Collector
Eskiden müşteriydiniz, şimdi gazetecilik size emanet! | Collector
Eskiden müşteriydiniz, şimdi gazetecilik size emanet!
BirGün Gazetesi

Eskiden müşteriydiniz, şimdi gazetecilik size emanet!

Gazeteciliğe yönelen baskının şiddetlendiği günlerden geçiyoruz. Bu mesleği yapmak ekonomik açıdan zaten neredeyse imkânsız hale getirilmişti. Şimdi bu da yetmezmiş gibi gazetecilerin başının üstünde yargı sopası sallanıyor. Muhabirimiz ve arkadaşımız İsmail Arı tutuklanalı 10 gün oldu. İsmail “gazetecilik suçu” nedeniyle günlerdir dört duvar arasında tutuluyor. Alican Uludağ, Merdan Yanardağ, Pınar Gayıp ve diğer birçok meslektaşımız da İsmail gibi hapis yatıyor. 20 Şubat’tan bu yana tutuklu olan Alican Uludağ hakkında, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret”, “Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla iddianame düzenlendi. Hakkında 9 yıl 8 aya kadar hapis cezası istendi. 27 Ekim’den bu yana, yani 5 ayı aşkın süredir tutuklu olan Merdan Yanardağ ise akla ziyan “siyasi casusluk” davası kapsamında 11 Mayıs’ta Silivri’de hâkim karşısına çıkacak. 29 Mart Pazar günü, gazeteciliği hedef alan baskıları protesto etmek için Kadıköy’de bir araya geldik. Yoğun ve aralıksız süren yağışa rağmen yurttaşlara yaptığımız çağrı karşılık buldu. Yüzlerce kişi, yağmur-çamur demeden bizimle birlikte saatlerce polis ablukası içinde bekledi. Yürüyüş hakkımız ise sebebi siyaseten belli, hukuken muamma bir engele takıldı. Otobüslerce çevik kuvvet, ellerinde tuttukları kalkanlarla önümüze dikildi. Kolluk, gazeteciler ile yurttaşların kol kola verip basın özgürlüğü ve demokrasi için Kadıköy sokaklarında yürümemesi için parkın etrafında kordon oluşturdu. Pazar günü yaşadıklarımız, demokratik haklar ile basın özgürlüğü arasındaki ayrılmaz ilişkiyi bir kez daha gösterdi. Gazeteciliğin özgür olmadığı bir ülkede, demokratik haklar da kullanılamaz hale gelir. Tersinden düşünürsek de sonuç aynıdır. Bir ülkede demokratik haklar ve özgürlükler saldırı altındaysa, seçme ve seçilme hakkına müdahale ediliyor, tutuklama kararları kolayca verilebiliyor, eylemler ve kitlesel toplantılar keyfi olarak engelleniyorsa, orada gazetecilik de tehdit altındadır. Bugün Türkiye’de yaşanan da tam olarak budur. Mevcut duruma bakınca, sorunun sadece tutuklu gazeteciler ve gazeteciliğin üzerindeki güncel baskı olduğu düşünülebilir. Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Bugün bulunduğumuz noktaya, AKP iktidarının medyayı çökertme operasyonunun sonunda geldik. Geride bıraktığımız 20 yılda, medya adım adım iktidarın kontrolüne geçirildi. AKP’nin doğrudan kontrol edemediği medya kurumlarının sahipliği el değiştirildi. Daha sonra bu kurumlarda tepeden aşağıya “kadro temizliği” yapıldı. Yandaşlığa uyum sağlayanlar yerlerini korurken, çoğunluk, kurulan yeni düzenin dışına itildi. Her şeyin sonunda medya sektörü, iktidarın tek merkezden kumanda ettiği kocaman bir “kitle iletişim aygıtı”na dönüştürüldü. Eski medya kurumlarının gazeteciliğe ilişkin ayıbı, kusuru, siyasi çizgisi ayrı mesele… Elbette tartışılacak ve masaya yatırılacak çok mevzu var. Bu konuda hatırı sayılır düzeyde eleştiriler yapıldı, yapılmaya