soL Haber
Türkiye 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrası topyekûn bir savaş görmedi. Bu büyük bir refah duygusu yarattı. Evinin üzerinden geçen cismin sesinden füze mi, SİHA mı olduğunu anlayacak deneyime sahip olmamanın keyfini sürüyoruz hala. Bu refah halkımızın savaşa karşı reflekslerini de köreltti, siyasi sorumluluğunu azalttı. “Yok ya bize bir şey olmaz” sanrısı çok yaygın. Savaştan tedirgin olanlar bile bombalanmanın, savaş kıtlığının, biner biner ceset gömmenin nasıl bir şey olduğunu hayal edemiyorlar. Geçen gün Oğuz Oyan Hoca yazmış, “ Çok alametler belirdi ” diye. Gerçekten Türkiye’nin sermaye sınıfının aymazlığı ile bir emperyalist paylaşım savaşına sürüklendiğine ilişkin çok belirti birikti. Avrupa’nın emperyalist devletleri Rusya’ya karşı bir savaşa hazırlandıklarını saklamıyorlar bir süredir. NATO ilk kurulduğunda olduğu gibi bir terör örgütü olmayı sürdürüyor tabi, ama karakterine bir emperyalist paylaşım savaşının silahlı gücü olmak eklendi. Avrupa ülkelerinde nasıl savaş propagandası yapıldığını, askere alma rejiminin değiştirildiğini, silah sanayisine yatırım yapıldığını, savaş planlarının çıkarıldığını daha önce yazmıştık, okuyucu daha ayrıntılı bilgi için bu yazıya bakabilir . Rusya’nın Avrupa devletlerine saldırmak gibi bir planı olmadığı halde neden bir Rusya savaşına bu kadar istekliler diye sormak gerekiyor. Kapitalizmin akıl dışılığı, bu hep var, bununla açıklamak yetersiz. Avrupa’nın başlıca devletleri dünya halklarını yüzlerce yıldır sömürdüler, şu anda kaybedilmekte olan bu sömürme ayrıcalığını korumak istiyorlar. Doğuda yükselen kapitalizmin üretme ve yayılma gücü karşısında çaresizlik son bir kumar olarak savaşa sürüklüyor bu devletleri. Azalan asker sayıları, silah üretme yetenek ve hızlarına bakıp Türkiye’yi düşününce gözleri kamaşıyor. Türkiye’nin yurttaşlarını silahaltına alma kapasitesine, son yıllarda gelişen ve bir bela getireceği kesin olan askeri sanayisine ve coğrafi konumuna bakıyorlar, büyük bir ihtirasla Türkiye’yi kendi tekellerinin savaşında yanlarında istiyorlar. Türkiye’nin savaşa girmeme olasılığı kâbus olarak rüyalarına giriyor. İşin kötüsü Türkiye sermaye sınıfının ve onun siyasi temsilcilerinin bu şiddetli arzuya direnecek durumlarının olmaması. Türkiye’nin 2022’den bu yana iktisadi bir açmaz içinde olması, Batı emperyalizmi ile ekonomisinin iç içe geçmişliği, Batı emperyalizminden gelen sıcak paraya ve kredilere ihtiyacı olması… Uygulanan örtülü IMF reçetesi nedeniyle halkın yoksulluğa sürüklenmesi… Ancak düzen içinde özünde farkı olmasa da bir yedeğe devretmeyi AKP’nin kabul etmemesi, bunun için hileli davalar dâhil her türlü baskıyı göze almış olması… Böyle bir durumda Batı emperyalizmi sahte demokrasi söylemleri ile çoktan AKP’yi köşeye sıkıştırmıştı. Ama şimdi başka türlü bir köşeye sıkışma durumu olduğu savaşa sürüklenme halinden belli oluyor. Adeta bir anlaşma var, “Sen savaşa hazırlan, biz seni kollayalım.” Geçtiğimiz Şubat ayında Baltık Denizi’ndeki NATO tatbikatına Türkiye’nin katılış tarzı ve niceliği Türkiye’de yaşayan herkesi dehşete düşürmelidir. Rusya’ya karşı çıkartma taliminin yapıldığı tatbikata 11 ülkeden 2600 asker ve 15 askeri gemi katılmış, dört askeri gemi ve 1500 asker Türkiye’den. Bunun kadar gerçeği yansıtan bir tatbikat olamaz, Rusya’ya çıkarma yapılıyor ve Türkiye’den binlerce kilometre uzak bu coğrafyada Türkiye’den askerler katılıyor. Alman gazetesi Kieler Nachrichten şöyle yazmış: “ ABD’nin katılmadığı tatbikatta ABD’nin boşluğunu Türkiye doldurdu. ” Son günlerde Sol’da çok ayrıntılı bir şekilde yer verildi. NATO asimetrik harp kuralları uygulayarak Karadeniz’de özellikle Türkiye’ye yakın kıyılarda seyreden ticari gemilere silahlı insansız hava ve deniz araçları ile saldırılar düzenliyor. Normalde Türkiye’nin NATO’ya nota verip, diplomatçası nasıl olur bilmiyoruz ama tercümesi “Defolup gidin, pis işlerinizi başka yerde yapın” demesi gerekirdi. Ama o da ne, bunun yerine NATO’nun Karadeniz’e, Boğazlara ve Adana civarına yerleşmesi için hazırlıklar yapılıyor. İran’dan güya füze atılıyor, NATO onları imha ediyor, ancak füze radar izleri halktan saklanıyor. Muhtemelen NATO atıyor, NATO vuruyor. Aradan 112 yıl geçti, unutulmuş olabilir, ancak bu ülke halkı çok ağır bedelleri olacak bir kumpas ile karşılaşmıştı. Birinci Dünya Savaşı patlamadan önce Alman emperyalizminin son model iki zırhlı gemisi Goeben ve Breslau Akdeniz’de bulunuyordu. Savaş patlayınca gemiler İngiliz donanması tarafından kovalandı, bazı sıcak çatışmalar oldu ve sonunda 10 Ağustos 1914’te Osmanlı Devleti’nin izniyle Çanakkale Boğazı’ndan geçtiler. Gemilerin ismi Yavuz ve Midilli olarak değiştirildi ve Osmanlı Devleti tarafından satın alındı. Ancak Alman Amiral Osmanlı donanmasının başına geçti ve tüm gemilere Alman subaylar atandı. Bu arada mürettebata fes dağıtılması unutulmadı. Fotoğrafta Osmanlı tarafından satın alınınca Midilli ismini alan ve Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşına katılmasında rol oynayan Breslau zırhlısı görülüyor. İmparator 2. Wilhelm’den alınan talimatla Eylül ayında iki Alman zırhlısı ve dokuz Osmanlı gemisi Karadeniz’de tatbikata çıktılar. Rusya’nın Odessa, Sivastopol, Novorossiki limanları bombalandı, Rus gemileri batırıldı. Osmanlı bu şekilde emperyalist paylaşım savaşına başından beri içinde olduğu bir komplo ile katılmış oldu. Çok sayıda cephede sayısız ülke çocuğunun öldüğü bir savaşa sürüklendiler. Sonra yıllarca bize okulda “Biz hep kazandık aslında ama Almanlar yenildi” diye anlattıkları rezillik böyle yol aldı. Üstelik sayısız ölünün yanı sıra ülke de varlığını tamamen yitirme yoluna girdi Kurtuluş Savaşına kadar. Şimdi soru şudur, tarihin tekrarlanmasına izin verecek miyiz? Hala zamanımız var.
Go to News Site