Collector
Uzaya bakıp rüya görmek: Ay'a giden ABD, insanlığa umut olabilir mi? | Collector
Uzaya bakıp rüya görmek: Ay'a giden ABD, insanlığa umut olabilir mi?
soL Haber

Uzaya bakıp rüya görmek: Ay'a giden ABD, insanlığa umut olabilir mi?

Elbette heyecanlanıyoruz. Yer çekimini hiçe sayarak havalanan uzay mekiklerindeki insanların heyecanına ortak oluyor, insanoğlunun yeni ufuklara kapı aralamasını önemsiyoruz. Ancak bu dünyada, bu düzende ve emperyalizmin her yönden pervasızca saldırısı altında hayat memat kavgasında yaşadığımızı unutmuyoruz. Unutanlar var. Bunlardan birisi T24 sitesinde yazan Hakan Okçal. Kendisi emekli bir büyükelçi. Mülkiye mezunu bir dışişleri mensubu. 1981-2001 arasında görev yaptığı yerler arasında Bonn, Berlin, Bingazi var. Buralarda konsolos, müsteşar gibi görevlerde bulunmuş. 1989 yılında Roma’daki NATO Savunma Koleji'nde “eğitim” almış. Sonrasında yine ABD ve NATO ile ilgili görevlerde bulunmuş. 2018’de emekli olunca kendisini akademiye, araştırma ve yayınlara vermiş. Üyesi olduğu “think-tank” Ankara Politikalar Merkezi'nin katkıcıları arasında Türkiye NATO Daimi Temsilcilerinden Mehmet Fatih Ceylan ve Tacan İldem gibi isimler dikkat çekiyor. Modern insan sayılan Homo Sapienlerin 60-70 bin yıl önce Afrika’dan çıkışından bu yana insanoğlu uygarlık yolunda çok önemli mesafeler aldı.  Sovyetlerin 1957’de fırlattığı Sputnik uydusu ile başlayan insanlığın uzay macerası, tekerleğin bulunması, yazının icadı, tarımın başlaması gibi bu yoldaki önemli kilometre taşlarından biri sayılabilir. Belki abartma gibi görünebilir ama, ben insanoğlunun uzay yolculuğunu Afrika’dan çıkışa benzetiyorum. İnsanoğlu uzayda tutunabilirse, aynı Afrika dışına çıktıktan sonra uygarlık yolunda attığı büyük ve önemli adımlara benzer adımları atacaktır. Bir farkla, bu kez uygarlığın tekamül çarkları çok daha hızlı dönüyor. Okçal yazısına hızlı ve romantik bir başlangıç yapıyor. Ancak uzay alanında insanlık adına pek çok ilki gerçekleştiren Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'nden, uzaya çıkan ilk insan Yuri Gagarin’den, uzaya çıkan ilk kadın Valentina Tereşkova’dan, uzayda yürüyen ilk insan Aleksey Leonov’dan, Sovyet uzay programının babası sayılan Sergey Korolyov’dan bahsetmeden heyecanlanabiliyor… ABD'nin Artemis programının hedefi Ay’ın karanlık ve soğuk güney kutbunda kalıcı bir üs kurmak. Burada donmuş su rezervleri var. Ama programın asıl hedefi Mars. Ay’daki yerçekiminin zayıflığından ve sürtünmeye sebep olan bir atmosferin bulunmamasından yararlanılarak, buranın ileriki Mars yolculukları için fırlatma üssü olarak görev yapması düşünülüyor. Daha sonra, insanoğlu kendini savaşlarla ve çevre felaketleriyle yok etmezse, diğer gezegenlere ve uzayın derinliklerine uzanacak. Dünyalı insanoğlu, uzaylı insanoğluna dönüşecek. Gelecekte birçok insan, dünyaya ayak basmadan uzayda doğup ölecek. Devamında Artemis II programından bahsediyor Okçal ve asıl hedefin Mars olduğunu belirtiyor. Ancak ne olduğu meçhul bir “insanoğlu” tanımı yaparak, kendisini yok etmemesi durumunda uzayın kapılarının açılacağını belirtiyor. Toplumsal analiz yerinde, uluslararası ilişkiler tamam, siyasi ve ekonomik değerlendirmeler son derece isabetli. İnsanoğlunun aklını başına toplaması lazım, gerisi kolay… Bu konuda en büyük sorumluluk, iddialı bir uzay programı başlatarak Ay’da bir üs kurmaya hazırlanan ABD’ye düşüyor. ABD, Soğuk Savaş sonrası dönemde Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) Rusya ve diğer uzay aktörleri işbirliği yapabildiyse, aynı işbirliğini Ay’da da tekrarlaması icap eder. Ama gerçekçi davranıp Trump yönetiminin bilinen tutumu nedeniyle böyle bir işbirliğinin şu anda hayalden ibaret olduğunu da kabul etmek lazım. Buna karşılık Artemis programına emek veren bilim adamlarının tüm insanlığın iyiliği için çalıştıklarına kuşku duymamak gerekiyor. Kaldı ki ABD Trump’tan ibaret değil. Trump Kasım’da büyük bir ihtimalle “topal ördek” haline gelecek, eski etkisini kaybedecek. Her ülkede olduğu gibi orada da iki tane Amerika var. “No King” diyen, savaşa karşı çıkan Amerikalılar bu ülkenin Trump’tan ibaret olmadığını bize gösterdiler. Barışçıl Amerikalıların temsil ettiği ABD’nin insanlığın ortak geleceği