soL Haber
Savaşı çok ağır bir bombardıman ve katliamla kısa sürede bitirmeyi hedefleyen İsrail bunun için yanına emperyalist haydut ABD ’yi de almıştı. Ancak işler başından bu yana hiç de istedikleri gibi gitmedi. İran içeride en ufak bir çözülme belirtisi göstermezken, "tüm askeri kapasitesi yok edildi" denilen ülke, İsrail’e ve ABD’nin bölgedeki üslerine füze yağdırmaya, kök söktürmeye devam ediyor. Daha da ötesi, ateşkes için yalvaracağı söylenen İran, kendi koşulları masaya gelmeden müzakereye de yanaşmayacağını açıkça ilan etmiş durumda. Savaşın başında “rejim değişikliğini” çocuk oyuncağı gibi gösteren İsrail ve ABD’li yetkililer, şimdi kendileri anlaşma yolunu ararken, savaşın uzamasının maliyetini müttefikleriyle birlikte ödüyor gibi görünüyor. İran, yeniden emperyalist ve siyonist saldırılara maruz kalmayacağı bir aralığa kadar savaşı sürdürmeye kararlı görünürken, ABD bir yandan Körfez ülkelerinin diğer yandan da Batılı müttefiklerinin baskısı altında. Bugün 34. gününe giren savaşta ABD ve İsrail bütünüyle hedefsiz kalmış bir görüntü sergilerken, iş artık Trump’ın her gün değişen açıklama ve iddialarıyla birlikte büyük bir “saçmalamaya” dönüşmüş durumda. ABD’nin sınırlı kara operasyonu tehditleri, getireceği büyük maliyetler nedeniyle tartışma konusu olurken, Hürmüz’e donanma gönderme, enerji tesislerini vurma gibi sopalar da İran’ın "yanıt veririz" çıkışları sonrası geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu tablo ABD’nin ve ortağı İsrail’in baştaki iddiaları düşünüldüğünde ağır bir yenilgi gibi görünürken, işin İsrail cephesinde beklenmedik gelişmeler yaşanıyor. İran, tüm ağır saldırılara karşı direnmeye ve yanıt vermeye devam ediyor “Savaş uzadıkça kaybeden biz oluyoruz” değerlendirmesi Geçtiğimiz hafta İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz, İsrail’in geçmişte Orta Doğu haritasını değiştirmeyi başaramadığını, Netanyahu’nun bu kez başarabileceği üzerine kumar oynadığına yönelik kapsamlı bir değerlendirmeye yer vermişti. Söz konusu analizde, İsrail’in daha önce de birçok savaşa etkili bir giriş yaptığı ama savaşların süresi uzadıkça kazanımların elden gittiğine işaret edilmiş, son İran savaşına dair de benzer bir tablonun ufukta göründüğü belirtilmişti: “Netanyahu doktrini şimdi nihai sınavıyla karşı karşıya. Eğer Trump ile birlikte küresel bir enerji krizine yol açmadan bu savaşı bitirmeyi başarırsa ve aylar içinde İran içinde rejimi yutacak ve devirecek yeni bir protesto dalgasını tetiklerse, nihayet İsrail’in Orta Doğu haritasını değiştirdiğini iddia edebilecek. Bu henüz gerçekleşebilir, ancak İsrail’in 78 yıllık varlığı boyunca biriktirdiği deneyim aksini fısıldıyor.” Peki, İsrail gazetelerinin de fısıldamaya başladığı bu gerçeğin neden olduğu iç krizler neler? Gelin biriken kriz başlıklarına teker teker yakından bakalım… soL Haber, yenilmez denilen İsrail ordusunun içinde bulunduğu acziyeti ayrıntılarıyla yazmaya devam ediyor. soL'un dile getirdiği bu gerçeklerin sesine güç vermek, dayanışmayı büyütmek için tüm okurlarımızı abone olmaya davet ediyoruz. ABONE OL Ordu isyan etti, iktidar ve muhalefette çatırdama başladı İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir , İsrail’de şu an devam eden en büyük krizin odağındaki isim. İsrail Ordusu, acil şekilde 20 bin kişilik ek bir asker ihtiyacı olduğunu sürekli olarak dile getiriyor. Öyle ki, bu istek karşılanmadığı durumda İsrail ordusunun çökeceğini açık açık dile getiren bir Genelkurmay Başkanı var. Peki, büyük bir mali seferberlikle savaşa giren İsrail, görece kolay çözüleceği düşünülen insan kaynağı konusunda neden çaresiz kalıyor? Bu İsrail’deki gerici rejimle yakından ilişkili bir sorun. İsrail hükümeti geçen hafta Yüksek Mahkeme'ye, İran ile savaş sürerken Ultra-Ortodoks erkeklerin askere alınması meselesini ele almayacağını bildirmişti. Ultra Ortodoks Yahudiler, İsrail’de askere alınmıyor. Bunun nedeni Haredi olarak adlandırılan bu kesimin savaşa karşı olması