Collector
İnsanlığa karşı işlenmiş en ağır suç | Collector
İnsanlığa karşı işlenmiş en ağır suç
BirGün Gündem

İnsanlığa karşı işlenmiş en ağır suç

Geçtiğimiz hafta çarşamba günü (25 Mart), Gana tarafından sunulan, transatlantik köleliği “insanlığa karşı işlenmiş en ağır suç” olarak tanımlayan ve tazminat ödenmesini talep eden Birleşmiş Milletler (BM) kararı, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) direnişine rağmen kabul edildi. Gana Cumhurbaşkanı John Dramani Mahama , BM’deki en büyük bölgesel blok olan 54 üyeli Afrika Grubu adına oylama öncesinde yaptığı konuşmada, “Bugün, gerçeği teyit etmek ve iyileşme ile telafi edici adalete giden yolu aramak için ciddiyetle dayanışma içinde bir araya geliyoruz” dedi. Gana'nın öncülük ettiği karar tasarısı 123 lehte oy aldı. Üç ülke (ABD, İsrail ve Arjantin) aleyhte oy kullanırken, çoğu Avrupa’dan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 52 ülke çekimser kaldı. Karar metni, Afrikalıları ve diasporadaki insanları etkileyen tarihsel haksızlıkların, adalet, insan hakları, haysiyet ve iyileşmeyi teşvik edecek bir şekilde ele alınmasının önemini teyit ederken, tazminat taleplerinin bu haksızlıkların giderilmesine yönelik somut bir adım olduğunu vurguladı. NİYE EN AĞIR SUÇ? ABD’nin BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi temsilcisi Büyükelçi Dan Negrea oylamadan önce, metnin “sayısız açıdan son derece sorunlu” olduğunu belirtti. Negrea , Washington'un “Birleşmiş Milletler'in uluslararası barış ve güvenliği korumak için var olduğunu” ve “dar kapsamlı özel çıkarları ve gündemleri ilerletmek, niş Uluslararası Günler belirlemek ya da yeni maliyetli toplantı ve raporlama yükümlülükleri yaratmak için kurulmadığını,” bu kurula “bir kez daha hatırlatmak zorunda kalmasından” duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Ayrıca ABD, “meydana geldikleri tarihte uluslararası hukuk açısından yasadışı olmayan tarihsel haksızlıklara ilişkin tazminat taleplerine ilişkin yasal bir hakkı tanımamaktadır.” dedi. Kararla birlikte ilk akla gelen soru, niye köleliğin insanlığa karşı işlenmiş “en ağır suç” olarak adlandırıldığı ve bu yaklaşımın, diğer insanlığa karşı işlenmiş suçları, örneğin soykırımı, daha az ağır olarak mı sınıflandıracağı. Birleşik Krallık’ın BM Maslahatgüzarı James Kariuki ’nin de belirttiği gibi, “tarihsel zulümler arasında bir hiyerarşi oluşturulmaması gerektiği konusundaki görüş”, köleliği insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul etmekle birlikte, hiçbir zulüm grubunun bir diğerinden daha önemli ya da önemsiz olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığı söyleniyor. İlk elden haklıymış gibi görünen bu argümana karşı, Afrika Birliği (AU) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Konseyi Programlar Sorumlusu Kyeretwie Osei , asıl meselenin suçlar arasında bir hiyerarşi oluşturmak olmadığını, bunun daha çok tarihin o belirli dönemini doğru bir şekilde konumlandırma çabası olduğunun altını çiziyor. Osei , o dönemin etkisinin dünyayı sarsan derecede olduğunu ve aslında daha sonra yaşanan her türlü zulüm ve insanlığa karşı suç için zemin hazırladığının altını çiziyor. Yani, konunun yalnızca köleliğin tarihsel bir olayla sınırlı olmadığını, köleliğin sistemik ve yapısal etkilerinin günümüzde de eşitsizlik ve ırkçılığı etkilemeye devam ettiğini ifade ediyor. Karar bu açıdan, köleleştirme, yerinden edilme ve organize hırsızlık tarihlerinin modern dünyanın temellerini oluşturduğunu ortaya koymaktadır. ÖZÜR DİLEME VE TAZMİNAT Bildiri, üye devletleri resmi özür dileme, çalınan eserlerin iadesi, maddi tazminat sağlanması ve bu tür olayların tekrarlanmayacağına dair garantiler verilmesi dahil olmak üzere, tazminat konusunda diyaloga girmeye çağırıyor. Pek çok Batılı lider bu konunun tartışılmasına bile karşı çıkarken, eleştirenler ise bugünün devletlerinin ve kurumlarının tarihsel hatalardan sorumlu tutulmaması gerektiğini savunuyor. Kuşkusuz, asırlar boyu ekonomik gelişimlerini kölelik aracılığıyla oluşturan ülkeler, bildirideki ifadelerin, tazminat taleplerini hukuki