Collector
Hayatının baharını yaşayanlara dair bir yazı | Collector
Hayatının baharını yaşayanlara dair bir yazı
BirGün Kültür ve Yaşam

Hayatının baharını yaşayanlara dair bir yazı

Kendi geçmişlerini unutup çocuklara ve gençlere öfke kusan, geride kalmış hayatlarının  ağırlığını henüz yolun başındakilerin omuzlarına yüklemeye çalışan yetişkinler beni hep ürkütmüştür. İstisnaları olsa da o kişilerin baskı altında mutsuz bir gençlik geçirdiklerini düşünürüm. Kişinin kendi yaralarına benzer yaraları bir başkasında açmaya çalışması ne büyük talihsizliktir. Son 25 yılda gençlerin vizyonlarını genişletecek, büyük hayaller kurmalarına olanak sağlayacak imkanlar yaratılmadı. Mevcut ifade ortamları da baskı altına alındı. Tüm bunları göz ardı ediyor, onları kıymet bilmezlikle suçluyor, toplumsal ihmallerimizin üzerine bir de sözlü saldırılar ekliyoruz. Ortama bir çocuk ya da genç girdiğinde oturduğu yerden kalkıp onları selamlayan yetişkinlerle çevrili bir kültürde yetiştiğim için belki, yeni nesle karşı eleştiri dozunu kaçıran, hassas bahar dallarını kıran ve o pırıl pırıl insanlardan kendisine bir düşman cephesi yaratan zihniyeti anlamakta zorlanıyorum. Teknoloji çözümlerinin hayatlarımızı renklendirip kolaylaştırdığını düşünsek de gençlerin büyük bir bölümü kendisini güvensiz, yorgun ve tükenmiş hissediyor. İstatistikler endişe verici. Ülke gençliğinin bağımlılık, intihar, suç ve göç yüzdeliklerindeki artış ne tür bir ihmalin göstergesi? Gençleri ciddiyetsizlikle yaftalamak en yaygın alışkanlığımız. Gülmeceye, alaycılığa başvuruyorlarsa bunun nedeni kendilerini sıkışmış hissetmeleri olamaz mı? François Rabelais’ın ortaçağ karanlığında kaleme aldığı Gargantua adlı eserinin başında yer alan “Bu kitabı okuyan dostlar, atın içinizden kuşkuyu, okurken de irkilmeyin sakın, ne kötülük var içinde ne muzırlık, doğrusu güldürmeden başka da bir hüner bulamayacaksınız, başka yola gidemiyor gönlüm sizleri dertler içinde görürken, gülen kitap yeğdir ağlayan kitaptan, gülmektir çünkü insanı insan eden.” ifadesi yaşam koşullarının ağırlaştığı günümüzde sıkça başvurulan komik içerik üretme refleksini daha anlaşılır kılmıyor mu? Einstein’ın “ önemli olan birey değil çağdır” sözü bu çağın bireylerinde nasıl bir karşılık bulacak bunu zaman gösterecek. Sıradan olayları komplo üretmeden, tesadüfleri göz ardı etmeden değerlendirmek içgörü gerektirecek. ∗∗∗ Şehre Giden Yol adlı kitabımın sonunda minik okurlarıma iyisiyle kötüsüyle durmamacasına dönen dünyada gördüğümüz, deneyimlediğimiz, izlediğimiz yani adına hayat dediğimiz şeyin bir perde arkası olduğunu dile getirmiştim. Perdeleri aralama cesareti gösterenler düşüncelerini genel kabul gören klişelerin dışına taşıyanlar değil midir? Dünya yürek burkarak dönmeye devam ediyor. Yaşamın ve insanın ilgiye muhtaç yönü düşünüldüğünde varoluş hikâyeleri mevcut sancıları sağaltabiliyor. Aklıma “Geçmişi olmayan başka bir hayatta yeniden doğma” hissi yaratan iki roman geliyor. Halid Halife’nin ‘ Mezarlarında Dua Eden Olmadı’ ile Toni Morrison’un ‘Sevilen’ adlı romanları. ∗∗∗ Perde aralamak demişken günümüzde gelişigüzel servis edilen tarih, bilim, kültür - sanat içeriklerinin doğruluğuna inanmak da gün geçtikçe zorlaşıyor. Hangi mihenk taşı bizlere yardımcı olabilir?  