Collector
Köklerinden sökülen geleceğimiz | Collector
Köklerinden sökülen geleceğimiz
BirGün Gündem

Köklerinden sökülen geleceğimiz

Muğla Milas’ta, İkizköy’ün de aralarında bulunduğu 6 köy için acele kamulaştırma süreci işletilirken bu sürece karşı çıkan ve yaşam alanlarını savunan İkizköy Çevre Komitesi üyesi Esra Işık 31 Mart’ta gece yarısı evinden gözaltına alındı ve tutuklandı. Bu tabloyu doğru yerinden okumak gerekiyor. Mesele yalnızca bir gözaltı ya da bir tutuklama değil. Mesele, yaşam alanlarını korumaya yönelik bir itirazın nasıl kriminalize edildiğidir. Zeytinlikler, ormanlar, su kaynakları… Bunlar yalnızca ekonomik değerler mi? Bir bölgenin geçimi, kültürü, sürekliliği, nefesi… Elbette ki Türkiye kendi elektriğini ve enerjisini üretecek. Ama bu enerjinin üretimi birilerini zengin etmek için gerçekleştirilmeyecek. Ve bu alanlara yönelik müdahaleler, yalnızca bugünü değil gelecek kuşakların dengesini de gözeterek, doğamızı talan etmeden gerçekleşmeli. Dolayısıyla bu alanların korunmasına yönelik itirazlar tartışmaya açık bir tercih değil, doğrudan kamusal bir sorumluluğun zorunlu sonucudur. Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Yaşam alanlarını savunmak ne zamandan beri suç olarak görülüyor? Esra Işık’ın tutuklanması, bireysel bir cezai sürecin ötesinde bir anlam taşıyor. Bu tür müdahaleler, yalnızca bir kişiyi değil, benzer itirazları dile getirebilecek herkesi ilgilendirir. Çünkü verilen mesaj açık: itiraz edersen, bedel ödersin! Oysa hukuk düzeninin temel amacı, tam da bu tür baskı ihtimallerine karşı bireyi korumak değil mi? Hukuk, yalnızca düzen kuran bir mekanizma değil ki, aynı zamanda gücü sınırlayan bir çerçevedir. Anayasamızın 56’ncı maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alır. Bu sadece bir hak tanımı değil; devlete düşen görev, yurttaşlara tanınan meşru zemindir. Çevreyi koruma çabaları da anayasal dayanağa sahiptir. Ama siyasal iktidar çok uzun süredir karşısında duran herkesi engel sayıyor, her itirazı tehdit görüyor. Dertlerini biliyoruz! Gerçekler susturulsun, rahatsızlık olmasın, rant işlemeye devam etsin… İşte bunun için TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ distopik suçlamalarla aylardır cezaevinde ve TELE 1’e kayyum atandı. Gazeteci Alican Uludağ ve BirGün muhabiri İsmail Arı da cezaevinde; konuşmasınlar, yazmasınlar, halka gerçekleri göstermesinler diye. Benzer şekilde, Milas Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanan Akbelen direnişçisi Esra Işık da öyle. Arazilerde keşifler rahat yapılsın, patronların konforu bozulmasın, rant düzenine en küçük bir müdahale dâhi olmasın diye Milas Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklandı Işık. E nasılsa ülkemizde ceza hukukunun bir “caydırma aracı” olarak kullanılması da sıradanlaştı. Ve hatta hukuk hak arayanları susturmakta, sömürücüleri korumakta ustalaştı. RANTA KARŞI DİRENMENİN BEDELİ Siyasal iktidar için acele kamulaştırma kararları neredeyse rutin bir keyif. Oysa kamulaştırma, istisnai bir yetki ve kamu yararı gerekçesiyle sınırlı olarak kullanılmalı. Kaldı ki, bu yetkinin kapsamı genişledikçe ve denetimi zayıfladıkça, bireylerin mülkiyet hakkı ve yaşam alanları üzerindeki tasarrufları fiilen daralır. Tıpkı güzel ülkemizdeki gibi. Sahi, gerçekler biraz sessiz kalsa, patronlar hiç rahatsız olmasa, rant da kendi halinde akıp gitse ne güzel olurdu, değil mi? Esra Işık’ın tutuklanması bu nedenle tekil bir olay olarak görülemez. Bu, yaşam alanlarını savunanlara yönelen yaklaşımın bir göstergesi ve bu yaklaşımın normalleşmesi, yalnızca bugünü değil, geleceği de doğrudan etkiliyor. Ranta kurban edilerek asırlık ağaçlar kökünden söküldü. Buna karşı durup “Toprağımızı vermeyeceğiz!” diyen Esra Işık’ın gözaltına alındığı ve akabinde tutuklandığı gün, yalnızca bir kişi değil hepimizin yaşam hakkına bir darbe indirilmiş oldu. Esra Işık derhal özgürlüğüne kavuşmalı ve mücadele ettiği alanlara geri dönmelidir. Son söz ise İkizköy Muhtarı ve Esra Işık’ın annesi Nejla Işık’ın: "Toprağımız için adalet istiyorduk, şimdi evladımız için adalet istiyoruz. 7 yıldır bu mücadeleyi verenleri hapse atarak İkizköy’ü talan edeceklerini sanıyorlar. Esra yalnız değil, hepimizi almaları gerekecek!"

Go to News Site