır. Avrupa Komisyonu’nun son dönemde amonyak ve kimyasal ithalatını yakından izlemeye başlaması, arz tarafındaki kırılganlığın kabul edildiğini göstermektedir. Dünya Bankası değerlendirmeleri de doğal gaz fiyatları ve ticaret kısıtlarının gübre piyasası üzerindeki baskısını sürdürdüğüne işaret etmektedir. Avrupa’da etkiler daha çok enerji ve sanayi maliyetleri üzerinden hissedilirken, Türkiye’de kur ve dışa bağımlılık nedeniyle daha güçlü bir geçişkenlik söz konusudur. Peki mevcut durumda belirleyici olan nedir? En kritik unsur krizin süresidir. Kısa süreli şoklar sınırlı etki yaratabilir. Ancak birkaç ayı aşan bir kesinti, 2026 üretim sezonunda ekim kararlarını, verimi ve nihayetinde gıda fiyatlarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle Hürmüz’de yaşanacak uzun süreli bir aksama, Türkiye’de önce gübre ve mazot maliyetlerini artıracak, ardından bu maliyet artışı tarımın tüm üretim zincirine yayılacaktır. Avrupa’da da maliyetler artacaktır; ancak Türkiye’de etki daha hızlı ve daha sert hissedilecektir. Çünkü Avrupa için bu süreç ağırlıklı olarak bir arz ve sanayi sorunu iken, Türkiye için aynı anda arz, enerji, kur ve çiftçi kârlılığı sorunudur." Türkiye için tehlike çanları çalıyor: Tarlaya atılacak her beş çuvaldan biri eksik Türkiye özelindeki verilere bakıldığında krizin boyutları oldukça net ortaya çıkıyor. Türkiye'de yıllık toplam 7 milyon ton gübre tüketiliyor ve bunun 5 milyon tonu ithal ediliyor. İthal edilen bu miktarın yaklaşık 1 milyon tonu ise doğrudan Körfez bölgesinden karşılanıyor. Bu kesinti, Türkiye'deki çiftçinin tarlasına atacağı her beş çuval gübreden birinin eksilmesi anlamına geliyor. Çiftçiler gübreye erişimde büyük sıkıntılar yaşarken, eksik tedariki başka yerlerden karşılamak tıpkı helyum gazında olduğu gibi çok yüksek lojistik mesafeleri ve navlun maliyetlerini ürünün fiyatına eklemek zorunda bırakıyor. Rafineriden çatala yansıyan kriz Tarımsal üretim takvimi incelendiğinde, nisan ayında tohumların tarlaya atıldığı ve Ekim ile Kasım aylarında hasadın yapıldığı bir döngü bulunuyor. Özellikle Körfez'den gelen fosfatlı gübrenin yoğun olarak kullanıldığı ürünlerin başında ayçiçeği, buğday ve mısır geliyor. Türkiye'deki mevcut ekonomik koşullar ve zeytinliklerin kesilmesi gibi nedenlerle zeytinyağı tüketiminin giderek zorlaşması, halkı mecburen ayçiçek ve mısır yağı tüketimine yönlendirmiş durumda. Gübre maliyetlerindeki bu devasa artış, doğrudan ayçiçeği ve mısırın, dolayısıyla da bu sıvı yağların fiyatlarını fırlatacak. Aynı zamanda temel bir tahıl ürünü olan buğdayın maliyetinin yükselmesi dar gelirli vatandaşın evine giren ekmek, makarna, pasta ve börek gibi ürünlerin fiyatlarında sert bir artışa neden olacak. Birleşmiş Milletler Gıda Programı'nın rafineriden çatala olarak adlandırdığı bu maliyet artışının etkileri, kasım ayına doğru çok daha sert bir artış şeklinde sofralarımızda hissedilecek.

Go to News Site