Unutulmuş ya da yanlış aktarılmış hikâyelere ulaşabilmek için ne yapmamız gerekir? Raksha Dave’in 50 arkeolojik buluntu üzerinden eski medeniyetleri anlattığı ATALARIMIZDAN DERSLER adlı resimli kitap daha iyi bir gelecek inşa etmede insanlara ilham vermeyi amaç edinmiş dikkate değer bir çalışma. ODTÜ Yayıncılık tarafından basılan kitabın ön kapağında politik aktivist, aktör Tony Robinson’un “Tarihi sadece beyazların yazdığına dair görüşü çürüten değerli bir çalışma” ifadesi yer alıyor. Kitap genç okurlarını ‘eşitlik, kapsayıcılık, sürdürülebilirlik’ kavramlarının örnekleriyle dolu antik bir yolculuğa çıkarıyor. ∗∗∗ Evrenin matematiği tıkır tıkır işlerken insanın nazı, niyazı bitmiyor. İdeal olan küsmeden, küstürmeden, kışkırtmadan, kışkırtılmadan yaşamak olsa da ilkel ve üst benliklerimiz arasında çekişme niyetimize taş koyuyor. İnsanı insana anlatmak büyülü bir hazine. O nedenle çark-ı devranda muhtelif zaafları ve türlü harikalarıyla insanı anlatabilenler bir adım öne çıkıyor. Misal, bir 80’ler çocuğu olan Hollandalı yazar, müzisyen Yorick Goldewijr kaleme aldığı GÖSTERİMDE OLMAYAN FİLMLER adlı roman. Yazar, annesi hayata veda eden küçük kahramanını zaman ve anılar arasında yolculuğa çıkarıyor. Onu kalbinin derinliklerinde kendisinden bile saklamayı başardığı yerlere ulaştırıyor. Hiçbir şeye bağlı olmayan, bazen tesadüfle dokunulan mutluluklara, bir şey ifade etmediği, göze batmadığı için kimsenin görmediği şeylere dikkat çekiyor. Bu sayede okurlar bir yabancının anılarında ‘tanımadık bir tanıdıklık’ hissiyle dolaşabiliyorlar. (Can Çocuk) Bir diğer örnek 90 kuşağından yazar ve illüstratör Da Wu’nun sıradanlık içindeki mucizeyi yakalayan KAMP GEZİSİ adlı resimli kitabı. Yazar okurlarını zifiri karanlık bir gecede iki çocuğun kurduğu kamp çadırına konuk ediyor. Çocukların dingin diyaloğunu okuyor, merak ile heyecanın, bilmenin ve ummanın birbirini tamamlayan uyumunu izliyoruz. Sanatçının, hayatın olası mucizelerini kahramanlarına macera yaşatmadan, sürprizsiz anlatma kabiliyetine de şapka çıkarıyoruz. (Kuraldışı Çocuk) ∗∗∗ Her çağ esareti yeniden şekillendiriyor. Çehresi değişse de gençler üzerindeki etkisi değişmiyor. Sağlam bir fikre, örgütlü bir duruşa, aileden okula, sokaktan yerel ve mülki idarelere uzanan önlemler ağına ihtiyacımız var… Biliyoruz ki geleceğimizi mutsuzluğa sürükleyen zihniyetin karanlığı, gecenin karanlığından katbekat tehlikeli. ∗∗∗ Dileyelim Nisan ışığıyla gelsin. Hayatının baharında olanlara ve yaşı ne olursa olsun içindeki bahar dallarını koruyanlara mucizeler getirsin.

Go to News Site