için gecikmeden uzayda yeni sorumluluklar alması gerekiyor. Sonunda Olçak’ın sakladığı sırra vakıf oluyoruz. İnsanoğlunun kendi neslini ortadan kaldırmaması ABD’ye bağlıymış. Ay’da üs kurma planlarına kendisini kaptıran yazarımız, Trump döneminde bunun olmayacağını kabul etse de bir olası başkan değişiminde tüm analizini güncellemeye hazır. Burada da en güvendiği unsur “namuslu” bilim insanları. Yaşadığı toplumsal sistemin işleyişinin farkında olan, halka karşı sorumlu bilim insanlarının böyle olduğuna kuşku yok. Ancak her bilim insanının da “namuslu” olmadığını biliyoruz. ABD’nin Manhattan atom bombası projesi, görmek isteyenler için pek çok örnek barındırıyor. İşin "sırrı", ne olursa olsun ABD'ye dair umut beslemek, geleceğini emperyalist merkezle birleştirmek... ABD tüm dünyanın haydutu kesilince, bunu Trump'tan ibaret görmek. Hegemonya rekabeti için dünyayı kasıp kavurmaya hazır ülkenin, Ay'da işbirliği yapacağını düşünmek. ABD'nin ekonomik sistemi, dev şirketlerin istekleri, silah tekellerinin eğilimleri, müesses nizamın asırlık önlemleri yokmuş gibi, "iki Amerika" olduğunu tespit edip, bunlardan birinin Trump gidince ABD'yi temsil edeceğini zannetmek. ABD'nin kendisi tartışmaya açmış, diğer üyeler varlığını sorgulamaya başlamış bir NATO'nun tezgahından geçmek, insanın her koşulda bu hülyalara inanmasını sağlıyor demek. Tıpkı ince propagandayı seçen Hollywood filmlerindeki gibi: ABD kötü, ama yine de dünyanın en iyi ülkesi, yeniden büyük olabilir, insanlığın başına geçebilir. Ancak konumuza geri dönelim. Bazı astronotlar/kozmonotlar uzaya çıkınca dünyadan uzaklaşıyor olabilirler fakat gerçekler değişmiyor. Dünyamızda egemen üretim biçimi kapitalizm ve insanın insanı sömürmesine dayanıyor. Alternatif bir üretim biçimi olan sosyalist ekonominin, işçi sınıfı iktidarının olmadığı bir konjonktürdeyiz. Sovyetler Birliği dağılmadan önce hayal bile edilemeyecek gelişmelere sahne oluyor dünya. Emperyalist hiyerarşinin başına getirilen patron bozuntusunun ardına saklanan emperyalist savaş makinası hiçbir kural tanımadan egemen ülke başkanlarını kaçırıyor, uluslararası sulardaki gemileri vuruyor, bunlara el koyuyor. Kendi koyduğu kuralları çiğneme rekoru kırıyor, Gazze’de yıllarca süren soykırıma ses çıkarmıyor, çıkarlarına uymuyor diye bir ayı aşkın bir süredir İran’a saldırıyor, ilan edilmemiş bir savaşta liderlere suikast düzenliyor, çocukları ve sivilleri katlediyor. Madem Olçak, artık dünyada doğmamış insanların olacağı çağlardan bahsediyor, biz de gerçekleşmesi daha muhtemel başka bir senaryodan bahsedelim. Mesafelerin ışık yılıyla ölçüldüğü uzay ortamında, görülebilir yakın gelecekte insanoğlunun güneş sistemi dışına çıkması mümkün değil. Dolayısıyla yaklaşık 4 ışık yılı ötemizde bulunan Proxima Centauri B gibi gezegenleri dışarıda tutmalıyız. Böyle olduğunda güneş sistemimizde insanoğlunun yaşamasına olanak tanımayacak şekilde sıcak ve soğuk kısımlar çıkarıldığında ortada kalan bölgeye yaşanabilir bölge ( Goldilocks bölgesi) denmekte. Olası insan yerleşimine uygun olabilecek seçenekler arasında Mars, Europa ve Titan sayılabilir. Ancak her seçeneğin ayrı olumsuzlukları var. En mümkün gözüken Mars’ta günler neredeyse dünyadakinin aynısıdır, yerçekimi tolere edilebilir seviyededir ancak çok seyrek olan atmosferinde oksijen bulunmaz ve hava çok soğuktur. Dolayısıyla teoride yerleşime olanak sağlasa da insanlığın geleceği için pek umut vaat eden bir açılım değil. Dolayısıyla Olçak’ın aksine “dünyayı mahvettik, artık çözüm uzayda” şeklinde özetleyebileceğimiz yaklaşımla kavga etmekten başka çaremiz yok. Yapılması gereken ise kafamızı kaldırıp uzaya bakarak rüya görmek olmasa gerek. Güneş sistemi ve yakın uzayda keşfedebildiğimiz oranda istisna halindeki dünyamız ve canlıların oluşturduğu ekosistem hiçbir şekilde vazgeçilmeyecek kadar değerli. Ona sahip çıkıp yaşatmak ve insanın insanı sömürmediği, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal sistem için kavga etmek daha mantıklı. Dünyanın ezici çoğunluk ülkesinde sosyalist iktidarların olacağı bir çağ, Mars'ta kurulacak bir uzay üssünden çok daha heyecanlandırıcı. Ayrıca bu hiç de hayal değil, uğruna mücadele edilesi bir kavga konusu sadece…

Go to News Site