değil. Bu topluluğun inancına göre, tam zamanlı dini ibadet, İsrail’i askeri güçten daha fazla koruyor. Bu yüzden de genç erkeklerin askere gitmek yerine dini okullarda kalmasını istiyorlar. Şu an İsrail’in yüzde 15’ini oluşturan bu topluluğun yüksek doğum hızıyla birlikte ağırlığını daha da artırması bekleniyor. Harediler bu ağırlıklarını siyasi alanda da sürdürürken, Netanyahu hükümetinin de en büyük destekçilerinden birini oluşturuyorlar. Kabinede bakan düzeyinde temsil edilen bu topluluk, asker ihtiyacı tartışmalarının kendileri üzerinden gündemine getirilmesini engelliyor. Bu durum da ülke içinde haliyle kriz konusu oluyor. Eski Başbakan Naftali Bennett “ Genelkurmay Başkanı benim söylediğim şeyi haykırıyor: İsrail'i savunmak için gereken 20.000 asker eksiği var " diyerek, Ultra-Ortodoks bakanlar Aryeh Deri ve Yitzchak Goldknopf 'a bağımlı bir hükümetin " İsrail'e güvenlik sağlayamayacağını ve kazanamayacağını " tam da bu nedenle söylüyordu. İsrail’in şu an iktidar ve muhalefet bloğu, ordunun bu talebi karşılanmadığı için birbirine girerken, iktidar bloğunda yer alan isimler, Genelkurmay Başkanı’nı hainlik ve bozgunculukla suçlamaya devam ediyor. Bu tartışmaların basına sızması İsrail’in saldırganlığına önemli bir darbe vururken, gerilim de tüm hızıyla sürüyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Zamir Askerlik süresinin düşmesi ve İsrail'den kaçış krizi derinleştiriyor Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Çarşamba günü milletvekillerini bir kez daha uyararak, hükümetin ordudaki personel eksikliğini giderecek yasayı çıkarmaması durumunda ordunun “ağır zarar” göreceğini belirtti. Zamir, ordunun karşı karşıya olduğu temel zorluğun görev alanlarının genişlemesi olduğunu söylüyor. Hâlihazırda İran’da, Lübnan’da ve Filistin’de katliamlara devam eden İsrail, askeri teçhizat olarak belli bir gelişkinliğe sahip olsa da, ciddi bir insan kaynağı sorunu yaşıyor. Zamir, asker talebi dışında askerlik süresinin de uzatılmasını talep ediyor. Ağustos 2024'te 30 aya düşürülen zorunlu askerlik süresinin yeniden 36 aya çıkarılması için hükümete defalarca çağrıda bulunan Zamir, Ocak 2027 terhisleriyle birlikte sorunlarının daha da büyüyeceğini ifade ediyor. Zamir, bu durumun “ağır bedelini” yedek askerlerin ve ailelerinin ödeyeceğini belirterek, " Defalarca göreve çağrılacak olanlar onlardır " dedi. Ancak burada da ayrı bir kriz bulunuyor. Yedek askerler içinde bulundukları duruma isyan noktasına gelirken, bir yandan da İsrail’in her yana açtığı savaşlar dolayısıyla dışa göç vermeye başladığı görülüyor. İsrail’de iki yıl üst üste negatif göç yaşanırken, 2026 yılında bunun artması bekleniyor. Son iki yılda 125 bine yaklaşan nüfus kaybı yaşayan İsrail’in bu yılla birlikte nüfus kaybının 200 bini geçebileceği tahmin ediliyor. Savaşın mali ve askeri boyutu İsrail’de savaşın maliyet başlıklarından biri ekonomiye dair. Savaşın daha 7. gününde İsrail basınına yansıyan haberler, ciddi bir mali kayba işaret ediyordu. Henüz İran’ın İsrail’i etkili şekilde vurmaya başlamadığı, Hizbullah’ın savaşa dahil olmadığı sırada ortaya çıkan mali boyutunun ayrıntılarına soL’da yer vermiştik. O haberde dikkat çektiğimiz bir diğer önemli nokta, savaşın uzaması durumunda İsrail’in kritik askeri darbelere daha da açık hale geleceğiydi. Son dönemde hem İran hem de Hizbullah’ın Demir Kubbe efsanesini çok daha kolay şekilde alt etmesi de bunun işareti olarak görülüyor. soL Haber, ABD ve İsrail yalanlarına karşı savaşın gerçeklerini yazmaya devam ediyor. Okurlarımızı soL'un bu haberlerini güçlendirmek için abone olmaya davet ediyoruz. ABONE OL Savaşın psikolojik maliyeti İsrail için savaşın içerde neden olduğu en büyük krizlerden bir tanesi, sürekli olarak sığınaklarda geçmeye başlayan hayatlar. Savaşın başında soykırıma açık destek olan kitlelerin sığınaklardaki sevinç görüntüleri, birçok noktada yerini öfke patlamalarına bırakmış durumda. Sürekli olarak füze tehdidi ve sığınaklarda