da devam edecek. Ancak şunu bilmeliyiz ki sermayenin tüm müdahalesine, sansürüne ve türlü engeline rağmen oralarda gazetecilik yapılıyordu. Bu kurumlarda gazeteciler vardı ve topluma gerçekleri anlatmak için mesai harcıyorlardı. Medyanın iktidarın eline geçmesiyle birlikte geniş kesimlere seslenen medya organları; gazete, TV ve internet haber siteleri, içeriden çökertildi. İşte bu çökertmeyi hesaba katmadan, bugün gazeteciliğin yaşadığı bunalımı anlamlı bir zemine oturtamayız. Dönüşüm sürecinin olumlu olarak değerlendirilebilecek tarafı ise bağımsız medyanın büyümesi oldu. BirGün gibi kurumlara dönük farkındalık arttı, dayanışma genişledi. Toplum, sermaye medyasının teslim ya da tasfiye olmasının ardından bağımsız gazeteciliğin, halk için yapılan haberciliğin, arkasında patron, holding ve sermaye grubu bulunmayan medya kurumlarının değerini gördü. Geçmişte anaakımda çalışan birçok gazeteci de bireysel yayıncılığa adım atmak durumunda kaldı. Medyanın çökertilme operasyonunun ardından bağımsız gazeteciliğe ilişkin farkındalığın yükselmesini haneye artı olarak yazmak gerek. Yaşanan süreç, bu diyalektik bütünlük içinde anlaşılmalı. Hiçbir şey sadece olumsuz ya da sadece olumlu değil. O nedenle bugün gazetecilik üzerindeki baskıları ele alırken, bunu geniş bir zaman dilimine yayılan “medyayı çökertme operasyonunun son halkası” olarak tanımlamak isabetli olur. Şimdi yapılan, gazetecilikte direnen, hizaya gelmeyen kişi ve kurumları tamamen saf dışı bırakma/susturma hamlesidir. Medyanın yüzde 90’ına hükmetmek iktidara yetmiyor; çünkü küçük çatlaklardan sızan ışık ülkenin tamamına yayılabiliyor. Gerçekler bir anda milyonlar tarafından bilinen haberlere dönüşüyor. Gündem mühendisliği, gerçek habercilik nedeniyle akamete uğruyor. Sistemin ezberi bozuluyor, hatalar artıyor. Toplumsal algı ve düşünce, 2-3 etkili haberle iktidar aleyhine şekillenebiliyor. Bunun kaynağı ise kontrol edilemeyen, sınır çizilemeyen ve bir biçimde ayakta kalmaya devam eden bağımsız medyanın varlığı… Darbeler tam da buraya vuruluyor. Peki ne yapılmalı? Bu sorunun sadece bir cevabı var; ülkedeki demokrasi mücadelesi ile onu besleyen basın özgürlüğü arasındaki bağ, mümkün olan en ileri seviyeye kadar güçlendirilmeli. Lafta değil, gerçekten… Basın özgürlüğünü hedef alan saldırılar, halkın demokrasi talebine bir müdahale olarak görülmek zorunda. Yurttaşlar gazetecileri yalnız bırakmamalı, onlarla omuz omuza vermeli ve dayanışmayı yükseltmeli. Okur eski dönemde gazetelerin sadece okuru, bir anlamda müşterisiydi. O dönem kapandı, artık haber alınan kaynakları sahiplenmelidir. Artık dükkânın sahibi okurdur, halktır! Gazetecilik maddi-manevi desteklenmezse, yarın gözler karanlıktan başka hiçbir şeyi görmeyecek. Karanlıkta ne demokrasi ne de cumhuriyet yaşayabilir... Okur desteğine dayanmayan gazeteciliğin ayakta kalabilme şansı yoktur. Ne kadar inatçı olursa olsun, bir yerde yıkılmaya mecburdur. Türkiye tarihi bir kırılma döneminin içinden geçerken yurttaş/okur sorumluluğu belirleyici bir rol oynayacak. Zaman, hissedilen ve idrak edilen sorumluluk duygusu ve bilinci doğrultusunda harekete geçme zamanıdır.

Go to News Site