açıdan güçlendirebileceğine dair endişe içindeler. Dönemin Hollanda Başbakanı Mark Rutte , Aralık 2022’de, Hollanda’nın köleliği mümkün kıldığı, teşvik ettiği ve bundan çıkar sağladığını söyleyerek, resmen özür dilemiş; özellikle Hollanda Karayip’i ile Surinam’a yönelik, sosyal ve toplumsal girişimler, eğitim, kültürel ve tarihsel projeler ve sağlık programlarında kullanılmak üzere 200 milyon avroluk bir fonla cevap vermişti. Hollanda, kölelikteki rolünden dolayı resmi özür dileyen tek Avrupa ülkesi olmaya devam ediyor. YARGIÇLAR SANIK OLDUĞUNDA Karara karşı olan ya da çekimser oy kullanan ülkelerin çoğu, o dönemde köleliğin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak yasada yer almadığını, bu nedenle “nullum crimen sine lege (kanunsuz suç yoktur)” ilkesi gereği sorumlu tutulamayacaklarını iddia ediyor. Bu da akıllara, yaptıklarının Alman yasalarına göre yasal olduğunu savunan Nazilerin nasıl yargılanabildiğini getiriyor. Tabii, Nürnberg yargılamaları ile bugün sözünü ettiğimiz köleliğe ilişkin olabilecek olası davalar arasında legal, tarihsel, politik ve ekonomik açıdan çok büyük farklar var. Kuşkusuz kölelik, Nürnberg mantığıyla değerlendirilebilir; günün yasalarında açıkça suç olduğu belirtilmemişse de yanlış olduğu bilinen, çok büyük çaplı, sistematik ve doğası gereği ahlaka aykırıydı kölelik. Burada belirleyici fark, suçun niteliğinde değil, yargılanacak kişilerin niteliğinde yatıyor. Nazi zulümleri, mağlup olmuş bir rejim tarafından işlenmiş ve kınadıkları sistemin dışında duran galip güçler tarafından hızla yargılanmıştı. Buna karşılık kölelik, tek bir çökmüş devletin eylemi değil, bugün hala var olan güçlerin – Birleşik Krallık, Fransa, İspanya, Portekiz, Hollanda ve ABD gibi – ekonomilerine, yasalarına ve küresel ticaret ağlarına yerleşmiş, yüzyıllardır süren bir sistem. Nürnberg mantığını buraya uygulamak, temelde farklı bir anlama geliyor: Yenilmiş bir “öteki” ni yargılamak değil, mevcut uluslararası düzenin merkezinde yer alan devletlerin tarihsel temelleriyle yüzleşmek. Bu anlamda sorun sadece hukuki değil, yargıçların kaçınılmaz olarak aynı zamanda sanık olacağı için de yapısal. SİZ NE YAPACAKSINIZ? Bob Marley 'in Redemption Song şarkısı, kölelik tartışmasına ahlaki ve tarihsel bir hafıza olarak girer. Marley, BM bildirgesinde söz edildiği gibi, yüzyıllar boyunca milyonlarca Afrikalının yakalanması, satılması, taşınması ve insanlıktan çıkarılması gerçeklerinden hareket ediyor. Ama Marley , asıl derin müdahalesini geçmişten günümüze yaptığı geçişte yapar: "Kendinizi zihinsel kölelikten kurtarın; zihinlerimizi bizden başkası özgürleştiremez." Burada tartışma, köleliğin tarihsel gerçeğinden çok sonrasına, günümüz gerçeklerine kayar. Hukuk, köleliği kaldırabilir, devletler bunun için özür dileyebilir, ama yine onun ürettiği yapılar, devralınmış aşağılanma, ırksal hiyerarşi, içselleştirilmiş aşağılık kompleksi ve bazı tarihleri ve bazı bedenleri diğerlerinden daha ayrıcalıklı kılan sistemler şeklinde, zincirlerden daha az görünür biçimlerde varlığını sürdürebilir. Bob Marley son büyük Uprising Turnesi’nde, Haziran 1980’de Almanya’nın Dortmund kentindeki Westfalenhalle’de Redemption Song ’u seslendiriyor. Şarkı tam da bu noktada, aydınlanma evrenselliği, sömürgecilik ve insan onurunun seçici uygulanması üzerine yaptığımız daha geniş tartışma açısından son derece anlamlı hale gelir. Immanuel Kant gibi figürlerin somutlaştırdığı çelişkiyi düşünün. Kant , evrensel ahlaki ilkeleri formüle ederken, aynı zamanda ırklar ve halklar hakkında hiyerarşik yargılar yazmıştır. Marley 'in zihinsel kölelik ifadesi, tam da böyle devralınmış düşünce yapılarına bir yanıt olarak da okunabilir. Barbadoslu şair Esther Philips , BM toplantısında delegelere şöyle sesleniyordu: “ Şu anda bu salonda köleliğin kurbanlarının ruhları da bulunuyor ve tek bir sözü duymayı bekliyorlar: Adalet. Çünkü onlar için de dünya için de adalet olmadan barış olamaz – telafi edici adalet olmadan. Ve bu çağrı ancak sözler eyleme dönüştüğünde karşılık bulur. Soru şu: Siz ne yapacaksınız?”

Go to News Site