yaşamanın yarattığı tahribat, Netanyahu iktidarını zora sokuyor. Son dönemde artan etkili vuruşlar sonrası savaş İsrail kentlerinde tüm karartma girişimlerine rağmen çok daha yakından hissedilirken , bu tablonun ne kadar sürdürülebilir olduğu İsrail’in kendi içinde tartıştığı konulardan biri haline gelmiş durumda. Yine soL’da savaşın daha henüz başında aktardığımız bir anket sonucu da bu durumu teyitleyen cinsten. İsrail’in İran saldırganlığından ve çıkardığı son savaştan önce, İsraillilerin yaklaşık yüzde 22'si kişisel güvenlikleri için büyük endişeleri olduğunu dile getirirken, savaş ilan edilmesinin ardından bu oranın yaklaşık yüzde 45'e yükseldiği ortaya çıkmıştı. Aynı ankette İsraillilerin yaklaşık yüzde 50'si, ulusal güvenlik için yüksek düzeyde endişe duyduğunu belirtmişti. O günden bu yana savaşın İsrail kentlerinde çok daha hissedilir hale gelmesi sonrası bu başlıkta da durumun ağırlaştığını tahmin etmek güç değil. İdam kararı ve insanlıktan çıkmanın maliyetleri İsrail o kadar dağılmış durumda ki, toparlamak için katliam makinesini daha hızlı çalıştırmak dışında akıllarına bir şey gelmiyor. Bu da içine yuvarlandıkları uçurumu daha da büyütüyor. Önceki gün soL'da duyurmuştuk, Lübnan'ı vurmak üzere fırlattıkları top mermisi "yanlışlıkla" kendi kasabalarına düşüp İsrailli bir çiftçiyi öldürdüğünde dahi suçu çiftçiye yıkan, katliamcı askerlerini aklayan bir "rejimle" karşı karşıyayız. Hal böyle olunca, insanlığın kanını donduran her adım büyük bir rahatlıkla alınabiliyor. Filistinli tutsakları idam etmeye yönelik kararı meclislerinde şampanya patlatarak geçirmeleri de bunun nişanesi olmuş gibi görünüyor. Ancak bir yandan şampanya patlatarak kutlanan bu barbarlık, diğer yandan da bir iç krize işaret ediyor. İsrail'deki komünistlerin, devrimcilerin karşı çıkışı bir yana, Haaretz 'te bu konuda dikkat çeken bir yazı yer aldı: "Bazıları için bu, İsrail'in apartheid rejimine giden eşiği geçtiği ve Araplar ile Yahudiler arasında net bir yasal ayrım sistemine oy verdiği kara bir gündü. Diğerleri içinse sıradan bir Pazartesiydi; zira yasa sadece Filistinlileri öldürmenin bir başka yolunu resmileştiriyordu: Yargısız infazların ötesinde, artık bir yargıç tarafından planlanmış ve emredilmiş infazlar olacak. Yasa, -yargı denetimi tarafından iptal edilme ihtimali olsa bile- henüz uygulanmadan tehlike arz ediyor. Ancak yasal geçerliliğinin ötesinde, İsrail toplumundaki sapkın bir uyumsuzluğu yansıtan daha derin bir soru yatıyor: Neden Yahudi teröristler idamdan muaf tutulurken Araplar asılıyor? Darağaçları ve cellatlar yaratmak için oy vermiş, soğuk, planlı ve bürokratik bir cinayete gerilemiş bir ülkede yaşamak son derece sarsıcı. Daha da tehlikelisi, tasarının temelindeki üstünlükçü mantıktır; İsrail, belki de ilk kez demokratik olarak çıkarılmış bir yasayla, "Araplara ölüm" sloganının devlet politikası olduğunu açıkça ilan ediyor." Elde şampanyayla idam kararı kutlaması! Neden önemli? İsrail adlı soykırım makinesi, yıllardır dokunulamaz, durdurulamaz bir askeri güç olduğunu vaaz ediyordu. Bunca vaazın ardından karşı karşıya olunan gerçekler neler? Filistin halkına karşı girişilen soykırıma rağmen direniş hâlâ teslim alınamadı. Sinvar’ın mirası ve Filistin’in güçlü direniş tarihi İsrail’e boyun eğmeyip kafa tutmaya devam ediyor. Lübnan’da bir kez daha çok büyük katliamlara ve kara işgali girişimine rağmen Hizbullah’ın gerilla mücadelesi, soykırım makinesine hemen her gün büyük kayıplar verdiriyor. Lübnan’ı işgal etme hayalleri, direnişin güçlü kayalarına çarpmaya devam ediyor. “Kağıttan kaplan” denilen, “tüm askeri kapasitelerini yok ettik” denilen İran, ne kendi topraklarında ne Hürmüz Boğazı'nda ne de Tel Aviv’de İsrail’e gün yüzü göstermiyor, büyük bir direniş sergiliyor. Yani bölge halkları İsrail’e boyun eğmiyor. Bu boyun eğmeme hali, soykırım makinesinin kendi içinde yaşadığı büyük krizleri tetikliyor ve belli ki daha fazla tetiklemeye devam edecek.
Go to News Site