Collector
İran savaşının sabır ve mukavemet sınavı | Collector
İran savaşının sabır ve mukavemet sınavı
BirGün Gazetesi

İran savaşının sabır ve mukavemet sınavı

Tunç SOYER* Emekli Tahran Büyükelçimiz Bozkurt Aran’ın çok kıymetli bir tespiti var. Özetle; ABD ve İsrail’in, İran’ın en büyük iki güç kaynağı olan “sabır” ve “mukavemet”i yeterince iyi anlayamadığını söylüyor. Bu tespit bugün yaşananları daha berrak görmemizi sağlıyor. Bu iki özellik köklerini binlerce yıllık Pers kültüründe, Şii inancına göre Kerbela’da yaşanan kesintisiz acıda buluyordur. Biraz daha yakın zamanlara geldiğimizde, 75 yıl önce İran’da yaşananların, İranlıları sabır ve mukavemet konusunda nasıl pişirdiğine, bu kavramların bugünkü savaşı neden ve nasıl şekillendirdiğine dair daha yakın bir milat bulabiliriz. Tam 75 yıl önce 28 Nisan 1951’de İran Parlamentosu Musaddık’ı başbakan olarak seçiyor. Musaddık, yurtdışında iyi eğitim görmüş, milliyetçi bir aydın olarak dış güçlerin özellikle İngiltere’nin ülkesini yağmalamasına büyük öfke duyuyor. Başbakan olarak seçildiğinde görevi kabul etmeden önce ülkenin petrol endüstrisinin millileştirilmesini oylamayı teklif ediyor. Parlamento teklifi oybirliğiyle kabul ediyor. Karar özellikle İngiltere’yi çok kızdırıyor ve İran üzerinde baskılarını artıran kampanyalar düzenliyor. Musaddık cevaben Tahran’daki İngiliz Büyükelçiliği’ni kapatıp tüm diplomatları sınır dışı ediyor. İngiliz Başbakanı Churcill ABD’den destek istiyor. Yeni seçilen Başkan Eisenhover başlangıçta gönüllü olmasa da hem Soğuk Savaş tehditleri hem de Dışişleri Bakanlığı ve 4-5 yıllık mazisi bulunan CIA’nın ısrarlı talepleri nedeniyle rıza gösteriyor. Çünkü bir yandan da kendisi petrolün batıya doğru akmasını sağlayacak bir plan arıyor. Örtülü operasyonlarla dünyayı ABD’nin menfaatlerine göre şekillendirmek amacıyla kurulan CIA; İran petrolünün Sovyetlerin kontrolüne geçecek olmasını bahane göstererek operasyon hazırlıklarına başlıyor ve Başkan’dan onay alıyor. CIA, sokak çetelerine şehirde terör estirmeleri için para dağıtmaya başlıyor, muhalif grupları bir araya getiriyor ve 19 Ağustos 1953’te büyük bir kalabalığı Musaddık’ın evine doğru yürüyüşe geçiriyor. Çıkan çatışmada 300 kişi ölüyor, Musaddık Hükümeti devriliyor, Şah İran’a dönüyor, 25 yıl baskısını arttırarak ülkeyi yönettikten sonra 1978’de İran halkının devrimiyle yeniden görevden alınıyor. Sonrası malum; savaşlarla, ambargolarla, baskılarla geçen 48 yıl sonra yeni ve büyük bir bölgesel savaş başlıyor. Bu kısa tarihsel hatırlatmanın ışığında bakalım savaşa. ABD ve İsrail, İran’da kritik hedefleri yok ediyor, liderlerini, komutanlarını öldürüyor, askeri varlıklarını zayıflatıyor, ülkenin alt yapısını perişan ediyor. Belli ki, uzun yıllar sürecek bir restorasyon ve yeniden inşa süreci yaşanacak. Gelgelelim, savaş bittiğinde nasıl bir tablonun ortaya çıkacağını düşündüğümüzde göreceklerimiz bundan ibaret olmayabilir. “Hayatta kal ve yor” ilkesine dayalı, sabır ve mukavemetle sürdürülen savaşta İran adeta satranç oynar gibi uzun soluklu ve sonraki adımlarını planlayarak hamlelerini tasarlıyor. ABD ise poker oynar gibi bazen blöf yaparak bazen el yükseltip restleşerek masada kalmaya devam ediyor. (Emekli Tahran Büyükelçisi Bozkurt