BirGün Gündem
Haber Merkezi Savaş örgütü NATO’nun Türkiye’de kuracak olduğu kolordularına tepkiler sürüyor. “Savaş ittifakı”nın 77’nci kuruluş yıldönümüne karşı sol-sosyalist yapıların eylem çağrıları ise devam ediyor. 4 Nisan’da, İncirlik ve Kürecik’teki NATO üsleri başta olmak üzere, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek olan zirve ise ülkenin dört bir yanında protesto edilecek. Cumartesi günü sol-sosyalist partiler ile emek ve demokrasi güçleriyle düzenlenecek protestolarda NATO’nun dağıtılması, NATO ve ABD’nin kullanımına açılan Türkiye’deki üslerden yabancı güçlerin gönderilmesi, bu üslerin yabancı güçler ve NATO tarafından kullanımının sonlandırılması talep edilecek. KARARGÂHLA İLGİLİ NELER BİLİNİYOR? Milli Savunma Bakanlığı geçen hafta NATO'nun Türkiye'de “Çok Uluslu Kolordu Karargâhı” kurma sürecinde olduğunu açıklamak zorunda kalırken ardından Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında İstanbul'da Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı bilgisi paylaşıldı. İstanbul'da kurulacak deniz komutanlığının “Ukrayna-Rusya savaşı sonrası süreçte Karadeniz'in güvenliği açısından önemli rol oynayacağı” iddia edildi. Adana’da oluşturulacak olan çok uluslu kara karargâhın ise Ortadoğu başta olmak üzere Kafkasya ve Doğu Akdeniz’den gelecek “tehditlere karşı ittifakın caydırıcılığını artırmayı hedeflediği” ileri sürüldü. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, karargâhın kurulmasına ilişkin çalışmaların NATO'nun 2023'te aldığı Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında başlatıldığı ancak prosedürler henüz tamamlanmadığı için onay sürecinin devam ettiği belirtildi. ∗∗∗ EMEKLİ AMİRAL TÜRKER ERTÜRK: "NATO MASKESİ ALTINDA KUŞATMA" Son dönemde Türkiye’de ‘NATO projesi’ adı altında hız kazanan askeri hareketlilik, basit bir savunma dayanışmasından ziyade, doğrudan Türkiye’nin egemenlik haklarını ve bölge barışını hedef alan stratejik bir operasyona dönüştü. Özellikle Anadolu Kavşağı’nda kurulması planlanan NATO Deniz Unsur Komutanlığı, doğrudan Rusya’nın güneyden kuşatılmasına yönelik bir adımdır ve Türkiye’yi kuzey komşusuyla geri dönülemez bir çatışma zeminine çekmektir. Türkiye, Ukrayna’dan ders çıkarmalı; zira mevcut hamleler Türkiye’yi ‘Ukrayna 2.0’ yapma niyeti taşıyor. Bu tablonun en kritik noktası ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi. ABD ve İngiltere, Boğazlar üzerindeki kısıtlamalardan uzun süredir rahatsız. Boğazları uluslararası bir suyoluna dönüştürerek Montrö dengesini bozmak, sadece Türkiye’nin anayasal düzenine değil, doğrudan yaşamsal olarak güvenliğine ve egemenliğine yönelik bir hamle. Karadeniz’de kurgulanan ‘güvenlik sorunu’ ve mayın provokasyonları, NATO’nun mayın karşı tedbirleri gücünü bölgeye sokmak için üretilen bahanelerden başka bir şey değil. Adana’daki kolordu karargâhı ise namlusunu İran’a ve Ortadoğu’ya çevirmiş durumda. Bu; Pakistan’dan Hazar’ın güneyine, Levant bölgesinden Körfez’e kadar uzanan devasa bir coğrafyayı İsrail merkezli olarak yeniden dizayn etme projesidir. Türkiye’nin iç siyasetindeki ‘açılım’ süreçleri de bu büyük bölgesel dizayndan bağımsız değildir. Türkiye’nin bu dayatmalara karşı direnç gösterememesinin altında yatan temel neden, derinleşen ekonomik kriz ve finansman ihtiyacıdır. Siyasi iktidar, halktan alamadığı desteği ve meşruiyeti okyanus ötesinden, küresel finans odaklarından devşirmeye çalışıyor. En üzücü olan, ana muhalefet partisinin sergilediği sessizlik. Ne Adana’daki kolordu yapılanmasına ne de Boğaz’daki Montrö’yü delme girişimlerine karşı güçlü bir ses çıkarmıyorlar. Oysaki bu savaş; ne molla rejimi ne de demokrasi meselesi; bu, bölgenin emperyalist amaçlarla yeniden haritalandırılmasıdır. Türkiye, geçmişte Suriye, Irak ve Libya’da içine düştüğü hataları tekrarlamamalı. Egemenliğimizi korumanın yolu; vekâlet savaşçılığını reddetmekten, Montrö’ye sıkı sıkıya sarılmaktan ve bölge ülkeleriyle barışçıl bir zeminde buluşmaktan geçer. Türker ERTÜRK
Go to News Site