Aran’ın satranç – poker benzetmesi) ABD masadan kalkamadığı her gün sermayeden yiyor; gücü azalan, maliyeti artan ve telafisi zorlaşan bir sona yaklaşıyor. İran bir yandan bombardımana direnirken bir yandan da ABD ve İsrail karşısında stratejik bir üstünlüğün taşlarını döşüyor. İran, Irak savaşından öğrendiği dersleri, ambargo ve izolasyonla başa çıkmak için geliştirdiği varlık mücadelesiyle birleştirince; merkezi olmayan savunma sistemleri, merkezi olmayan lojistik ağlar ve kendi öz gücüne güvenen bir stratejik akıl ortaya çıkartıyor. Bu stratejinin kalıcı sonuçlarından biri; ABD ile Körfez’deki ortaklıkları arasında bir yarılma yaratmak olabilir. 1990 Körfez Savaşı sonrasında Bahreyn, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE; bölgesel güvenlik konularında ABD ile uyumlu bir hale gelmişti. Ancak bu savaş vesilesiyle; ABD ve İsrail hava savunma sistemlerinin sadece İsrail’i korumak için konuşlandırıldığı anlaşılınca, Körfez ülkelerinin ABD’ye duydukları güven büyük bir sarsıntıya uğradı. Bu sarsıntı Körfez ülkeleriyle ABD arasındaki bağların gevşemesine yol açabilir. Bu durum ise; savaşta pişmiş ve “kelle koltukta” mücadele edip, ABD ve İsrail’i püskürttüğünü düşünen bir komuta kadrosuna sahip İran’la birlikte düşünüldüğünde ABD’yi Körfez ülkelerindeki üslere geri dönmek konusunda son derece isteksiz bırakabilir. ABD, sonuçta; “Diğer ulusların işlerine karışmama konusunda açık bir tercih ortaya koymuştur” diyen “Bağımsızlık Bildirgesi”ne ve Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) gerekçe göstererek pılısını pırtısını toplayıp, bölgeyi terk etmek zorunda kalacaktır. Kibir, ihtiras, şımarıklık gibi zehirli güdülerle başlattığı savaştan, kendi gücünün sınırlarını idrak ederek çekilecek ve belki de Bölgenin can damarı “Hürmüz”ü tamamen İran’ın kontrolüne bırakacaktır. Bu tablo “Süveyş Kanalı”nın hikâyesine benzetilebilir. 1956’da Süveyş’i millileştiren Mısır lideri Abdülnasır’a karşı savaş başlatan İngiltere’nin geri çekilmesi, İngiltere’nin Ortadoğu’daki eski gücünün sonra ermesinin başlangıcı olmuştur. “Hürmüz” de ABD’nin Bölge’deki sonunu hazırlayabilir. *** İsveç’te bulunan Gothenburg Üniversitesi’nin bünyesindeki Varieties of Democracy Enstitüsü’nün yayımladığı son rapordaki verileri Osman Ulagay T24’te paylaşmış. Dünya çapında demokrasi 1970’lerin ortalarından beri irtifa kaybetmeye devam ediyor. Dünya nüfusunun %41’i yani 3,4 milyar insan demokrasinin gerilediği ülkelerde yaşıyor. En çarpıcı veri ise ABD ile ilgili. ABD, 1789’dan bu yana ilk kez 2025’te demokrasiden uzaklaşarak otokrasiye yönelmiş ve bunu 1 yıl gibi bir sürede tamamlayarak tüm otokrasiye yönelen ülkeler sıralamasında birinciliği kapmış. İran ise demokrasiye hiç yaklaşmamış. Hiç kuşkusuz barışın en güçlü teminatı demokrasidir. İran’ın kazanacağı zaferin kalıcılığı da, ABD’nin mağlubiyetinin panzehri de demokrasiyle mümkün olacaktır. Dilerim ABD otokrasi şampiyonluğundan vazgeçer, İran da cumhuriyetini demokrasinin tatlı güneşiyle aydınlatır, 75 yıldır sabır ve mukavemetin bedelini ödeyen tüm vatandaşlarının mutluluğunu sağlayacak bir toplumsal mutabakatı inşa eder. *İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi, Koğuş B/63 Buca – Kırıklar

Go to News Site